M. Cihat Çobanoğlu’nun Halkların Zamanı romanı, egemen tarih anlatılarına karşı halkların belleğini merkeze alan politik ve edebî bir metindir. Roman, zamanı iktidarların çizdiği kronolojik bir düzen olarak değil; bastırılmış halkların direnişle yoğrulmuş tarihsel deneyimi olarak ele alır. Bu yönüyle eser, yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda hafızayı diri tutmayı amaçlayan bilinçli bir edebî tutumdur. Berfo ve Xezal gibi karakterler, bireysel yaşamların ötesine taşarak kolektif bir varoluşun temsilcileri hâline gelir. Yaşadıkları kayıplar, zorunlu suskunluklar ve yerinden edilme deneyimleri, halkların tarih boyunca maruz kaldığı yapısal şiddetin somut karşılıklarıdır. Çobanoğlu, karakterlerini kahramanlaştırmadan ama onları edilgen de kılmadan, direnişi gündelik hayatın içinden kurar. Romanın zaman anlayışı doğrusal değildir; geçmiş sürekli bugüne sızar ve bugünü politik bir hafızayla yükler. Mekânlar dağlar, köyler, sınırlar yalnızca coğrafi unsurlar değil, mücadelenin ve inkârın izlerini taşıyan tarihsel tanıklardır. Dil ise bilinçli biçimde sade tutulur; bu sadelik, anlatının politik gücünü zayıflatmaz, aksine onu daha doğrudan ve etkili kılar Halkların Zamanı, resmi tarihin dışına itilen sesleri merkeze alarak edebiyatı bir yüzleşme alanına dönüştürür. Bu roman, zamanın galiplerin değil, direnenlerin ve hatırlayanların lehine aktığını ısrarla vurgulayan, devrimci bir hafıza metnidir.
Hastalıkların hepsinin mikroptan kaynaklandığını zannederiz ama sadece onunla açıklanamaz, insanın içinde yaşadığı sistemin dengesizliğinden, sıkıntılar üreten zemininden hastalıklar mantar gibi biter. Adalet terazisinin çarpık işlediği yerde sağlıklı bir yaşamı aramak boşuna hoca hanım.