Okurken en çok hissettiğim şey rahatsız edici bir dürüstlüktü. Alıştığımız “engelli birey” anlatılarından çok farklı bir yerde duruyor. Acındıran, yücelten ya da ilham veren klişeler yok. Tam tersine; öfkeli, arzuları olan, bencil olabilen, hata yapan gerçek bir insan var karşımızda.
Ana karakterin iç dünyasına bu kadar yakından bakmak başta beni zorladı. Çünkü çoğu zaman toplumun görmek istemediği düşüncelerle karşılaşıyoruz. Engelli bir bireyin cinselliği, kıskançlığı, hırsı ya da manipülatif yanları edebiyatta genelde törpülenir. Burada ise hiçbir şey süslenmemiş. Bu cesur yaklaşımı çok kıymetli buldum.
Kitap oldukça kısa ama etkisi yoğun. Dili sade, yer yer sert ve mesafesiz. Okurken karaktere hem kızdım hem empati kurdum. Onun yalnızlığı ve sıkışmışlığı satır aralarında çok güçlü hissediliyor. Özellikle toplumun “yardım etme” adı altında kurduğu görünmez tahakküm çok çarpıcıydı.
Beni en çok düşündüren şey şu oldu: Biz gerçekten engelli bireyleri birey olarak mı görüyoruz, yoksa onlara uygun gördüğümüz bir rolün içine mi yerleştiriyoruz? Kitap bu soruyu yüzümüze net bir şekilde çarpıyor.
Kambur herkesin seveceği bir metin değil. Rahatsız eden, konfor alanını bozan bir tarafı var. Ama tam da bu yüzden önemli. Benim için kısa ama tokat gibi bir okumaydı. Bitirdikten sonra uzun süre üzerine düşündüm.