Gecenin zifiri karanlığındayım. Karanlık. Yaşam gibi. Şu an yazmak için bembeyaz sayfa açıyorum karanlığımı aydınlatan. Tünelin sonundaki ışık mıdır karanlığı anlamlı kılan, karanlık mıdır ışığa ulaştıran? Yürüyoruz. Tünelin sona ereceğini bilerek yürümek, yürümeye iten neydi sahiden? Ya gözleri görmeyen birisi için neydi ışık? Ruhunun varlığını hissetmeyen birisinin yaşaması gibi tıpkı. Kişi kendi karanlığına hapsedilmiş mahkum, ışığın varlığını kaybederek yaşayarak. Işıksız bir karanlık anlamsız, anlam bulmak mıdır ışık? Yürüyoruz karanlığa, her geçen adım daha yakın o sona. Ruh gözler gibi. Görmeli. Başa dönüyorum. Karanlık. Gecenin zifiri karanlığındayım.
sibel
Yine gece ve ben karanlığa sarılıyorum, yazıyorum. İliklerime işliyor karanlık. Ay ışığına bakıyorum. Küçükken arabanın içerisinde araç ilerlerken ayın hep benimle geldiğini sanardım. Nereye gitsem hep orada bana baktığını. Zaman geçip olgunlaştıkça ay ve ışığı geriye kendini karanlığa mı bırakır insana? Nereye gitse peşinden gelen. Karanlığa sarılıyorum. Minik bir kız çocuğunun karanlıkta kalıp ışıklar söndüğünde korkudan ağlaması zamanla kendini sarılmaya mı bırakmalıydı? Belki de her daim onunla olduğu içindi sarılması. Oturuyorum sokak lambasının altındaki bankta. Karanlık. Yanında karanlığını aydınlatan. Gülümsediğinde yüzünde açan güllerin bende oluşturduğu umut filizleri. Bundan habersiz oluşu ve benim onun gözlerinde gördüğüm umutsuzluk. Sokak lambasına bakıyorum yeşermiş yapraklara sahip ağaca yansıyan. Tohum olarak kalsaydı tıpkı umutsuzluk gibi, yeşerip altında dolaşır mıydı kirpi? Umutsuz oluştu karanlığa sebep olan. Ay hiç vazgeçmeli miydi ışığını saçmaktan?
sibel