·
Okunma
·
Beğeni
·
25626
Gösterim
Adı:
Mücellâ
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050820416
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı’ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücella’da bizleri 1920-1970’li yılların Türkiye’sinden nostaljik bir hikayeyle buluşturuyor.

Mücella, genç Cumhuriyet’le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lambasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler.

Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücella. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında…
Hanımeli, yasemin ve leylak kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde...
Mücella’nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.
344 syf.
Az bir zaman oldu bu kitabı okuyalı ama nedense inceleme yazmadığımı fark ettim. Neden diye sorguladım da adının verildiği kitap kahramanının bir kadın olarak bende oluşturduğu silik sıradan tipi miydi acaba demekten kendimi alıkoyamadım.
Sıradan silik desem de okumakta tereddüt etmeyin aman sakın! Sıkıcı sıradan bir yaşamdan sıradan bir ölüm ile hayata veda edişine kadar neler yok ki Mücella’da.
Efendim neler mi var? Öncelikle şöyle maddelemek istiyorum ki biraz daha anlaşılması kolay olsun.
Yaşadığınız muhite, yıla ve aile eşrafına göre insan olarak değeriniz bir yana kadına bakış açısı yüzlerce farklı çeşitlilik sergiletiyor.
Eğer herhangi bir eğitiminiz , bundan kaynaklı başarınız geliriniz sıfırın da altında eksilerde ise , sadece mahallede işsiz güçsüz oğullarına kız arayan kayınvalide adaylarının gözünde hamarat gelin olarak değerinizi artıran bir şey ama cıvıl cıvıl kız arayan çocuk da yaparım kariyer de diyen hemcinsleriniz arasında cinsel olarak değerlendirme yapabilen erkeklerin yanında hiç de artısı olan bir şey değil.
Eee işte böyle bir halde iken olursunuz Mücella. Hatta kaç yaşına gelirseniz gelin anneniz evden çıkarken ‘’ sakın ha gecikme ‘’ diye seslenerek kendinizi daha da değersiz hissetmenize katkı sağlar. Sonrasında da bir gün gelin olmak hayali ile yaptığınız tüm çehizleri sağa sola dağıtırken buluverirsiniz kendinizi:(
Babasız büyümek kaderiyle dünyaya gelen, annesinin her dediğine itaat eden, evin tek erkeği abisi Fahir’in gölgesinde sadece nefes alan Mücella.
Yılların getirdiği değişimlere rağmen kendi gelişimini bir türlü sağlayamayan, elektrik kullanılmaya başlanılmış olsa da kendi karanlığından çıkamayarak , umutlarından vazgeçmiş , hayatını yaşamadığını yıllar sonra başkası tarafından fark edilerek hikayesi anlatılan Mücella.
Hayat kısa, çok kısa. Ne güzel yazmış Aysel Gürel
''Bir gün dönüp bakınca düşler
İçmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını
Ağla, ağla Firuze ağla
Anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu ''
https://www.youtube.com/watch?v=3vNtVJ7dGxg
Bir fincan türk kahvesi eşliğinde keyifli okumalar efendim. (Niye mi türk kahvesi? Eee o da sizin tercihinize göre değişir isteyene nescafe:) )
344 syf.
Ne zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen bir eser idi Mücella. Genel yorumlar bu kitabın Nar Ağacı'nın gerisinde kaldığı yönündeydi. Nazan hocanın son kitabı "Yerli Yersiz Cümleler" de geçen şu cümle beni bu kitaba bir an önce başlama isteği oluşturdu.
- " Yazının hayata borcu vardır. Mücella yazının hayata borcunu ödemek için yazıldı." (s.38)

Kitabın yazım hikayesi de kitabın son bölümünde öğreniyoruz.

<< Hıdrellez gül bayramıydı.
"Nazlıgül" dedi. "Bu kadar çok okuyorsun. Korkarım bir gün yazmaktan başka bir işin olmayacak senin kızım. Yazar olacaksın. O zaman, beni yazarsın. Şu Mücella teyzenin solan gülünü, gün görmediğini, İçinde yazmaya değer bir şey olmayan kayda değmez ömrünü."

"Rüya olduk Nazlıgül" dedi denize bakarken. "Masal olduk, anlatanımız yok kızım."

Herşeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız gibi atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu .

Tek farkla: Gerçek oldu. >> s.337

Ben dili sade olmasına rağmen çok etkilendim ve beğenerek okudum. Okumak isteyenlere de bir an önce başlamalarını tavsiye ederim.Kitabın içinde geçen on sayfalık bir mektup var ki (Mücella ile ilgili değil) benim en etkilendiğim bölümler arasında idi.

<< Evleniyormuşsun.
Benden gizliyorlar ama kuşların dili var ve bizim emektarın ağzında bakla ıslanmaz. Uzun uzun anlatmıyor. Kısa söyleyip geçiyor. Yaranın en fazla kanadığı yerden dağlandığına inanıyor. Kangren olmuş uzva merhem kar etmez, satırı birdenbire indirmek gerektiğini biliyor.
"Unut bey" diyor. "Evleniyor."
Hamlet olsam "Sana çeyiz olarak bir bela armağan ediyorum" derdim. Değilim. Senin gördüğün ve seni gören nem varsa yakmak isterdim. Yüzümü ne yapardım oysa? >>

Biraz uzun bir bilgilendirme yazısı oldu ama sıcağı sıcağına yazmak istedim.
Herkese keyifli okumalar.
344 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Hayatı konuşalım istiyorum ben biraz bu kitapla. Kalp ritminin ekrana yansıttığı çizgiler gibi seyreder hayat. Bazen keskin çıkışlar, dik yokuşlar bazen beklenmedik inişler tam oh be düze çıktık derken aynı döngü yaşam enerjimiz bitene kadar devam eder durur. Herkes için aynı ama Mücella hariç.

Dışarıda akan bir hayat var ama Mücella'nın değil. Değişen bir dünya var ama Mücella'ya dokunmuyor. Ne dalgaları atlatmak için manevralara ihtiyacı var onun, ne de hayatında ani beklenmedik bir gelişme olma ihtimali.

Sınırları daha o doğar doğmaz çizilmiş bir kuralcı hayatı var. Asla başkaldırma iradesi yok. Boğun eğen uysal bir kız çocuğu Mücella. Her şeye amenna her şeye eyvallah....

Elimizde bize atalarımızdan geçen bir kültür var. Ama işe yaramayacak bizleri bir yerlere taşımayacak çok fazla kalıntıları da barındırıyor içinde. Diğer yanda ani ve keskin çözüm önerileri giriyor hayatımıza. Bir elimizde yanlış da olsa benimsediklerimiz diğer elimizde bize iyi geleceğini bilip inansak da ikna olamadığımız küllerinden doğma süreci.

Böyle bir dünyada çocuk Mücella. Ne verirlerse onunla yetiniyor. Onun hayatını 1920lerde doğmak şekillendiriyor.

Kitap Mücella'nın üstünden ilerliyor. Başından sonu belli hikayesi ama zaten mevzu Mücella da değil. Bir ömre sığan koca bir ülke. Bu yüzden biz de mücellanın sessiz tek düze dünyasından izliyoruz çok partili dönemi, kıtlık, ihtilal zamanlarını. Elektriğin bir eve girişini, gaz lambasının isli penceresinden izlenenlerin artık bir lamba düğmesini açmakla apaçık aydınlanmasını. Aydınlandıkça tatminsizce dağılan evleri, ani ve genç ölümleri, yokluğu ama aynı zamanda varlığı; dirlik düzenliği, savaşın tükenmek bilmeyen hezeyanlarını.

Mücella'nın yaşamı dünyaya sadece bakılan bir pencere. O yüzden hikayesinin seyri belli. Aslolan tarihsel olayların bir eve nasıl girdiği, ondan ne anlaşıldığı, neresinden tutulduğu. Mücella'nın öyküsünde Mücella dünyayı bu kadar anladı. Bir radyo istasyonunu doğru kanalı bulana kadar evirip çevirdi ve makus talihe eyvallah deyip bir nohut kahvesinin buharında dünyayı izledi.

Şiir gibi bir dille yazmış yazar, çok akışkan, pek sıcak.
Keyifle okunsun...
344 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Tam olarak düşüncelerimi nasıl aktaracağımı bilemiyorum çünkü Mücella gerçekten çok farklı bir kitaptı. Nar Ağacı'ndan sonra pasif kalıyor gibi geliyor ama bir düşününce zaten Mücella da öyle değil mi ? Daha konu itibariyle, Mücella'nın hayatıyla, geride kalışıyla, bastırdıklarıyla zaten durağan şeyleri okuyoruz. Bu nedenle "Çok sıkıcı, okumayın" tarzı yorumları ciddiye almadan önce bunu aklınızda bulundurun.

Mücella içimizden; çevremize baksak yüzlerce Mücella var belki de. Sadece yalnızlık olarak da düşünmemek lazım; insan kendinde arka plana ittiği şeyler ile de Mücella olabilir. Kitabı güzel yapan da bu, her şey o kadar gerçek ve somut ki, yaşayarak okumak kaçınılmaz.

Nazan Bekiroğlu'nun da dilinin en sade olduğu eseri bu. Süslü cümleler yok, zor anlatılar yok, akıyor gidiyor. Ona rağmen cümleleri büyüleyici...
Bilmem sadece bana mı oldu ama kitabın her bir cümlesini hüzünle karışık bir huzur içinde okudum, gözüm cümlelerde gezinirken yüzümdeki kırık tebessümü hissettim... Tavsiyemdir, okuyun :)
344 syf.
·Beğendi·10/10
Ve "Mücella"...

Kitaplığımın bir köşesinde, öyle mahzun bekleyen, ve nedense hep daha sonraya sakladığım Nazan Bekiroğlu'nun Mücellası, artık benim de okuduğum kitaplar arasındaki yerini aldı.
Nar Ağacı ve Mimoza Sürgünü'yle kalbimdeki yerini bulmuş olan Nazan Bekiroğlu bu kez 1920-1970'li yıllarının Türkiyesi'ni ve unutulmuş kumaşların, kokuların ve itiyatların içinde kaybolmuş Mücella'nın hikayesini kaleme almış.
Dönemi anlatmadaki maharetini bir kez daha kanıtlayan Nazan Bekiroğlu, 1970 li yılların siyasi ve toplumsal konularını satır aralarına işlemeyi ihmal etmemiş.

Ve kitapta geçen şu satırlar Mücella'nın ve aslında "hayatı seyretmekle yaşamak arasında gidip gelen" bütün kadınların yaşamını özetliyor.
"Her şeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuz ama mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu. "

Ve benim için ise Mücella, yalnızlığımı paylaştığım satırların arasına saklanmış bir hüzündü.
344 syf.
·3 günde
Naif bir kalemden, derin bir roman.
Romanlarda gâliben kendime bir karakterde hayat verme cüreti bulurum. Satırları okuyan değil söyleyen olmanın hayalde kalmaktan çok hayata te’sir ettiği kanısındayım.
Bu sefer “Fesleğen” oldum.
Mücellâ’nın “sen bîkes, ben bîkes” diyerek içini döktüğü yalnız, sarman bir kediyim..
Her ne kadar Mücellâ’ nın hayatına, mutfağına yaptığım gizli ziyaretler esnasında “hırsız” olarak dahil olsam da aynı kaderi paylaşıyorduk.
O yalnız, ben yalnız.
Mücellâ yaşadı ben izledim.
Herkes derdini Mücellâ’ya açtı, ben dinledim...
Safderun, munis bir kızdı Mücellâ. Ona göre, kendi hayatını yaşamak için değil de sanki, hayatı doyasıya yaşayanların seyrine durmak için gelmişti dünyaya. “Herkes önümde bir çınar gibi büyürken bir dal dahi bana çarpmadı” demişti bir keresinde.
Oysa öylemiydi..?
Mücellâ; Efsunkar hikayelerin müstemi’i, canhıraş hayatların dert ortağı, pusulası..
Sırdaş.. dost..

Mücellâ bu satırlarla payidar olunurken yazarımıza ben de eşlik ettim. E tabii benden âla kaynak mı olur...

Nefis bir uslüp..
Satırları okurkenki keyif; zaman kavramı ifade edilirken zuhur etti içimde. 10 sene sonra-20 sene sonra diyerek kestirip atmadı kıymetli yazarımız, tabii boş mürekkep de akıtmadı.
Zamanın siyasetiyle anlattı bize ne zamanlar teyze olduğunu..
Hızına asla yetişilemeyen sanat ve moda değişiklikleriyle aktardı çocukların ne kadar büyüdüğünü, zamanın nasıl geçtiğini. Anlayacağınız zamanı bize okutmadı, âdeta yaşattı.

Yaşanmışlıklardan çıkardığım ise; siz benim cinsime boşuna nankör diyorsunuz. Sizler kendi cinsinizden korkun. Belli ki insanoğlu çiğ süt emmiş..!

Tavsiye kısmı beklentiye kalmış..
Keyifli okumalar..
344 syf.
·5 günde·7/10
Sonu beni okuduğumda çarpılmışa döndüren, ağlatan hiçbir karakter içimi Mücella'nınki kadar burkmamıştı. Bizler hep Mücella'nın başına bir şey gelmesini bekleyerek okuduk bu kitabı o ise bu beklentiyle bir ömür doldurdu . Evet Mücella belki karayemişin dışına hiç çıkmadı ama hiç de kalp kırmadı Mücella.Filiz ondan küçük olmasına rağmen kendisinden önce evlendiği için hiç gönül koymadı ona aklından bile geçirmedi. Küçük yaşta babasını kaybeden kitapkurdu Nazlı'nin sırtını sıvazladi , okula giderken saçlarını ördü. Nazlı ise ilerde yazar olarak önceki yazdığı efsane olan kitabından sonra belki de sönük kalacağını bile bile hatırladığında içini ısıtan sıradan Mücella'yı eşsiz kıldı . Bu da hayatın hoş bir cilvesi olsa gerek...
Ve bu kitapta ; daha önce pek çok kez işlenmiş konuda farkını ortaya koyduktan sonra sıradanı bile bir çırpıda okutan Nazan Bekiroğlu'nun üslubuna tekrar tekrar hayran kaldım ve aynı zamanda dedim ki ışte yazarlık bu olsa gerek:)
344 syf.
Büyük bir hevesle başladığım bu kitap aslında biraz hayal kırıklığı oluşturdu bende. Beklentimi mi karşılamadı yoksa mücellâ da biraz kendimi görmekten mi korktum orası hep muamma olarak kaldı..
344 syf.
·26 günde·Beğendi·8/10
Ahh Mücella nasıl da dokundun yüreğime; sessiz, sakin, sıradan hayatınla.. Her sayfasında belki de ben de Mücella gibi sadece seyrederek bitircem bu hayatı dedim.. Annesinin sözünden çıkmayarak, her denileni yaparak, sormayarak, sorgulamayarak ve sadece dinleyerek ama bir şeylerin değişmesini öyle penceresinin önünden izledi sadece Mücella. Elbet merak ettikleri oldu hayatta, değiştirmesini istediği... içine attı yuttu sonra da bunun böyle olması gerek diye ikna etti... Bizlere hayatının roman olarak anlatıldığını, dileğinin gerçekleştiğini bilse nasıl da sevinirdi kimbilir?
“…Nazlı’nın kitaplarını da hiç kimse Mücella’dan daha fazla anlayamazdı.
Nazlı’nın kitapları, Mücella’nın dantelleri…
Fark yoktu aralarında.
Nazlı da hayatı bir pencerenin içinden seyrediyordu ve onun da hayatla arasında bir pencere camı vardı.”
Bu günlerde birinin hayatının son günü olabileceğini bilmem bile ona özel bir kıymet atfetmem için yetmiyor.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 159 - Timaş yayınları 4. Basım
Hamlet olsam " Sana çeyiz olarak bir belâ armağan ediyorum" derdim. Değilim! Senin gördüğün ve seni gören nem varsa yakmak isterdim.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 158 - Timaş yayınları 4. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mücellâ
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050820416
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı’ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücella’da bizleri 1920-1970’li yılların Türkiye’sinden nostaljik bir hikayeyle buluşturuyor.

Mücella, genç Cumhuriyet’le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lambasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler.

Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücella. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında…
Hanımeli, yasemin ve leylak kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde...
Mücella’nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.

Kitabı okuyanlar 4.277 okur

  • Kamile fırat
  • Merve
  • Zehra Kurtbaş
  • ÖMER FARUK KOÇ
  • s.
  • Okuyucu
  • İdris ULUDAĞ
  • Bayram Tosun
  • Ahmet ERİŞ
  • Duygu Durmuş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.4
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%19.9
25-34 Yaş
%33.5
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.9
Erkek
%13

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.9 (290)
9
%16.1 (187)
8
%25.2 (293)
7
%15.2 (177)
6
%8.8 (103)
5
%5.6 (65)
4
%2.2 (26)
3
%0.9 (10)
2
%0.9 (10)
1
%0.3 (4)

Kitabın sıralamaları