Parantezlerin Arasındaki O Boşlukta Yürüyorum Çoğu insan, hayatı bir bütün sanıyor. Oysa hayat, iç içe geçmiş devasa parantezlerden ibaret. İnançlar, öğretilmiş doğrular, sosyal maskeler... Hepsi birer yavaşlatıcı. İnsanın o en çıplak, en ilkel haline ulaştığı o saf refleksi görebilmek için, bazen o parantezleri sarsmak gerekiyor. Geçenlerde yine o "deneyi" yaptım. Tanıdığım birine, adını sordum. Ama öyle sıradan bir soru gibi değil; "Sana bir soru soracağım ama cevabını zaten biliyorsun" diyerek tüm zihinsel savunmalarını, o sahte hologramını kilitledim. İşte o an... Kendi ismini söylerken bile duraksadığı, o mimiklerinin birbirine girdiği saniye, onun karakter dediği o "yavaşlatıcı parantezin" çöktüğü andır. Söz ağızdan çıkana kadar karakterin filtresine takılır, bükülür, yavaşlar. Ama gözler öyle değil. Gözlerdeki o veri çekme hızı her zaman aynıdır, atomiktir, objektiftir. Ben o hıza bakıyorum. Karakterle, o sahte farkındalık egolarıyla ilgilenmiyorum. İnsanların "farkındayım" dediği şey, egonun kendini sakladığı yeni bir parantezden başka bir şey değil benim için. Benim Zenim, bu parantezlerden kaçmak. Herkes gibi olmaya çalışmıyorum, çünkü herkes gibi olmak, o yavaşlığa teslim olmaktır. Ben o parantezlerin geldiği yeri biliyorum, oradaydım. Şimdi dışarıdan, o kaçış konumundan bakıyorum. Burası benim oyun alanım. Bilgiyi işleyip, posasını atıp, o hattan en hızlı şekilde geçmek... Objektiflik dediğiniz şey, aslında sadece biyolojik bir optimizasyon meselesidir. Gerisi sadece birer meta-hologram. #Anonizma