Merak ediyorum seni,
Uyudun mu mesela? Hangi tarafına döndün? Ya da saçların nasıl dağıldı yastığına?
Gecenin sessizliğinde, usulca, kendi nefesini dinlerken hangi rüyaların peşindesin?
Belki de gözlerinin ucunda beliren küçük tebessüm bir hayale ait, belki bilmediğim bir dünyada, yanımda bile değilken bana en yakın olduğun yerde… Ellerini nasıl koydun? Başucunda mı yoksa göğsünün üstünde mi? Huzurlu musun, nefesin sakin mi?
Sen uyurken, dışarıda tüm dünya susuyor sanki, sokak lambaları bile fısıldar gibi yanıyor. Biliyorum, belki sıradan bir gece; ama yine de bu gece, sen uyuyorsun diye, bana başka geliyor. Sanki yıldızlar sana göz kulak oluyor, ay da seni benim gibi izliyor…
O kadar çok şey var ki merak ettiğim. Göz kapaklarının ardında neler var acaba? Göremediğim ama hissettiğim o düşlerin arasında bana da yer var mı? Belki bir kumsalda yürüyorsun, belki çocukluğuna dönmüşsün, belki de hiç tanımadığım bir şehirde benden uzak ama bana yakın, huzurlu bir yolculuktasın.
Uyurken bile seni düşünmek, varlığının bana hissettirdiği her şeyi daha derin kılıyor. Senin uykunda bile, sadece yanında olabilmek istiyor insan; seninle aynı rüyanın bir kenarında, sessizce…
Belki de uykunun en derin yerindesin şimdi, zamanın durduğu, tüm seslerin yavaş yavaş kaybolduğu o an. Uyandığında hatırlamayacaksın, ama ben buradayım; senin nefes alışınla yankılanan bu sessizlikte, sanki seninle aynı rüyayı paylaşıyorum.
Sen uyurken bile seni düşlemek, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gözlerini açışını hayal etmek… Nasıl bakacaksın acaba dünyaya? O ilk uykulu bakışlarında bir parça benim izim kalacak mı? Belki yastığa dağılmış saçlarına dokunacaksın, belki yüzünde hissettiğin bir düş izi seni gülümsetecek. O an bile, uykunun en masum haliyle, tüm saflığınla bende kalıyorsun.
Gecenin en