"Kendi başına, uydurma olan bir yalan söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birincisinde insanlığımızı ispatlarız, ikincisinde ise bir kuştan daha akıllı olmadığımızı gösteririz. Nasıl olsa insan, doğruyu bulur bir gün. Doğru pırıl pırıldır. Gözden kaçmaz. Bu yolda hayat feda edilse yeridir. Çok örnekleri vardır bu söylediklerimin. Şimdi ne yapıyoruz? Bilimde, gelişmede, düşüncede, buluşta, idealde, amaçta, liberalizmde, muhakemede, tecrübede her şeyde ilkokulun hazırlık sınıfındayız. Başkalarının fikirleriyle yaşıyoruz. Eskiden de böyle yapardık. Haksız mıyım?"
"Yalan, insanların bütünü öteki yaratıklara karşı üstünlüğünü sağlar. Yalanla gerçeğe ulaşılır. Ben güldüğüm ve yalan söylediğim için insanım. Bir gerçeğe on dört, tahminen yüz on dört sefer yalan söylemeden hiçbir zaman ulaşılmamıştır. Ve bu kendine göre bir şereftir. Oysa biz kendi aklımızla yalan söylemesini bile beceremiyoruz. Bana kendin uydurduğun bir yalan söyle, seni anından öpeyim."
Biri daha mahkûmu ölümünden bir saat önce, galiba şöyle düşünmüş; "Eğer yüksek bir yerde, kayanın üzerinde, ancak iki ayağını koyacak kadardır ancak bir yerde oturması gerekse, etrafında uçurumlar, ummanlar olsa, sonsuz karanlıklar, sonsuz bir yalnızlık, bitmez tükenmez fırtınalar hüküm sürse o, bir arşınlık daracık yerde yaşam boyunca, binlerce yıl, kıyamete kadar ayakta dursa, yine de öyle bir yaşayış, o anda ölmekten daha iyidir. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Her nasıl olursa olsun yalnız yaşasın! Ne yaman bir gerçek!"