Unutmak affetmektendir. Aşkın olduğu yerde açılmaz affın kapıları. Oysa kalbim tanık sen beni affettin.
Ama sen yine de affetme beni ne olursun. Ne olur bana karşı da bir kırgınlığın olsun.
Sandım ki çoktum bir oldum. Eğriydim doğruldum. Yitiktim bulundum. Yitik malımı bulur gibi buldum seni. Bir daha kaybolmam sandım. Anlamsızdım anlam kazandım. Bir kadının aşkında er kılındım. Ve senden önce yaşadıklarımın sonuncusu olan bu yaşantıyla kalbimin zayıflığını aşarak kendime geldim.
Sen bana gülümsediysen bu sana değil bana bir şey katmış demekti.
Acaba? Bu ümit bile yetti.
Sandım ki o an bana bir şey oldu, üzerimden bir şey geçti. Kendimde bir başkalık hissettim. Göklerden bir şey aniden üzerime yağmur gibi dökülmeye başladı. Ne olduğunu anlayamadım ama her şey gözüme iyi ve güzel göründü. Sandım ki güzelleştim üstelik hep de güzelmişim.
Nefes alsam işitilir bir sessizlik içinde kaldım birdenbire.
Dünya yörüngesinde ilk defa dönmeye başladı.
Irmaklar ilk kez o sessizliğin içinde akmaya başladı; yapraklar, dallar ilk kez kıpırdadı. Nehrin dalgaları ışıklar içinde kalırken usulca birbirinin üzerine kırıldı. Bir sincap ağaçtan ağaca atladı kızılkuyruğunu parlatarak. Hepsini ilk kez görüyordum. Anna Karenina’daki Levin’in cümlesiyle söyleyeyim:” O gün orada gördüklerimi bir daha görmedim.”
Tüy gibi hafifledim. Cismim o kadar ortadan kalkmıştı ki rüzgar bedenimin bir yanında esse öbür yanından çıkıyordu. Yüzüme bakan ensemi, göğsüme bakan sırtımı görüyordu.
Dünyaya melekler indi sandım. Yanında durduğun defne fidanı bile cennetten gelmeydi. Bütün kötülükler yundu yıkandı. Kan davaları son buldu. Kanlı bıçaklılar birbirinden helallik aldı. Kimseye dargın değildim, zaten olsaydım o an barışırdım.