Adı:
Mücellâ
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050820416
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı’ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücella’da bizleri 1920-1970’li yılların Türkiye’sinden nostaljik bir hikayeyle buluşturuyor.

Mücella, genç Cumhuriyet’le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lambasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler.

Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücella. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında…
Hanımeli, yasemin ve leylak kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde...
Mücella’nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.
Bir güzel hayatın daha penceresi aralandı ve sonuna gelip, pencere kapatıldı.
Kitap Nazan Bekiroğlu'nun kalemine göre biraz basit kalmış sanki. Konu, yazı hiçbir sıkıntı yok hatta dönemin siyasetine de ışık tutan, keyifli,hüzünlü, güzel bir kitap olmuş. Fakat ben Nazan Bekiroğlu'ndan Nar Ağacı'nı okuduğumda daha da çok etkisinde kalmıştım. Kelimeleri daha seçkin, cümleleri daha vurgulu, insanın içini sızlatan türdendi.
Kitabımıza gelecek olursak:
Kitapta annesi tarafından büyütülen ve hayatı Karayemiş ağacının dışına taşmamış olan Mücella Hanım'ın yürek burkan hikayesi anlatılıyor. Onun yaşadığı şeyleri aslında çoğu kez anneanneler, teyzeler vs. size hep anlatmıştır ama bazen yarısından sonrasını dinleyesiniz gelmemiştir. İşte burda da devreye Nazan Bekiroğlu'nun anlatımının güzelliği giriyor. Cümleleri doğru seçen insan, hep dinlenen insandır.

Kitap benim çok hoşuma gitti. Okumak isteyenler, okumak isteyip ne zaman okuyacağını kestiremeyenler bir kitap öne alabilirler.
KEYİFLİ OKUMALAR ;))
Tam olarak düşüncelerimi nasıl aktaracağımı bilemiyorum çünkü Mücella gerçekten çok farklı bir kitaptı. Nar Ağacı'ndan sonra pasif kalıyor gibi geliyor ama bir düşününce zaten Mücella da öyle değil mi ? Daha konu itibariyle, Mücella'nın hayatıyla, geride kalışıyla, bastırdıklarıyla zaten durağan şeyleri okuyoruz. Bu nedenle "Çok sıkıcı, okumayın" tarzı yorumları ciddiye almadan önce bunu aklınızda bulundurun.

Mücella içimizden; çevremize baksak yüzlerce Mücella var belki de. Sadece yalnızlık olarak da düşünmemek lazım; insan kendinde arka plana ittiği şeyler ile de Mücella olabilir. Kitabı güzel yapan da bu, her şey o kadar gerçek ve somut ki, yaşayarak okumak kaçınılmaz.

Nazan Bekiroğlu'nun da dilinin en sade olduğu eseri bu. Süslü cümleler yok, zor anlatılar yok, akıyor gidiyor. Ona rağmen cümleleri büyüleyici...
Bilmem sadece bana mı oldu ama kitabın her bir cümlesini hüzünle karışık bir huzur içinde okudum, gözüm cümlelerde gezinirken yüzümdeki kırık tebessümü hissettim... Tavsiyemdir, okuyun :)
Ve "Mücella"...

Kitaplığımın bir köşesinde, öyle mahzun bekleyen, ve nedense hep daha sonraya sakladığım Nazan Bekiroğlu'nun Mücellası, artık benim de okuduğum kitaplar arasındaki yerini aldı.
Nar Ağacı ve Mimoza Sürgünü'yle kalbimdeki yerini bulmuş olan Nazan Bekiroğlu bu kez 1920-1970'li yıllarının Türkiyesi'ni ve unutulmuş kumaşların, kokuların ve itiyatların içinde kaybolmuş Mücella'nın hikayesini kaleme almış.
Dönemi anlatmadaki maharetini bir kez daha kanıtlayan Nazan Bekiroğlu, 1970 li yılların siyasi ve toplumsal konularını satır aralarına işlemeyi ihmal etmemiş.

Ve kitapta geçen şu satırlar Mücella'nın ve aslında "hayatı seyretmekle yaşamak arasında gidip gelen" bütün kadınların yaşamını özetliyor.
"Her şeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuz ama mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu. "

Ve benim için ise Mücella, yalnızlığımı paylaştığım satırların arasına saklanmış bir hüzündü.
Nazan Hoca’nın elimde okumadığım beş kitabı var ama ben tercihimi son kitabından yana kullandım çünkü yazar bu kitabında dilinde sadeleşmeye gittiğini, herkes tarafından anlaşılmak istediğini söylemiş. Ben de bu yüzden önce Mücella’yı okumak istedim. İyi ki öyle yapmışım.

Mücella 1920-1970 yılları arasında yaşayan hiç evlenmemiş, annesinin gölgesinden çıkamamış bir kadın. Kitapta doğumundan ölümüne kadar Mücella’nın hayat hikâyesini okuyoruz. Bu arada onun çevresindeki insanları tanıyor ve Türkiye’nin yıllar içindeki değişimine de tanık oluyoruz. Ben nostalji seven bir genç olarak (Evet 28 yaşında biri olarak kendime genç diyorum :-)) kitabı zevkle okudum ama bence bu kitabı orta yaşlı ve yaşlı olanlar, yani kitapta anlatılan dönemleri yaşamış olanlar çok daha severek okuyacaklardır.

Kitabı tek kelimeyle anlatmam istenseydi hüzünlü kelimesini seçerdim. Kitabın başından sonuna kadar sayfalara bir hüzün sinmiş. Mücella’nın hayatı yeterince hüzünlüyken ben Yusuf Ziya ve Suna’nın hikâyesinden de çok etkilendim. Hatta kitap okurken kolay kolay ağlamayan ben Yusuf Ziya’nın Suna’ya yazdığı mektupta gözyaşlarımı tutamadım. Mücella’yı okuyun. Seveceğinize eminim.
Sonu beni okuduğumda çarpılmışa döndüren, ağlatan hiçbir karakter içimi Mücella'nınki kadar burkmamıştı. Bizler hep Mücella'nın başına bir şey gelmesini bekleyerek okuduk bu kitabı o ise bu beklentiyle bir ömür doldurdu . Evet Mücella belki karayemişin dışına hiç çıkmadı ama hiç de kalp kırmadı Mücella.Filiz ondan küçük olmasına rağmen kendisinden önce evlendiği için hiç gönül koymadı ona aklından bile geçirmedi. Küçük yaşta babasını kaybeden kitapkurdu Nazlı'nin sırtını sıvazladi , okula giderken saçlarını ördü. Nazlı ise ilerde yazar olarak önceki yazdığı efsane olan kitabından sonra belki de sönük kalacağını bile bile hatırladığında içini ısıtan sıradan Mücella'yı eşsiz kıldı . Bu da hayatın hoş bir cilvesi olsa gerek...
Ve bu kitapta ; daha önce pek çok kez işlenmiş konuda farkını ortaya koyduktan sonra sıradanı bile bir çırpıda okutan Nazan Bekiroğlu'nun üslubuna tekrar tekrar hayran kaldım ve aynı zamanda dedim ki ışte yazarlık bu olsa gerek:)
"Unutmak affetmektir. Aşkın olduğu yerde açılmaz affın kapıları. Oysa kalbim tanık, sen beni affettin. Ama sen yine de affetme beni ne olursun. Ne olur bana karşı da bir kırgınlığın olsun.”
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabı Mücella. Sınavlar yüzünden uzun zamandır elimdeydi sonunda bitirebildim. Kitabı pek akıcı bulmadım ama okurken pek çok şey öğrendiğimi ve yazarın ne kadar başarılı olduğunu düşünüp durdum. Nazan Bekiroğlu'nun dili gerçekten çok güzel, iyi ki yazar olmuş dedirtiyor.
Kitapta Yusuf Ziya'nın aşkından çok etkilenmiştim. Yusuf Ziya'nın Suna'ya yazdığu mektubu okurken içimden bir şeyler koptu sanki. Çok duygusal bir mektuptu gözlerimin dolmasını engelleyemedim. Mücella'ya gelince ne kadar temiz kalpli ve ne kadar pek çok şeyi yaşayamamış olsa da hiç isyan etmemiş olması çok güzeldi. Şaşırtıcı derecede sakin olmasına bazı bazı şaşırmadım değil. Ama onu Mücella yapan da bunlardı belkide.
Nazan Bekiroğlu'nun kitapları arasında dilinin en sade olduğu kitabının Mücella olduğunu okudum yorumlarda. Bu yüzden diğer kitaplarını gerçekten çok merak ediyorum, en kısa zaman da okuyacağım.
Öncelikle kitabı çok beğendim.Nazan Bekiroğlu Trabzon ve çevresini çok iyi tasvir etmiştir. Dönemin şartlarını okuyucuya çok iyi bir üslupta aktarmıştır.Kadınların güçlü yanlarını ortaya çıkarmıştır.Kendi ayakları üstünde duran çocuklarına bakan bir çok kadın kitapta yer almıştır.kitabı okurken büyük bir istek ve arzu ile Mücella 'nın yuva kurmasını diledim fakat bu dileğim gerçek olmadı ama bu kitabı okurken büyük zevk aldım.Herkesin çevresinde bir Mücella vardır.
Nazan Bekiroğlu'nun müthiş anlatımı ile, her ne kadar durağan bir konu işlenmişse de sıkılmadan okuyacağınız bir kitap. Sade bir dille anlatılmış anne ve kızının hayatı. Ve mutlaka kendinizden de birşeyler bulacaksınız, küçücük de olsa birşeyler...
okuyun derim.
Kitap, yazarın hayatının bir kesiti olarak sunulan Trabzon'un cumhuriyet Tarihi dönemi hikayesini işlemektedir.

Eski Trabzon evlerinde başlayan hikaye, dünya savaşını, Almaya'ya göçü 1960 darbesini sağ sol olaylarını apartmanlara geçişi kısaca Türkiyeyi etkileyen önemli ne varsa hepsini içine alıyor.

Güzel keyifli bir roman. Tavsiye ederim.
⭐Hamarat, ahlaklı, iffetli bir genç kız olmak adına anne baskısı altında yetişen ve ömrü boyunca bahçedeki karayemiş dalından öteye geçmeden evde çeyiz işleyen Trabzonda yaşayan bir kızdı Mücella. Daha annesi ona hamileyken kaybetmişti babasını. Annesi Neyyire hanım ise babasız bir kız yetiştirmenin zorluğundan korkmuş, Mücella 5.sınıfı bitirir bitirmez onu okuldan almıştı. Mücella'yı gözünün önünden ayırmamış, onu bahçedeki karayemiş dalından öteye gitmemesi için iyice tembihlemişti. Mücella'nın hayatı pencere kenarı, sedir, sofa, yer odası, çardak, karayemiş etrafında yıllarca sürüp gitmiş ara ara karayemişten ötede olan dünyayı merak etse de bakmak için hiç girişimde bulunmamıştı. Çünkü her şeye boyun eğip kabullenmek, annesinin bir dediğini iki etmemek Mücella'nın doğasında vardı.
⭐Bu kitap Mücella'nın yürek burkan hayatını anlatmakla beraber 1920-1970 li yıllardaki Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu, kadınıyla erkeğiyle çocuğuyla herkesin yaşadığı zorlukları, yaşanan ya da yaşanması​ mümkün olmayan aşkları, geçim zorluklarını, gelin-kaynana-görümce ilişkilerini, aklınıza gelen herkesin günlük hayatında yaşayabileceği ya da etrafında duyduğu, gördüğü çoğu durumu kendi Türk kültürümüzde eski atasözlerimizle açıklığa kavuşturarak anlatıyor.

⭐Kitap genel olarak akıcı olmakla beraber ara ara eski kullanımına yer verilmiş kelimeler var ben anlamlarına internetten bakmak zorunda kaldım bu da bazen ilgimi dağıttı. Bir de uzun çevre betimlemeleri bulunmakta okurken sıkıldığımı söyleyebilirim. Fakat yine de okumayı düşünenlere gözüm kapalı tavsiye edebilirim çünkü Mücella'nın ve bu dönemin Türkiye'sinin durumundan etkilenmemek elde değil.

Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar :)
Ahh Mücellâ!
Neden gülmedi o hüzünlü yüzün?
Neden bir kez kelebekler uçuşmadı o güzel yüreğinde?
İyi ki tanışmışım seninle Mücellâ. Kimi zaman kendimden bir parça buldum sende kimi zamansa kızdım sana; insan yok olduğunun, eriyip gittiğinin bu kadar mı farkında olmaz diye. Belki biz de yok oluyoruzdur Mücellâ, belki biz de farkında değilizdir.
Keşke şu dünyada yok olurken senin kadar masum kalabilsek.
Sizlerin de okuyup masum kalabilmesi dileğiyle...
“…Nazlı’nın kitaplarını da hiç kimse Mücella’dan daha fazla anlayamazdı.
Nazlı’nın kitapları, Mücella’nın dantelleri…
Fark yoktu aralarında.
Nazlı da hayatı bir pencerenin içinden seyrediyordu ve onun da hayatla arasında bir pencere camı vardı.”
"Bu soğukta mı?" diye sordum anneme.
"Hani soğuk nerede? Bir de Erzurum'da yaşıyorsun!"
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 9 - Timaş Yayınları - 2016
...yangından geriye ne hasar kaldığını ancak dumanlar dağılınca anlayacaktı.
Yara sıcakken duymamıştı acıyı. Gerçek acı zamanla başlayacaktı..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mücellâ
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050820416
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı’ndan sonra merakla beklenen yeni romanı Mücella’da bizleri 1920-1970’li yılların Türkiye’sinden nostaljik bir hikayeyle buluşturuyor.

Mücella, genç Cumhuriyet’le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı.

Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler. Gaz lambasının ışığında içilen nohut kahvesinin ağızda buruk bir tat bıraktığı dönemler.

Arka planda Türkiye, pek çok çalkantının içinden geçerken bile kendini bildi bileli çeyiz işleyen bir genç kız Mücella. Adım adım hayattan çekilirken bunu neredeyse hiç fark etmeyen... Neyi beklediğini bilmeden bekleyen... Derken günün birinde, kıyısında kaldığı hayata son bir çabayla dönmek isteyen...

Sümbül kokulu bembeyaz yastık kılıfları, kanaviçe işli peçeteler, uçları fistolanmış havlular, çeyiz sandıkları arasında…
Hanımeli, yasemin ve leylak kokulu yaz ikindileri gibi uzun kış gecelerinde de, ya çardağın altında ya hep o soldaki pencerenin içinde...
Mücella’nın dupduru ve çarpıcı hikayesi.

Kitabı okuyanlar 1.327 okur

  • Aydın Beyhan
  • Nagehan Güneş
  • Buket Arslan
  • Çiğdem
  • BİRSEL ÖZKAN
  • Gül
  • Kubra nur
  • Leyla
  • Sedef Yula
  • Rapunzel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.4
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%19.9
25-34 Yaş
%33.5
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.9
Erkek
%13

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.9 (137)
9
%15.7 (77)
8
%24.2 (119)
7
%13.4 (66)
6
%8.4 (41)
5
%5.1 (25)
4
%3.3 (16)
3
%1.2 (6)
2
%0.4 (2)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları