Bulgakov’un diğer eserlerini severek okuduğum için Bir Ölünün Anıları kitabından da beklentim yüksekti. Kitap, devrim sonrası Moskova’sında yaşayan, hayattan kopmuş ve umutsuz bir yazar olan Maksudov’un hikâyesini anlatıyor. Maksudov, yazdığı romanı sahneye koymaya çalışırken hem kendi içindeki çöküşle hem de çevresindeki yozlaşmış düzenle mücadele ediyor. Konu ilgi çekici olsa da anlatım dili çok ağır ilerliyor, olaylar içine çekmiyor ve okuması benim için oldukça sıkıcıydı. Özellikle sonunu da pek beğenmedim; daha güçlü bir kapanış bekliyordum. Buna rağmen, Bulgakov’un bireyin yalnızlığı ve sistemle çatışması üzerine verdiği mesajı başarılı buldum. Hikâyenin temel fikrini sevdim ama anlatım tarzı bana pek hitap etmedi.