Porselen bilekleri üzerinde ayakta duran kadınlar, boyun eğer görünüşleri bir aldatmacadan ibaret. Buraların taşlarına benzeyen kadınlar. Gevrektir, kolay kırılır sanırlar ama gerçekte onlardan daha sağlam bir şey yoktur. Çünkü kadınlar kader konusunda kurnazdır. Asla meydan okumamak gibi bir bilgeliğe sahiplerdir. Boyun eğerler, ama bir yandan da uyum sağlarlar. Güç kaynaklarını önceden görür, direnç oluşturur, enerjilerini iyi kullanır, sıkıntıların önüne geçerler.
Babasının bakışlarının üzerindeki perdeyi gayet net görüyordu, özellikle de gülüşünü, sadece ağzı gülüyordu, gözleri ise ifadesizdi, uzaklara dalıp gitmişti.
"Zaman her şeyin ilacı," dediler defalarca. Aslında böyle gecelerde tam aksine zamanın hiçbir şeye ilaç olmadığını idrak ediyor. Zaman acıyı derinleştirip canlandırıyor, her defasında daha yoğun biçimde.
O günden sonra hiçbir şeye bağlanmadan büyüdü. Bağ kurmak çok tehlikeli diye düşünüyordu. Sevdiğin insanlar kolayca yok olup gidebilirlerdi. O, mutluluk ihtimalini kayıp ihtimaliyle bağdaştırmış bir yetişkindi.
Miyoptu, böylece onu görmemeyi riske atmamış oluyordu. Çünkü onu görmek sıfırdan başlamak anlamına geliyordu. Bu onsuz geçen, yumuşak yanağı ve gülüşü olmaksızın geçen bütün günlerin hızla aklına üşüşmesini başlatıyordu. Bu bir sonraki ve daha da ıstıraplı gidişi başlatıyordu. Bütün o metanet çabasının bir darbede yıkılıp gittiğini görmek. Bu yere yatmak ve ölmek demekti.