Arkasında yazdığı gibi gerçekten içinde kayboldum...
Puan vermedi·640 syf.··
2026 3. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 09:37
Kitabın ilk başında yazarın imza bir dili olmadığını düşündüm. Daha kendine özgü, baharatlı değildi ama sonra kitabın yalın anlatımına alıştım. Sayfa sayısı o kadar çok ki ve karakterlerde istemeden kitapla çok vakit geçirip, çok sayfa okuyup dizi gibi takip ediyorsunuz masalı. Yani bende öyle oldu. Sevdim mi sevdim. Spesifik olarak aşk öyküsü denebilir mi diye sorarsak benim cevabım içinde pekte romantizm ve aşk olmadığı. Çok spoiler olmasın ama kitap aşk kısmını işlememiş. Yapı olarak cinin klasik bir erkekten farkı yoktu. Bu yüzden cini pek beğenemedim. Golem karakteri daha çok ilgimi çekti. Golemi daha çok sevdim. Birde tabii ki her şey olması gerektiği gibi ve tabii ki öyle kurgulanıp öyle olması gerektiği için 2. Kadın eklenmiş hikayeye ama - belki biri daha fazla kendinden bir şeyler bulur, bu da hayatın gerçeği- ama ama ama ben olsam Sophia karakterini hiç eklemezdim. O kısım o kadar canımı sıktı ki -benimle alakalı- ve önümde daha 300-400 sayfa vardı. Mecburen kitaptaki yahudilik, arap, kültürel bilgileri sindirip onlardan zevk almaya verdim kendimi. Golemle hiçbir problemim yok ama Cin hiçte eğlenceli ve etkileyici bir karakter değildi. El sanatlarına yetenekli, ikiside çok yetenekli zaten ancak cin benim hiç içime sinmedi yani. Dediğim gibi Sophia o kadar saçma olmuş ki sondaki Sophia'lı sahneye de bir anlam veremedim açıkçası. Onun yerine biraz daha romantik sahneler yazılabilirmiş. Gerçi yazmanın yanında okuyup şöyle olsun böyle olsun demek daha kolay biliyorum. Ama en taze haliyle okuduktan sonra böyle düşündüm. Kitaptaki sade kültürel ve dini bilgileri de çok sevdimmmm tekrar belirteyim ♡
Golem ve CinHelene Wecker · Doğan Kitap · 2014464 okunma
7/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 81. kitabı
Kitap adı: Pozitif Psikoloji Yazar adı: Nevzat Tarhan Sayfa sayısı: 304
Pozitif PsikolojiNevzat Tarhan · Timaş Yayınları · 2015174 okunma
DİKKAT TRAVMAY ÇIKABİLİR!
B ir pazar günüydü. Üsküdar'dan vapura binip Karaköy'e geçtim. Niyetim, Fatih Sultan Mehmed Han'ın çizmecibaşısı, yani savaşlarda giydiği çizmeleri yapan usta Bedrettin Mahmut Efendi'yi ziyarette bulunmak, kabri başında dilim döndüğünce dua etmekti. Vapurdan indim, yürümeye koyuldum. Yolun karşısına geçmek isterken, nasıl olduysa bir an dalmışım. Tramvayın gürleyen düdüğüyle irkildim. Kalbimin küt küt edişi hızlandı. Derin bir nefes aldım, kendimi toparladım ve dikkatlice karşıya adımladım. Biraz daha ilerleyip kabre vardım. Duamı ettikten sonra tramvay durağına geri yürüdüm. *** Eve doğru yol alırken, tramvayın düdük sesiyle irkilip kendime gelişim aklıma düşüverdi. Acaba o anın etkisi bende bir iz bırakmış olabilir miydi? "Tramvay travması" mesela... Bir an böyle düşünmek tuhafıma gitti. Yok canım, dedim kendi kendime, bir sesten travma mı olurmuş? Peki, zihnim bir anda tramvay yoluna daldığım gibi travma/yın önüne niye atlamıştı? Bunları şimdi sana neden anlatıyorum...
Amacın diğeriyle ilişkide kalmak mı yoksa haklı çıkmak mı?Bunun önemsiz bir olay olduğu konusunda onu ikna etmekden vazgeçtim.Şikayet etmeye ihtiyacı vardı ve bende kendisini dinleyecek iyi bir ruh görmüştü.
Sayfa 242·Kitabı okudu