Rivayet odur ki…
1990’ların ortasında, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı bir köyde, bir grup genç kızın hayatı töre uğruna ellerinden alınır.
Bu kızlardan bazıları kendi istekleri dışında evlendirilmeye zorlanır, bazıları ise sadece sevdikleri birine gönül verdikleri için "namus" bahanesiyle aileleri tarafından cezalandırılır.
İsimleri halk arasında fısıltı gibi dolaşır: Rabia, Şemse, Sevda, Hatice ve Gönül…
Köy meydanında halkın gözleri önünde ya vurulurlar, ya boğulurlar, ya da nehir kenarında sessizce sonsuzluğa uğurlanırlar.
Ama bu hikâyenin içindeki en acı yankı Gönül’ün adıyla gelir.
Gönül, töre kararıyla bayıltılıp bir nehre atılır…
Ancak kaderin iç burkan cilvesi, onu ölümden kurtarır.
Sulara düşen bedeni bir şekilde hayatta kalır, nehir onu geri verir.
Ama onunla birlikte acıyı, ağıtı ve isyanı da taşır kıyıya.
İşte o gün, “Weylo” feryadı yükselir.
Bu sözcük Kürtçe’de, özellikle erkeklere hitaben kullanılan, ağlayarak yakarış içeren bir ünlemdir.
Bir tür çığlık.
Bir haykırış.
“Eyvah! Ey gidi erkek, ne yaptın?” demektir belki de…
şarkı, sadece o kızlar için değil,
Bütün töre cinayetlerinin kurbanı olmuş kadınlar için bir ağıttır.
Sadece Kürt halkının değil,
Bütün coğrafyaların susturulmuş seslerine bir çığlıktır.
O yüzden hâlâ biri “Weylo” dediğinde,
Bir dağın eteğinde, bir annenin kucağında, bir mezar taşında rüzgar ağlamaya başlar…