Tahmini Okuma Süresi:
9 sa. 45 dk.
Sayfa Sayısı:
344
Basım Tarihi:
Kasım 2021
İlk Yayın Tarihi:
Ekim 2015
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Orijinal Dil:
Türkçe
Orijinal Ülke:
Türkiye
ISBN:
9786050820416
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Yaşıyor musunuz, yoksa şahidi misiniz hayatın?
9/10
·344 syf.··
2024 57. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2024 11:49
“Neresi olduğunu bilmediğim bir yerim sızlıyor,” der Nermin Yıldırım Dokunmadan isimli romanında. Eseri okuduktan sonra dimağımda bıraktığı hissiyatı mümkünü yok tarif edemezdim aklımda bu cümle olmasa. “Ne var ki insan ölürken en çok hayallere geç kalıyordu.” Ve bu geç kalmışlığın acısı başka hiçbir şeyle kıyaslanmıyordu. Mücellâ, Kendi hayatının kıyısında yaşayan bir kızın yaşam öyküsü… Yaşam dedim değil mi? Belki de nefes alma… Sahi, biz ne kadar yaşayabiliyoruz içinde bulunduğumuz hayatı? Bizi seyirciden ayıran ne? En son kendiniz için ne yaptınız? Kendi mutluluğunuz için hangi kararları aldınız ve hiçbir şeyi düşünmeden uygulayabildiniz? Cevap vermek zor değil mi? El alemi düşünmese hayatındakileri düşünmeden edemiyor insan… “Herkesin suyuna gider, ‘Herkesin gönlü olsun,’ der. Bu yüzden en fazla kendi gönlünden fedakarlık eder.” Hep yaklaştığımızı sandığımız mutluluk adım adım uzaklaşıyor ve “neredeyse” sözcükleri kalıyor bize. Tıpkı Mücella’da olduğu gibi: “Biliyor musun, neredeyse aşka inanacaktım.” “Neredeyse yaşayacaktım.” Bir söz vardır, Fyodor Dostoyevski’ye atfedilen “Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklarıdır.” Daha ilkokul yıllarında çeyizi hazırlanıyor Mücella’nın ve onun beklemesi başlıyor. İtiraf etmem gerekirse hayatın kıyısında onun kadar güzel bekleyenini görmedim. Herkese yaslanacak omuz olup kendisini bu kadar güçlü ayakta tutabileni de… Deliyürek’in Kuşçu’su, Gönül Dağı’nın güneşi toplayan adamı en çok da Halit Ziya’nın Ferhunde Kalfa’sı gibi… Arka planda 1920-1970’li yılların Türkiye’si. Gaz lambasından elektriğe, Mahalle çeşmelerindeki, kuyulardaki sudan evlerdeki suya, Önce radyo ardından televizyona, Arapça ezandan Türkçe ezana ve ardından yeniden Arapça’ya, Kahveden neskafeye doğru değişimler oldu
Edebiyat
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
Mücellâ
8/10
·344 syf.··
2021 8. kitabı
Bir hayat bir evde nasıl geçer, bir ömür o eve, o haneye nasıl sığar. Ve yaşam yavaş yavaş nasıl da alıp götürür çevremizdekileri ve olan biteni buna şahitlik edeceğimiz bir kitap. Bir solukta okudum, ve bir solukta geçti Mücellanın ömrü...
Edebiyat
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
Ahh Mücella. Damağımda buruk ama güzel bir tat bıraktın.
10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2025 19:34
Mücellanın hikayesini okuyoruz. Aslında Mücellanın yaşayamadığı sadece yaşayanlara tanık olduğu bir hikaye. En son okuduğum kitapta “hayatını seyreden misin yoksa seyir eden mi?” Sorusuna şüphesiz Mücellanın cevabı “seyreden” olurdu. Etrafındaki herkes mutlu oldu, mutsuz oldu, evlendi, ebeveyn oldu, aşık oldu…… Ama Mücella Annesi Neyyire Hanımın baskısı sonucu bahçede ki karayemiş ağacının gölgesinde, hep izleyen oldu. Oysa ne güzel bir anne olurdu… Okula gitmesine izin verilseydi belki harika bir öğretmen olurdu… Güzel eş olurdu… İstediği, hayal ettiği her şey olabilirdi… Mücellaya “çok vicdanlı, çok iyi bir insandın ama kusura bakma da çok pısırıktın” diye kızarak kapadım kitabın kapağını. Ohh rahatladım :)) Nazan Bekiroğlu kalemine hayranım zaten. Masalsı anlatımı, ince ince işlenmiş kurgusu, cümlelerde ki naiflik….. Kısacası mutlaka okuyun efenim :))
1000Kitap
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
《 M Ü C E L L A 》
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2025 54. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2025 21:56
Bazı hikayeler hiç yabancı olmadığımız kurgular anlatır. Lâkin kurguyu okurken zihnimize bıraktığı sorular,hayat yolunda yeni farkındalıklar kazandırır ya da farkında olan kişiler için hatırlatma yapar. Bu hatırlatma da kişiyi,hayat adına yeni anlamlar bulmaya iter. Yani kitaba başladığınız kişi ile bitirdiğiniz kişi aynı değildir çoğu zaman.. Kitabın kapağında yer alan şu cümle; 𝐒𝐞𝐧𝐢𝐧 𝐡𝐚𝐲𝐚𝐭ı𝐧ı𝐧 𝐛𝐞𝐧𝐢𝐦 𝐤âğı𝐝ı𝐦𝐚 𝐝üş𝐞𝐧 𝐲𝐚𝐳ı𝐬ı 𝐛𝐮... Öyle ya,herkes bu dünyaya kendi kağıdıyla geliyor. Biz o kağıda kendi hikâyemizi mi yazıyoruz, yoksa kendi istediğimiz hikayeyi bir kenara bırakarak, başkasının söylediği hikayeleri mi yazıyoruz? İşte bu noktada Mücella, sadece bir roman değildir; aynı zamanda kalemi eline alıp da kendi hayatını yazamayanların baş rolde anlatıldığı, ibretlik bir hikâyedir. Her çocuk bir aileye ,bir kadere doğar. Yetişkin oluncaya kadar, bir çiçek misali, ebeveynleri hangi öğretilerle suladıysa ,o şekilde büyür. Bu romanda Mücella, daha o doğmadan babası ölen bir çocuktur. Yalnız kalan annesinin toplumsal ahlak anlayışıyla büyüyen Mücella, bu öğretileri içselleştirir ve itaatkar bir çocuk olarak hayatına devam eder. Hayalleri bile ,toplumun kadına biçtiği rolü içselleştirmiş annesinin engeline takılır. Bunu da kabullenen Mücella, artık hayal dahi kurmaz. Annesinin namus-iffet kaygıları ve dar kalıpları, bırakın Mücella'nın okula devam etmesini,bahçede, annesinin sınır belirlediği ağacı bile geçmesine izin vermez. Bu bağlamda Mücella'nın annesi Neyyire Hanım'ı ele alırsak; ebeveynlik,bir çocuğa sahip olmak demek değildir, bir çocuğa rehberlik etmek demektir. Ebeveynlik zordur,çok zordur, işin hakkını vermek cesaret gerektirir. Ebeveynlik; çocuğun hakkının olduğu konularda ona güvenmek, yanlışına tahammül edebilmek, bitmek tükenmek bilmeden ona
Edebiyat & Roman
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
7/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2025 63. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 22:18
"Korkma" dedi. "Kimse aşktan ölmez. O işler sadece masallardadır. Bir de romanlarda filmlerde. Hangi ateş sonsuza kadar yanmış ki? Biraz tüter sonra sönersin. Birazcık acı çekeceksin. Ama bir ömür pişmanlık duymandan iyidir. Sonra bana teşekkür edeceksin. Gerçeğe dön artık. Mücellâ . Bir anne kızın hayatı ve tanışmışlıkları, hüzünleri, acıları, kaygıları yalnızlıkları anlatılmış. Bir Nar Ağacı olmasa da okunmaya değer güzel bir kitap. Keyifli okumalar, kitapla kalın...
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
Mücella..Yaşanmamış bir hayat hikayesi...
9/10
·344 syf.··
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 15:57
Nazan Bekiroğlu'nun İnsanın ta içine işleyen kitabı. Kendi hayatını yaşayamayan mağrur bir kadının hikayesi. Yaşadığından şüphe duyan Mücella. Etrafında gürül gürül hayatlar akıyor, ayrılıklar, kavuşmalar, aşklar, anneler, çocuklar, düğünler akıyor...İzliyor Mücella.. Hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı da diyebiliriz. Mücellâ' nın hikayesini sinema perdesinde oynayan bir film gibi izledim sanki. Okumak için manen güçlü olmanız gereken bir kitap Mücellâ Okuduğum ilk Nazan Bekiroğlu romanıydı(ve yine oğlumun hediyesi olması bakımından ayrıca özel benim için♡) o yüzden önceki eserlerine kıyaslama yapamıyorum. Romandan bana bir üzüntü ve sızı kaldı. Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız. Gaz lambasının eşliğinde içilen nohut kahveleri...Hanımeli, yasemin ve leylak kokuları yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de o çardağın altında, ya hep o soldaki pencerenin önünde...Mücella'nın dupduru ve çarpıcı hikayesi... Keyifli okumalar dilerim.
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
ölüm insanı yaşsız kıldığından ben ona Mücellâ diyeceğim.
7/10
·340 syf.·
2021 113. kitabı
Bir hayata, başından sonuna kadar tanıklık etmiş olmanın verdiği yorgunluk var üstümde. " Onun hayatı başka yöne sapmadan dümdüz bir çizgi üzerinde ilerlerken sağdan soldan katılan birçok hayat bu çizgiyi biteviye kesmişti . Az ya da çok ilgiyle hayatına girip çıkan , birbirini tanıyan , yolu birbiriyle kesişen veya hiç karşılaşmayan onca insanın hikâyesini sinema perdesinde oynayan bir film gibi izlemişti Mücellâ." sayfa 334 Kitabın özeti niteliğinde bu son cümleler. Yazar Nar ağacı kitabında 1. Dünya savaşı yıllarını, bu kitabında ise ikinci Dünya savaşı ve sonrasını anlatmakta. Kitabımız tarih olarak bağlantılı yazılmış gibi dursada, "Mücella" bir gönül borcu, yaşanamamış bir hayatın romanı. Okuyanlar bilir Gülseren Budayıcıoğlu klinik vakalarından çok kendi hayatını anlattığı zaman, sıkıcı olur işte burada da yazarımız kendi hayatından Nazlı karakteriyle bayağı bahsetmiş. Hatta Mücella durgun sakin esintisizken, kendini anlatırken bir anda başka bir rüzgar bir meltem sıcacık bir şey akıyor. Kitabın gidişatını bile değiştiriyor oturmayan taşlar var. Arka planında ki tarih oturmamış, Mücella oturmamış kendi karakterini bile ayakta bekletmiş yazarımız. Ama.... Yaşamadığım, yaşamaya korktuğum şeylerden gelecekte pişmanlık duyma korkusunu hep taşıyorum. Bugün Mücellayı okuduktan sonra bu korkuyu daha sesli hissettim. Bulutsuzluk özlemi/ Hayat Geçerken/ Mücella youtu.be/LDsZcYtyu-I Dipnot... Antalya
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
Nazan Bekiroğlu - Mücella
8/10
·344 syf.·
2026 35. kitabı
Türk Edebiyatının Naiflik Masterclass’ına Hoş Geldiniz :) Hemen baştan anlaşalım Sefiller incelememdeki Jean Valjean aksiyonunu, 'heey gidi koca yürekli adam' nidalarımı ve o yüksek enerjiyi şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Bu sefer yanımıza Jean Valjean’ın gücünü değil, Mücella’nın sabrını alıyoruz. Biraz daha ağır, biraz daha buğulu bir camın arkasından bakacağız hayata (Gözleri dolu dolu olan emojiyi bıraktım buraya) Bazen hayatın başrolü değil de en sadık izleyicisi gibi hisseder ya insan, işte Mücella o hissin ete kemiğe bürünmüş hali. Nazan Bekiroğlu, bir kadının sessizliğini öyle bir dokumuş ki, sayfaları çevirirken sanki eski bir sandığı açmışım da içinden lavanta kokulu anılar taşmış gibi hissettim. Hani insanın boğazına koca bir cümle dizilir de, sadece 'nasip' diyerek yutkunur ya, Mücella tam olarak o sükutun hikayesi. Herkes hayatı doludizgin yaşarken, onun payına o meşhur pencere kenarında sabretmek düşmüş. Okurken bir çoğunuz gibi ben de ‘Ah be kızım!’ demekten kendimi alamadım. Mücella’nın bu sessizliği sadece kendi tercihi de değil. Kitabı okurken şunu çok net hissediyorsunuz: Mücella aslında bir devrin, o eski İstanbul ve Trabzon sokaklarının, el alem ne der korkusunun ve ağırbaşlılık geleneğinin bir yansıması. Bu sadece Mücella’nın değil, o dönemde hayatı ıskalamak zorunda kalan pek çok kadının ortak portresi aslında. Yalnız dürüst olmam gerekirse Bekiroğlu öyle çok sıfat ve öyle uzun betimlemeler kullanmış ki, ‘E hadi kardeşim, devam et’ diye söylene söylene okuduğum kısımlar da olmadı değil. Neyse ki kendime ‘kitapları bitirmeden bırakmama’ sözü vermiştim de sabırla okuyabildim o kısımları da. Ben sabırlıyımdır, betimlemeler, uzun anlatımlar beni sıkmaz, ‘Zaten Bekiroğlu’nun kalemini tanıyorum’ diyorsanız şimdiden keyifli okumalar dilerim
Edebiyat
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
Nakış İşler Gibi..
9/10
·344 syf.·
2020 10. kitabı
Nazan Bekiroğlu okurken, gözümün önüne nakış işleyen bir kadın silüeti gelir. Aynen böyle nakış işler gibi yazan incelikli bir yazar. Bazı bölümler durup okuduğunuzu sindirmeniz ve onun içinize sıcacık akışını hissetmeniz için yazılmış gibi.. Ah Mücellâ.. Büyürken ve yaşamda ilerlerken o kadar farklı yaşamlara tanık oluyor ki, kendi yaşanmamışlığı kimi zaman hüzün, kimi zaman da sevinç uyandırıyor. Kaderindeki nasibe asla isyan etmeyen mütevaziliği de beni benden aldı. Sıcacık roman. Ne diyebilirim başka.. Ellerine, yüreğine sağlık Sevgili Nazan Bekiroğlu
Edebiyat
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
"Ah Mücellâ"
Puan vermedi·344 syf.··
2025 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2025 00:00
“Her şeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuz ama mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız gibi atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu. Tek farkla: Gerçek oldu” (Sayfa: 338) Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden çıkan bu şiirsel eseri okumak, insana sadece bir roman okuduğunu değil, aynı zamanda bir yaşamın derinliklerine tanıklık ettiğini hissettiriyor. Açıkçası ilk başlarda olayların çok sade ve sakin bir şekilde ilerleyişinden ve betimlemelerin yoğunluğundan dolayı biraz sıkılsam ve kitabı okumakta biraz zorlansam da sonrası güzel geçti ve Mücellâ'yı bitirdiğimde, içimde uzun süre devam eden bir burukluk, aynı zamanda bir aydınlanma hissi ve kendi yaşanmamışlıklarımın hüznüyle baş başa kaldım. Bu roman, sadece edebi bir eser olmanın ötesinde, insanın ruhuna dokunan, düşündüren ve hissettiren bir kitap. Kesinlikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Sanki Mücellâ'yı ben yaşamışım, onunla birlikte hüzünlenip onunla birlikte umut etmişim gibi. Bu duygu, bir kitabın insana verebileceği en değerli hediyelerden biri olsa gerek. Herkese bol kitaplı günler ve keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma

Yazar Hakkında

Nazan BekiroğluYazar · 23 kitap
3 Mayıs 1957 tarihinde Trabzon'da doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı kentte yaptıktan sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak girdi. (1985). Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü Halide Edib Adıvar'ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili konulu doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Şair Nigar Hanım konulu çalışmasıyla doçent oldu (1995). 1998'den itibaren aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Nazan BEKİROĞLU 4 Mayıs 2001'de profesör olmuştur Şehirli bir ailenin üç çocuğundan en küçüğü olan Nazan Bekiroğlu; kendi ifadesiyle 'ehl-i kalem ve kelam' bir baba ile titiz ve oldukça eğitimli bir annenin, iki de ağabeyin ikliminde epey nazlanarak, korunarak, esirgenerek büyümüştür. Çocukluğunda Türkçesi bozulur diye sokak yasaklanmış ve arkadaşları seçilmiştir, bunun için konuşurken Karadenizliliği hiç hissedilmez. Bekiroğlu, Türk Edebiyatı dergisi röportaj yazarı Belkıs İbrahimhakkıoğlu'na verdiği bilgilerle, kendini ve (birbirini andıran) hikayeleriyle şiirlerini şöyle anlatmıştır. Doğduğu ay (3 Mayıs), ruh dünyası ve ardından şiir ve hikayelerinde hep yer almıştır. Altı yaşına kadar oturdukları, konak yavrusu denilebilecek büyük evde yaşadıkları, hikayelerinin şuur altı malzemesini hazırlamıştır; 'Çini dolap tutamakları, billur kapı kolları, vitraylardan süzülen efsunlu hava, kapı yanında açan filbahri çiçekleri, taş duvarlardan fışkıran yabani incir dalı, kocaman halının göbeğine düşen sarı ikindi güneşi, geceleri yatağa uzanan dalga sesleri ve bu seslerle karışan martı çığlıkları.' Bütün bunların izdüşümleri daha çocukluk yıllarında sanatkar ruhunu yoğuran dünyanın temelini teşkil etmişlerdir. On dört yaşında babasının vefatıyla beraber ailenin ekonomik ve sosyal rengi değişir. Konaktan apartman dairesine geçiş yazarın içe dönük ruh yapısının teşekkülünde ve duyarlılığının şekillenmesinde etkili olmuştur. Daha sonra yüksek tahsil için aileden uzaklaşması bakışlarını dış dünyaya çevirmesini Anadolu'yu ve insanını tanıtmasını sağladı. Öğrencilik yıllarında halk edebiyatı ve Orta Asya estetiğinin peşinde idi. Bunu bir ölçüde ilk hikayelerine de yansıttı. (Hava Hanım Öldü) . Gerek sanatkar, gerekse akademik kişiliğinin gelişmesinde hocası Orhan Okay'dan teşvik ve destek gördü. Kendi ifadesiyle, kendini asıl buluşu mezuniyet sonrası yıllara rastlar. 1979 yılında apartmandan tekrar eski, müstakil ve bahçeli bir eve taşınırlar. Böylece sanatkarımız, ruhunu harekete geçiren atmosfere yeniden kavuşur. Daha sonra bir İstanbul seyahatinde hayatına Osmanlı ve Topkapı girer ve bu saray giderek, adeta bir tutkuya dönüşür. Ama onu çeken Osmanlı'nın zaferleri ya da yenilikleri değildir. 'Saray'ı özellikle insani yanı ile yakalamaya çalışır. Bekiroğlu, edebiyata ve özellikle şiire meraklı bir aileden geliyor. Baba ve anne şiiri duyan ve duyuran insanlar. Babası 'Hedef' adlı bir mahalli bir gazetenin sahibiydi. Basılmamış roman denemeleri ve pek çok şiirleri bulunan, tarihe ve bilhassa Osmanlı tarihine meraklı bir zattı. Bekiroğlu 'güzele ilgi duymayı' babasından öğrenmiştir. Okumayı, kendisine sevdiren babasıdır. 'İçinde Bir Sızı Var' hikayesinde kahraman da babasıdır. Bir zamanlar Tanpınar'ın etkisinde kaldığını şu anda bu etki üzerinden attığını söyler. Hayran olduğu Dostoyevski'den insan ruhunun labirentlerini vermesi bakımından etkilenir. Oscar Wilde'ın insan ruhunun evrensel prensipler doğrultusunda ve çok sade çizgilerle hikayeler yazmasından etkilenir. Nun Masalları döneminde Oscar Wilde gibi hikayeler yazmak ister. Nun Masalları'nın sade görünümünde onun etkisinin olduğunu söyler. Mustafa Kutlu'dan teknik anlamda geleneğe yaslanması yönünden etkilenir. Sezai Karakoç'tan geleneğin dönüştürülerek bugün nasıl kullanılabileceğini öğrendiğini söyler.