Adı:
Mücellâ
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050820416
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı’ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücella’da bizleri 1920-1970’li yılların Türkiye’sinden nostaljik bir hikayeyle buluşturuyor.

Mücella, genç Cumhuriyet’le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lambasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler.

Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücella. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında…
Hanımeli, yasemin ve leylak kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde...
Mücella’nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.
Az bir zaman oldu bu kitabı okuyalı ama nedense inceleme yazmadığımı fark ettim. Neden diye sorguladım da adının verildiği kitap kahramanının bir kadın olarak bende oluşturduğu silik sıradan tipi miydi acaba demekten kendimi alıkoyamadım.
Sıradan silik desem de okumakta tereddüt etmeyin aman sakın! Sıkıcı sıradan bir yaşamdan sıradan bir ölüm ile hayata veda edişine kadar neler yok ki Mücella’da.
Efendim neler mi var? Öncelikle şöyle maddelemek istiyorum ki biraz daha anlaşılması kolay olsun.
Yaşadığınız muhite, yıla ve aile eşrafına göre insan olarak değeriniz bir yana kadına bakış açısı yüzlerce farklı çeşitlilik sergiletiyor.
Eğer herhangi bir eğitiminiz , bundan kaynaklı başarınız geliriniz sıfırın da altında eksilerde ise , sadece mahallede işsiz güçsüz oğullarına kız arayan kayınvalide adaylarının gözünde hamarat gelin olarak değerinizi artıran bir şey ama cıvıl cıvıl kız arayan çocuk da yaparım kariyer de diyen hemcinsleriniz arasında cinsel olarak değerlendirme yapabilen erkeklerin yanında hiç de artısı olan bir şey değil.
Eee işte böyle bir halde iken olursunuz Mücella. Hatta kaç yaşına gelirseniz gelin anneniz evden çıkarken ‘’ sakın ha gecikme ‘’ diye seslenerek kendinizi daha da değersiz hissetmenize katkı sağlar. Sonrasında da bir gün gelin olmak hayali ile yaptığınız tüm çehizleri sağa sola dağıtırken buluverirsiniz kendinizi:(
Babasız büyümek kaderiyle dünyaya gelen, annesinin her dediğine itaat eden, evin tek erkeği abisi Fahir’in gölgesinde sadece nefes alan Mücella.
Yılların getirdiği değişimlere rağmen kendi gelişimini bir türlü sağlayamayan, elektrik kullanılmaya başlanılmış olsa da kendi karanlığından çıkamayarak , umutlarından vazgeçmiş , hayatını yaşamadığını yıllar sonra başkası tarafından fark edilerek hikayesi anlatılan Mücella.
Hayat kısa, çok kısa. Ne güzel yazmış Aysel Gürel
''Bir gün dönüp bakınca düşler
İçmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını
Ağla, ağla Firuze ağla
Anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu ''
https://www.youtube.com/watch?v=3vNtVJ7dGxg
Bir fincan türk kahvesi eşliğinde keyifli okumalar efendim. (Niye mi türk kahvesi? Eee o da sizin tercihinize göre değişir isteyene nescafe:) )
Ne zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen bir eser idi Mücella. Genel yorumlar bu kitabın Nar Ağacı'nın gerisinde kaldığı yönündeydi. Nazan hocanın son kitabı "Yerli Yersiz Cümleler" de geçen şu cümle beni bu kitaba bir an önce başlama isteği oluşturdu.
- " Yazının hayata borcu vardır. Mücella yazının hayata borcunu ödemek için yazıldı." (s.38)

Kitabın yazım hikayesi de kitabın son bölümünde öğreniyoruz.

<< Hıdrellez gül bayramıydı.
"Nazlıgül" dedi. "Bu kadar çok okuyorsun. Korkarım bir gün yazmaktan başka bir işin olmayacak senin kızım. Yazar olacaksın. O zaman, beni yazarsın. Şu Mücella teyzenin solan gülünü, gün görmediğini, İçinde yazmaya değer bir şey olmayan kayda değmez ömrünü."

"Rüya olduk Nazlıgül" dedi denize bakarken. "Masal olduk, anlatanımız yok kızım."

Herşeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız gibi atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu .

Tek farkla: Gerçek oldu. >> s.337

Ben dili sade olmasına rağmen çok etkilendim ve beğenerek okudum. Okumak isteyenlere de bir an önce başlamalarını tavsiye ederim.Kitabın içinde geçen on sayfalık bir mektup var ki (Mücella ile ilgili değil) benim en etkilendiğim bölümler arasında idi.

<< Evleniyormuşsun.
Benden gizliyorlar ama kuşların dili var ve bizim emektarın ağzında bakla ıslanmaz. Uzun uzun anlatmıyor. Kısa söyleyip geçiyor. Yaranın en fazla kanadığı yerden dağlandığına inanıyor. Kangren olmuş uzva merhem kar etmez, satırı birdenbire indirmek gerektiğini biliyor.
"Unut bey" diyor. "Evleniyor."
Hamlet olsam "Sana çeyiz olarak bir bela armağan ediyorum" derdim. Değilim. Senin gördüğün ve seni gören nem varsa yakmak isterdim. Yüzümü ne yapardım oysa? >>

Biraz uzun bir bilgilendirme yazısı oldu ama sıcağı sıcağına yazmak istedim.
Herkese keyifli okumalar.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.948 Oy)19.879 beğeni45.536 okunma3.537 alıntı192.422 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.993 Oy)11.789 beğeni29.598 okunma1.689 alıntı154.767 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.113 Oy)13.938 beğeni36.116 okunma3.796 alıntı153.448 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    8.9/10 (5.022 Oy)5.586 beğeni16.818 okunma984 alıntı79.553 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.897 Oy)9.440 beğeni26.577 okunma1.809 alıntı135.724 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.240 Oy)9.232 beğeni27.555 okunma2.929 alıntı121.475 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.219 Oy)5.666 beğeni18.229 okunma1.147 alıntı63.774 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (5.051 Oy)5.719 beğeni19.051 okunma963 alıntı95.668 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.926 Oy)9.198 beğeni30.192 okunma923 alıntı146.438 gösterim
  • Serenad
    9.0/10 (5.462 Oy)6.135 beğeni16.269 okunma1.965 alıntı70.262 gösterim
Tam olarak düşüncelerimi nasıl aktaracağımı bilemiyorum çünkü Mücella gerçekten çok farklı bir kitaptı. Nar Ağacı'ndan sonra pasif kalıyor gibi geliyor ama bir düşününce zaten Mücella da öyle değil mi ? Daha konu itibariyle, Mücella'nın hayatıyla, geride kalışıyla, bastırdıklarıyla zaten durağan şeyleri okuyoruz. Bu nedenle "Çok sıkıcı, okumayın" tarzı yorumları ciddiye almadan önce bunu aklınızda bulundurun.

Mücella içimizden; çevremize baksak yüzlerce Mücella var belki de. Sadece yalnızlık olarak da düşünmemek lazım; insan kendinde arka plana ittiği şeyler ile de Mücella olabilir. Kitabı güzel yapan da bu, her şey o kadar gerçek ve somut ki, yaşayarak okumak kaçınılmaz.

Nazan Bekiroğlu'nun da dilinin en sade olduğu eseri bu. Süslü cümleler yok, zor anlatılar yok, akıyor gidiyor. Ona rağmen cümleleri büyüleyici...
Bilmem sadece bana mı oldu ama kitabın her bir cümlesini hüzünle karışık bir huzur içinde okudum, gözüm cümlelerde gezinirken yüzümdeki kırık tebessümü hissettim... Tavsiyemdir, okuyun :)
Ve "Mücella"...

Kitaplığımın bir köşesinde, öyle mahzun bekleyen, ve nedense hep daha sonraya sakladığım Nazan Bekiroğlu'nun Mücellası, artık benim de okuduğum kitaplar arasındaki yerini aldı.
Nar Ağacı ve Mimoza Sürgünü'yle kalbimdeki yerini bulmuş olan Nazan Bekiroğlu bu kez 1920-1970'li yıllarının Türkiyesi'ni ve unutulmuş kumaşların, kokuların ve itiyatların içinde kaybolmuş Mücella'nın hikayesini kaleme almış.
Dönemi anlatmadaki maharetini bir kez daha kanıtlayan Nazan Bekiroğlu, 1970 li yılların siyasi ve toplumsal konularını satır aralarına işlemeyi ihmal etmemiş.

Ve kitapta geçen şu satırlar Mücella'nın ve aslında "hayatı seyretmekle yaşamak arasında gidip gelen" bütün kadınların yaşamını özetliyor.
"Her şeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuz ama mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu. "

Ve benim için ise Mücella, yalnızlığımı paylaştığım satırların arasına saklanmış bir hüzündü.
Nazan Hoca’nın elimde okumadığım beş kitabı var ama ben tercihimi son kitabından yana kullandım çünkü yazar bu kitabında dilinde sadeleşmeye gittiğini, herkes tarafından anlaşılmak istediğini söylemiş. Ben de bu yüzden önce Mücella’yı okumak istedim. İyi ki öyle yapmışım.

Mücella 1920-1970 yılları arasında yaşayan hiç evlenmemiş, annesinin gölgesinden çıkamamış bir kadın. Kitapta doğumundan ölümüne kadar Mücella’nın hayat hikâyesini okuyoruz. Bu arada onun çevresindeki insanları tanıyor ve Türkiye’nin yıllar içindeki değişimine de tanık oluyoruz. Ben nostalji seven bir genç olarak (Evet 28 yaşında biri olarak kendime genç diyorum :-)) kitabı zevkle okudum ama bence bu kitabı orta yaşlı ve yaşlı olanlar, yani kitapta anlatılan dönemleri yaşamış olanlar çok daha severek okuyacaklardır.

Kitabı tek kelimeyle anlatmam istenseydi hüzünlü kelimesini seçerdim. Kitabın başından sonuna kadar sayfalara bir hüzün sinmiş. Mücella’nın hayatı yeterince hüzünlüyken ben Yusuf Ziya ve Suna’nın hikâyesinden de çok etkilendim. Hatta kitap okurken kolay kolay ağlamayan ben Yusuf Ziya’nın Suna’ya yazdığı mektupta gözyaşlarımı tutamadım. Mücella’yı okuyun. Seveceğinize eminim.
Sonu beni okuduğumda çarpılmışa döndüren, ağlatan hiçbir karakter içimi Mücella'nınki kadar burkmamıştı. Bizler hep Mücella'nın başına bir şey gelmesini bekleyerek okuduk bu kitabı o ise bu beklentiyle bir ömür doldurdu . Evet Mücella belki karayemişin dışına hiç çıkmadı ama hiç de kalp kırmadı Mücella.Filiz ondan küçük olmasına rağmen kendisinden önce evlendiği için hiç gönül koymadı ona aklından bile geçirmedi. Küçük yaşta babasını kaybeden kitapkurdu Nazlı'nin sırtını sıvazladi , okula giderken saçlarını ördü. Nazlı ise ilerde yazar olarak önceki yazdığı efsane olan kitabından sonra belki de sönük kalacağını bile bile hatırladığında içini ısıtan sıradan Mücella'yı eşsiz kıldı . Bu da hayatın hoş bir cilvesi olsa gerek...
Ve bu kitapta ; daha önce pek çok kez işlenmiş konuda farkını ortaya koyduktan sonra sıradanı bile bir çırpıda okutan Nazan Bekiroğlu'nun üslubuna tekrar tekrar hayran kaldım ve aynı zamanda dedim ki ışte yazarlık bu olsa gerek:)
1930’larda başlayıp, zamanı usulca ama hızlıca akıtan yazar okuruna dönemin örf-adetlerini, usûl-ü erkânı, adâbı, incelikleri, arka planda dönemin savaşlarını, siyasetini, değişen sistemleri ve halkın payına düşen zorlukları aktarıyor. Dönemi anlatırken mi Mücellâ’yı araya sıkıştırıyor yoksa Mücellâ’yı anlatırken mi o dönemi yaşatıyor, size kalmış.

**Örneğin; (alıntı sayfa 125)
((Nazik tenleri incinmesin diye ek yerleri antikalı zıbınlar, üçgen kol bezleri dikti önce bebeklere Mücellâ. Uğur böcekli, bohça büyüklüğünde kundaklar işledi. Ajurlu battaniyeler, patikler, yelekler, tozpembe hırkalar ördü. Yıllar bebek adımları hızında önce yavaş yavaş sonra koşarak geçtikçe, duvardaki takvim değiştikçe hiç aksatmadan, doğum günlerinde fotoğrafçıya götürerek yaş fotoğrafları çektirdi kızlarla. Mahalle camiinin minaresinden Allahuekber sâdâsını nihayet yükselten Demokrat Parti, “Yeter söz milletindir!” dediğinde, kendisini muhalefette bulan Milli Şef, Milli Mücadele kahramanı olarak köşesine çekilmek yerine yakıcı bir muhalefet yapmayı yeğlediğinde ve karşılığı gecikmediğinde, Mücellâ albümlerde sıralanan fotoğraflar gibi yaş günü pastalarının üzerindeki mumlardan da saydı yılların geçtiğini.))

1.Dünya Savaşı’nın hasarlarından, 2.Dünya Savaşı’nın endişelerinden ve Kore Savaşı’nın halk arasındaki etkisinden bahsediyor.

Ayrıca toplumsal anlamda aşamadığımız bazı önyargıların, “mahalle baskısı” denilen psikolojik zorlamaların bazı hayatları nasıl etkilediğini Yusuf Ziya’dan ve tabii ki annesi Müzeyyen Hanım’dan öğreniyoruz.

**Örneğin; (alıntı sayfa 146)
((Aşk gelir geçer, evlilik ise ömür boyu sürerdi.

Müzeyyen Hanım’a bakılırsa Suna (Yusuf Ziya’nın aşık olduğu kız) bütün kusurları toplayarak gelmişti ve onun itirazı her anne için geçerli olabilecek türdendi. Hangi anne “Evet” diyebilirdi böyle bir evliliğe?

Suna zadegândan değildi bir kere! Bu çok önemliydi! Çünkü tuz kokmaz asil azmazdı, davul bile dengi dengine çalardı. Hadi bunu görmeyelim, geçelim. Ama Suna, Yusuf Ziya’dan üç yaş büyüktü. Olur mu hiç? Peki tamam, bunu da görmedik diyelim. Ama Suna bir nikâhtan arda kalmıştı. İşte orda durmalı. Bu artık geçilecek, görülmeyecek türden değildi. Gerçi ancak altı ay evli kalmışmış ama ne fark eder ki? Duldu neticede. Dul kelimesini öyle üzerine basarak söylemişti ki İstanbullu gelin, gözlerindeki şu bakış olmasa bile sesindeki tabir memleketin bütün dullarını ezip geçmeye yeterdi. Başka birinin soyadından, yatağından arda kalmış biri mi aslanlar gibi Yusuf Ziya’sına karı olacaktı? Nereden vursan dökülüyordu kısacası. Suna mı Müzeyyen Hanım’a gelin olacaktı?))

Bütün hayatım boyunca yaşın, etnik kimliğin, farklı medeni durumların ve akla gelebilecek sorun görülen her şeyin aşka engel olamayacağını savundum. Bu tamamen iki aşık kişinin hissettiği güçle de alakalı. Çünkü ülkemizde bazı aşklar aşk değil; savaştır adeta. Kimi seveceğimize, ne giyeceğimize, ne düşünmemiz gerektiğine, eve kaçta gireceğimize bile hep Müzeyyen Hanım’lar karar verirler. Yaşadığımız coğrafyada Müzeyyen Hanım’lar hep vardılar ve hep var olacaklar, maalesef.

Kısacası okuyacağınız kitap size sadece bir kızın hikayesini anlatmayacak. Siz ne isterseniz size onu verecek. Belki gülümsetecek, belki de ağlatacak; ama kesinlikle sizi bi durdurup düşündürecek...
Mücella/Nazan Bekiroğlu
Kitap bitti şükürler olsun. Düşünüyorum da daha önce beni bu kadar zorlayan bir kitap oldu mu diye? Yok hayır olmadı,ömrümden ömür gitti okurken,bitmek bilmedi ve boğaldımmm:)bir fenalık bir afakan bastı sormayın.
Yazarın nar ağacı isimli kitabı var birde elimde,zamanında almışım şimdi kitaplığımda duruyor ve pekte güzel bakışmalarımız olmuyor kendisiyle. Ne zaman alır okurum bilemiyorum. Bu kitabın etkisini uzun zaman üzerinden atamam sanırım unutmalıyım yoksa okuyamam.
Gelelim konusuna ve neden bu kadar sıktığına;kitabın ilk başlarında bir annenin kızına yapmış olduğu baskılar yasaklar ve aşırı korumacı tutumuyla karşı karşıya gelmek,beni geçmişe götürdü bu sebeple oldukça sıkıldım,hatırlamak istemedim. Sonrasında kahramanımız Mücella fakat onun dışında herkesin hikayesi gibi yazılmış,okurken acaba ne zaman Mücella'nın başına bir şey gelecek diye bekliyorsunuz ama yok. Sayfalar sayfaları kovalıyor ama yok herkes kitapta payına düşeni alıyor ama Mücella'da kıpırtı yok. Kitabı uzun tutmak kaygısı mıdır bilmem ama o kadar çok dolandırılmış ve yazar kendini tekrarlamış ki bunalıyorsunuz okurken. Yeter artık bu kitap neden yazıldı dediğim anlar çok oldu.Bir kız çocuğunun doğumundan başlayıp ileriki yaşlarına kadar geçen bu süreçteki anne ve çevre baskısını konu edinmiş yazar. Konu aslında ilgi çeken ve gerçekten ülkemizin dinmeyen yaralarından biri fakat yazarın akıcı bir dili yok ve dediğim gibi kitabı uzun tutmak kaygısı sürekli kendisini tekrara yol açmış. Neyse söyleyeceklerim bunlar bunca uyarıma karşın alıp okumak istiyorsanız siz bilirsiniz:)sonra demedi demeyin:)
Bu kitabı okumakla zaman kaybetmeyin ve çok değerli eserlerde kendinizi kaybedin derim...
Kitapla ve sevgiyle kalın...
"Unutmak affetmektir. Aşkın olduğu yerde açılmaz affın kapıları. Oysa kalbim tanık, sen beni affettin. Ama sen yine de affetme beni ne olursun. Ne olur bana karşı da bir kırgınlığın olsun.”
Nazan Bekiroğlu'nun müthiş anlatımı ile, her ne kadar durağan bir konu işlenmişse de sıkılmadan okuyacağınız bir kitap. Sade bir dille anlatılmış anne ve kızının hayatı. Ve mutlaka kendinizden de birşeyler bulacaksınız, küçücük de olsa birşeyler...
okuyun derim.
okuduktan sonra bir burukluk bırakır geride. kelimelerin ustaca kullanımı, olayların yavaş ama tatlı tatlı akması yönüyle klasik bir bekiroğlu romandır ama üzülürsünüz işte koşması gereken yerde duran, durması gereken yerde koşan mücella'nın hikayesine.
Kitap, yazarın hayatının bir kesiti olarak sunulan Trabzon'un cumhuriyet Tarihi dönemi hikayesini işlemektedir.

Eski Trabzon evlerinde başlayan hikaye, dünya savaşını, Almaya'ya göçü 1960 darbesini sağ sol olaylarını apartmanlara geçişi kısaca Türkiyeyi etkileyen önemli ne varsa hepsini içine alıyor.

Güzel keyifli bir roman. Tavsiye ederim.
“…Nazlı’nın kitaplarını da hiç kimse Mücella’dan daha fazla anlayamazdı.
Nazlı’nın kitapları, Mücella’nın dantelleri…
Fark yoktu aralarında.
Nazlı da hayatı bir pencerenin içinden seyrediyordu ve onun da hayatla arasında bir pencere camı vardı.”
"Bu soğukta mı?" diye sordum anneme.
"Hani soğuk nerede? Bir de Erzurum'da yaşıyorsun!"
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 9 - Timaş Yayınları - 2016
...yangından geriye ne hasar kaldığını ancak dumanlar dağılınca anlayacaktı.
Yara sıcakken duymamıştı acıyı. Gerçek acı zamanla başlayacaktı..
...kalbinde taş gibi bir acının ağırlığıyla yaşadığından olacak gözlerinde daima kederli bir bakış asılıydı. Hep aynı gözlerle bakardı hayata: kazalı belâlı yolları kazasız belâsız atlatmayı, eylemekten çok eylememeyi başaranların çorak bakışı. Yaşanmamıştan çıkarılan gururun acı tacı...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mücellâ
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050820416
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı’ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücella’da bizleri 1920-1970’li yılların Türkiye’sinden nostaljik bir hikayeyle buluşturuyor.

Mücella, genç Cumhuriyet’le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lambasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler.

Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücella. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında…
Hanımeli, yasemin ve leylak kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde...
Mücella’nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.

Kitabı okuyanlar 1.609 okur

  • Hülya Ayan
  • çalıkuşu
  • Derviş Türkoğlu
  • Bilgiye Öz
  • Canan Atlı
  • Selma
  • Nur E
  • Zehra
  • Gökhan Şanlıdal
  • Tugbazynk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.4
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%19.9
25-34 Yaş
%33.5
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.9
Erkek
%13

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.2 (153)
9
%15.5 (87)
8
%24.2 (136)
7
%14.1 (79)
6
%8 (45)
5
%5.5 (31)
4
%3.2 (18)
3
%1.2 (7)
2
%0.7 (4)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları