• Beni can kulağıyla dinlediğin için de teşekkür ederim! Dinlemesini bilen insanlar o kadar az ki!
  • “Hiçbir insan bu kadar büyük bir sıkıntıya uzun süre dayanamaz. Nasıl ilerleyebileceğimden emin olsaydım, direncim sabit olabilseydi zihnim buna odaklanabilirdi; ama hayır, saldırılar her gün karakter değiştiriyor ve beni savunmasız bırakıyor, kederim bir tane değil, türlü türlü kederim var. Ah dostum!” diyerek başını omzuma yasladı, devam edemedi.
  • Beni hapiste vurdular Keje, ölmedim. Hastalandım bi' ciğerimi orada bıraktım gene ölmedim. Çok dövdüler beni kan kustum ama ölmedim. Yaşadım... Seni bir kez daha görebilmek için yaşadım. Şimdi bana dediler ki, kimse sesini duyamıyormuş, susmuşsun. Benimle de konuşmayacak mısın Keje? Sesini duyamayacak mıyım?

    #eşkiya
    #gunaymış
  • 47 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    1963 yılında Kırıkkale’de dünyaya geliyor Birhan Keskin..
    Dünyadan geçerken karşılaştığı tüm yeryüzü hallerini kaleme alıp şiire döküyor.Birhan Keskin’in Fakir Keneden sonra okuduğum ikinci kitabı..
    Ba,üç bölümden oluşmu;Monopoz,Monogram,Monolog..

    “İnsan, babası hayattayken, sanki tüm babalar hayattaymış gibi bir yanılgıya; babası öldüğündeyse sanki sadece kendi babası ölmüş gibi bir küskünlüğe meyillidir."
    .....
    Kitabın adı babasının ölümünden sonra Ba olmuş ve ona ithaf etmiş.
    Babanın ilk hecesi “Ba”
    Yarım kalmış sözcük,yarım kalmış bir hikaye..


    Sevgili Birhan Keskin şiir kitabında ayrıca kendi bedenini odak noktası haline getirmiş
    40’lı yaşları süren bir kadın,hormonların dengesinin bozulması ve menopoz.....

    Hüzün,kabullenmemişlik,dizelerde kendini hissettirir.

    “Eksildim ben azaldı içimdeki su
    Yeşermiyor cümlem”
    Bazı dizelerinde ise hayat karşısında
    Tutunamamışlık ve yalnızlık hissedilir.
    Birhan keskin bu kitabında kendine yolculuk ederken biz kadınları öyle güzel anlatmış ki o güzel dizeleriyle
    “İnsan hallerini yeryüzü halleriyle birleştirmede gösterdiği başarı ve bunu şiire dönüştürme yeteneği de muazzam.
    Yeryüzünden geçerken,her şiiriyle kendini ve insanlığı sorguluyor,sorgularken de “insan olan yerlerim ağrıyor”diyor.

    Birhan Keskin’in aldığı şiir ödülünü sonuna kadar hak ettiğini düşündüm..
    Ben çok beğenerek okudum tavsiye ederim.

    Penguen,
    “Kim bağışlayacak beni?
    Çizdim senin beyaz ve narin yerini
    Elimde unuttuğum ince metalle....”
  • Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur;

    "Sabah namazını kıldığında hiç kimseyle konuşmadan önce yedi defa
    'Allahümme ecirnî minennar
    (Allah'ım, beni cehennem ateşinden koru.)
    de. Eğer o gün ölürsen, Allah senin için cehennem ateşinden koruyucu bir berat yazar.
    Akşam namazını kıldığında hiç kimseyle konuşmadan önce yedi defa
    'Allah'ım, beni cehennem ateşinden koru.'
    de. Eğer o gece ölürsen Allah senin için Cehennem ateşinden koruyucu bir berat yazar." (Müsned, IV/234)
  • KIRLANGIÇIN AŞKI

    Günlerden bir gün Kırlangıcın biri bir adama âşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama söyle demiş:
    – Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri al, birlikte yaşayalım.
    Adam:
    – Olmaz alamam… Sen bir kuşsun, hiç bir kuş adama âşık olur mu? Demiş.
    Kırlangıç tekrar:
    – Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canın da sıkılmaz birlikte yaşar gideriz. Demiş.

    Adam yine

    Olmaz alamam… Git başımdan, diye cevap vermiş.
    Üçüncü ve son defa kus adamın penceresinin önüne konup adama tekrar söyle demiş:
    – Lütfen beni içeri al. Artık soğuklar da başladı, dışarıda kalamam biliyorsun, ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece, beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın, der…
    Adam ona:
    – Git derhal başımdan! Ben yalnız kalırım, demiş ve kuşu kovmuş…
    Kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş. Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra kendi kendine “Ben ne aptal, ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık” demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama iş işten geçmiş.
    Kendi kendine nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmesiyle kırlangıçlarda gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş. Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna... Kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcı gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra, bilge kişi ona şöyle demiş:

    “Kırlangıçların ömrü 6 aydır…”

    Hayatta bazı fırsatlar vardır ve ömründe bir defa insanın eline geçer. Değerlendiremezsen de uçup gider…
  • Öğretmenliğin esasında, yüreğinde insanlığa dair zerre miktar umut kalsa dahi inandığı yolda devam edecek olan insanların temel uğraşısı olduğunu gösteren bir anlatı:

    "Uygulamalı staj dersim... İlk kez ders anlatacaktım ve bir sınıf, bir ders saati boyunca benim öğretmenliğimde olacaktı..ne büyük bir heyecan, ne tatlı bir mutluluk, ne güzel bir uğraşı! Öğretmenliği (doruk noktasında) ilk kez yaşayacağım o gün... Kapıya yöneldim..tıpkı derse ilk kez giren bir öğretmen edasıyla derse başladım sonunda! Allah'ım o ne güzel heyecan! Hani neredeyse kalbim yerinden çıkacakmış gibi içim kıpır kıpırdı! İsmimi tahtaya yazdım..ufak bir tanışma faslından sonra en çok merak ettiğim konuyu sordum öğrencilere:
    "Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?"
    Gelen cevaplar hem ilginçti hem umut dolu hem de komik!
    "Öğretmenim, ben iç mimar olmak istiyorum!"
    "Ben büyüyünce pop star olacağım öğretmenim!"
    "Ben avukat olmak istiyorum!"
    "Hemşire olmak istiyorum..."
    ...
    Ön sıralarda minik bir öğrenci dikkatimi çekti. Ona da söz hakkı verdim. Aramızda şu konuşma geçti:
    -Sen büyüyünce ne olmak istiyorsun?
    O kadar tatlı bir heyecanı vardı ki cevabı verince o mesleği icra ediyor zannettim:
    -Ben yazar olmak istiyorum!
    Şaşırmıştım..geçici bir heves olduğunu düşündüm ilkin. Ama sormadan da edemedim:
    -Adın neydi?
    -Elif Gül.
    -Peki Elif Gül, yazarlar ne iş yapar?
    -Öğretmenim yazı yazarlar, şiir yazarlar.
    -Anladım...
    Derse devam ettik sonrasında..dikkatimi çeken nokta Elif Gül'ün ders dışında bir yazı uğraşısı içinde olduğuydu. Tatlı bir sitem ile sordum:
    -Ne o Elif Gül, şiir mi yazıyorsun?
    Yine o tatlı heyecanıyla ve masum sevgisini ileten gözleriyle cevapladı beni:
    -Evet öğretmenim, sizin için şiir yazıyorum!
    Boğazımda bir şeyler düğümlendi o an..gayri ihtiyari ağladım gözyaşlarımı içime akıtarak... Dersin sonunda Elif Gül bana minik bir kâğıtta şiir hediyesini verdi. Bu kadar mı güzel olurdu bir hediye?... Sonraki günlerde benim de ona küçük bir hediyem oldu: Kitap. Stajım bittikten sonra okulu ziyaret ettim. Okula gittiğimde Elif Gül'ün bulunduğu sınıfa geçtim..sınıf, koridorun merdiven tarafından en başındaydı. Büyük bir özlemle sınıfa yöneldim. Teneffüs vaktiydi... Biraz konuştuktan sonra Elif Gül'ü sordum. Dışarıda olduğunu söyleyince bir öğrenciyi çağırması için gönderdim. Bu arada ben de koridora çıktım. Biraz bekleyince Elif Gül'ün sesini duydum! Daha merdivenin aşağısında iken beni gördü ve o saf ve tertemiz mutluluğunu, koşar adımlarla bana doğru gelirken "Öğretmenim!" hitabıyla ifade etti! Koştu ve gelip bana sarıldı Elif'im... Yüreğimdeki tarifi imkânsız umudum, mutluluğum ve heyecanım ile 'bu uğraşının hakkını vererek yapacağım ben!' düşüncem azmimle birleşip her zerremi sevgiyle sardı o an...
    Teşekkür ederim Elif'im, öğretmenliğin özünü bana öğrettiğin için..."

    Mahmud KARAKAŞ