• İçkisiz de sarhoş ettin sen beni. Sarhoş oldum, Rodya’cığım! İçmeden sarhoş oldum!
  • Kitap 5 farklı hikayeden oluşuyor ve ilk hikaye kitaba ismini vermiş. Benim en beğendiğim hikaye ise "Leporella" oldu. Hikayelerin her birinde Zweig kitaplarında görülen ruh analizlerine yer verilmiş ama bu sefer beni tatmin eden bir eser olmadı. Zorlanarak okudum desem yeridir. Yalnızca Leporella'nın hayatta hiç bir amacının olmaması, yaşamının yalnızca para biriktirmek, yemek yapmak ve kiliseye gitmekten ibaret olan bir kadının patronuna köleliği ve sonucu çok güzel kaleme alınmış. Diğer hikayeleri beğenmediğim için yorum yapamıyorum ama yine de okumayın diyemem. Sadece beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu.
  • Çok derinlerde, içimde bir yer acıyordu ve her yanımı korku kaplamıştı. Küçük bir kız çocuğuyken geceleri odadaki gölgeleri korkunç figürlere benzeterek korktuğum dönemi hatırlıyordum. Odada bir şeyler çıtırdardı, ben o zamanlar ahşap eşyaların çatırdadığını bilmezdim, odaya kötü adamların girdiğini sanıp korkardım. Nefes almaktan bile çekinerek gözlerimi sıkı sıkı yumar, beklerdim. Bir süre bekledikten sonra da yataktan yıldırım gibi fırlar, babaannemin odasına koşar, yorganının altına girerdim. Babaannem bana sıkıca sarılır, saçımı okşayarak beni yatıştırırdı. Bu gece de aynı korkuları hissediyordum. Kötü şeyler olacaktı ve ben bütün dünyaya karşı tek başımaydım.
  • bir adın kalmalı geriye
    bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    aynaların ardında sır
    yalnızlığın peşinde kuvvet
    evet nihayet
    bir adın kalmalı geriye
    bir de o kahreden gurbet

    sen say ki
    ben hiç ağlamadım
    hiç ateşe tutmadım yüreğimi
    geceleri, koynuma almadım ihaneti
    ve say ki
    bütün şiirler gözlerini
    bütün şarkılar saçlarını söylemedi
    hele nihavent
    hele buselik hiç geçmedi fikrimden
    ve hiç gitmedi
    bir topak kan gibi adın
    içimin nehirlerinden
    evet yangın
    evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
    evet kaybetmenin o zehirli buğusu
    evet nisyan
    evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
    sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
    bu sevda biraz nadan
    biraz da hıçkırık tadı
    pencere önü menekşelerinde her akşam

    dağlar sonra oynadı yerinden
    ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
    sen say ki
    yerin dibine geçti
    geçmeyesi sevdam
    ve ben seni sevdiğim zaman
    bu şehre yağmurlar yağdı
    yani ben seni sevdiğim zaman
    ayrılık kurşun kadar ağır
    gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
    yine de bir adın kalmalı geriye
    bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    aynaların ardında sır
    yalnızlığın peşinde kuvvet
    evet nihayet
    bir adın kalmalı geriye
    bir de o kahreden gurbet
    beni affet
    Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

    Ahmet Hamdi Tanpınar
  • "N'oldu Zeze ?"
    "Hiç Godóia... Neden kimse beni sevmiyor ?"
    "Hep hinlik peşindesin de ondan."
    "Bugün tam üç kez dayak yedim , Godóia."
    "Hak etmedin mi ki ?"
    "Ondan değil. Kimse beni sevmediğinden herkes bana vurmak için bahane arıyor , galiba yarın Rio-Sâo Paulo Otoyolu'nda bir arabanın altında kalıp ezilsem en iyisi olacak."
    José Mauro De Vasconcelos
    Sayfa 109 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • Okuduğum 20. Pepper kitabı. Yine harika... yine şahane.

    Çok farklı bir hikaye yazdığını biliyordum kitap ilk çıktığında... ama okumadan anlaşılmıyor maalesef. Gerçekten çok farklıydı.

    Hakkında ne yazmak istesem, spoi olacakmış gibi geldiği için yazmak biraz sıkıntılı şu an. Yine de beğendiğim bir kaç şeyi yazayım:

    *Ren ve Della'nın yaş farkları. Yıllar geçtikçe o yaş farkının daha da güzel görünmesi.

    *Ren'in kaçarken Della'nın ayağına bağ olmasından, hızını yavaşlatmasından dolayı hissettiği nefretin fazla zaman geçmeden sönüp, yok olması. Sevgisinin, merhametinin ortaya çıkışı...

    *Della'yı büyütmek için elinden gelen her şeyi yapması. Wilson'ların çiftliğindeyken ödemeyi kabul etmeyip, Della'nın eğitimi için ne gerekiyorsa yapmalarını rica etmesi.

    *Della'nın o küçücük 5 yaşındaki haliyle Ren'i Cassie'den kıskanması, Ren'i sadece kendine istemesi. Ren'in Cassie'yi kendinden daha çok seveceğinden korkması...

    *Della'nın o gece yaptığı o yanlış hareketle her şeyi ortaya çıkarması ve benim beklediğim sahnelerin gelmesi flkgd uzaklaşma, kendini geri çekme, yapacağı şeylerden korkma, kendine yakıştıramama sahneleri aslında.. o eski masumiyet dolu günlerin artık geride kaldığını ikisinin de anlamasına neden olan sahneydi.

    *Della'nın yaptığı saçmalıklardan dolayı ayrılacak noktaya gelmeleri... evet bu sahnelere de bayılıyordum, ayrılacak olmalarının korkusunu yaşamak çok güzeldi flgkg

    Aslında aklıma gelmeyen bir sürü sahne var ama genel olarak ağır dram olmadığı için,
    asıl hikaye ikinci kitapta başladığı ve ikinciyi okuyabilmek için bunu aşmak gerektiği için çok bir şey söylemeye gerek yok.

    son olarak... Alara... teşekkür ediyorum, sen beni itmeseydin ben hala kitabı erteliyor olurdum. The Son and His Hope gelirdi üstünden bir yıl geçerdi ben öyle okurdum dlkff sağol aşkım <3

    Lincoln Brewster - While I Wait
  • Eve gitmek için Ürdün Nehri'ni geçmeye çalışan ama yüzme bilmeyen bir akrep varmış.Nehirden geçmek üzere olan bir deve görür ve ondan, kendisini sırtına alarak geçirmesini istemiş."Ama beni sokabilirsin" demiş deve." Saçmalama" diye karşılık vermiş akrep. "Seni sokarsam ikimizde ölürüz, sen benim zehrimden , bende boğulacağım için.Nehri geçmene izin vermek benim çıkarıma."Deve buna ikna olarak kabul etmiş ve akrep devenin sırtına tırmanmış.Azgın nehrin tam ortasındayken, akrep deveyi sokmuş.İkisi de boğulmaya başlarken deve dönüp akrebe sormuş: "Neden beni soktun?Bak şimdi ikimiz de öleceğiz.Bu hiç mantıklı değil." Akrep yanıt vermiş:
    Bunun mantıkla ne ilgisi var? Burası Orta Doğu!"