Nar Ağacı (Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim)Nazan Bekiroğlu

·
Okunma
·
Beğeni
·
28.328
Gösterim
Adı:
Nar Ağacı
Alt başlık:
Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807073
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı yıllarında başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü... Trabzon'da ve Tebriz'de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce delice akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, tehcir, mücadele, kader... Farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye... İncelikle işlenmiş karakterleri, zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle yıllarca unutulmayacak bir kitap...
(Tanıtım Bülteninden)
Nar Ağacı…
Dibinde oturuyorum çiçeklerini izleyerek. Romanın kahramanları beliriyor teker teker. Büyükhanım çiçeklerini suluyor bahçede. Hacıbey dışarıya çıkıyor ve Zehra ile İsmail Masal ile oynuyorlar… Sıcacık bir yuva. Meyve bahçeleri mutlulukla salınıyor, limon ağacı gençleri izliyor…
Ve savaş bütün aileleri vurduğu gibi bu aileyi de sarsıyor tüm kuvvetiyle… Acıyla ve tokat gibi gerçekleri vurarak yüzlerine...
Kaç çocuk ailesinden ayrıldı içine akıttığı göz yaşlarıyla ?
Kaç genç daha annesinin kardeşinin neşesine doyamadan düştü cephelere?
Kaç ekmek teknesi yıkıldı güya barış uğruna?
Kaç asker açlıktan öldü, kıvrana kıvrana?
Tüm bunlar madem barış için masum insanlar neden bu kadar acı çekti ?
Hangi kelime tüm bu acıların tarifini koyar ortaya?
Soğuğa, balçığa bata çıka neyden kaçtı bunca insan?
Tarih kitaplarında 3-5 soğuk, duygusuz cümle ile yazılan bunca savaş ve onca insanin ölümünün ardından gelen barış anlaşmaları kaç çocuğun çektiği acıyı silebildi? Kaç anneye her şey geçti diye teselli verebildi?
Hangi toprak paylaşımı insanların gözlerinde ve yüreklerinde asılı kalan kan, sefalet ve çileyi toprağa gömdü?
Tüm bu satırları çok daha etkili dile getirmek isterdim… Çünkü kitabın sayesinde zihnimde hiç yaşanmayan bir savaşı yaşadım. Savaştan kaçan insanları gördüm, yüklerini sevgileriyle şımarttıkları hayvanlarının sırtına yüklemiş insanları gördüm: bu hayvanlar ki açlıktan derileri kemiklerine yapışmış…
Yabancı kuvvetler yuvamızı yıkar, karımıza kızımıza bir şey yapar diye evlerini, işlerini, tarlalarını terk eden bilmediği bir yola çıkan kaç gözü yaşlı aile vardı o savaşta.
Savaş benim içimde hiç bu kadar cisme bürünmemişti. Hiç bu kadar vahşi olduğunu, acımasız ve tuttuğunu sürükleyip götüren bir canavar olduğunu bu kitaba kadar fark etmemiştim. Evet savaş kötüydü bunu biliyordum ama ben bu kitapla o savaşın içindeydim. Sırılsıklam bir haldeydim ve etrafımda sığınabileceğim tek bir yer yoktu… Korktum hiç korkmadığım kadar. Ağladım, gözlerim acıyana kadar…

Ve fark ettim ki insanın ırmağının hangi ırmaklarla birleşeceği belli olmazdı… O ırmak nerelere çıkacak hangi denize dökülüp yüreği ferahlayacak bilemezdi… Kalplerimizde hangi kalpler misafir olacak ve günün birinde ona veda edeceğiz bilemeyiz. Ve hangi kalbin bizim için doğru kalp olduğunu…
O kalple karşılaştığımızda diyeceğiz ki evet, ben bu yürekle bir araya gelebilmek için bunca acıyı çektim, bu şehre geldim, bu insanlarla kavga ettim, bu insanlarla ahbap oldum hepsi benim bu yürekle bir araya gelebilmem içindi…
Benim nar ağacım meğerse bu ruhun derinlerindeymiş....

Kitaba başladığımda Nazan Bekiroğlu etkinliği henüz başlamamıştı. Ben fazlasıyla uzatarak okudum kitabı biraz da şartların yönlendirmesiyle tabii… Sindire sindire göz yaşlarıyla ve yüreğimde çiçeklenen bir nar ağacı bıraktı bu kitap…

Son paragrafı teşekkür bölümüyle bitireceğim. Son bir ay benim için zor bir aydı. Ve bu zamanlarda neşeli olduğum anlardaki gibi elimi bırakmayan, ışığıyla karanlık yolumu aydınlatan yıldızım, özlem ‘e ve onun kadar varlığını hissettiren biricik büyücüm ve dostum https://1000kitap.com/lwoH/Duvar/ ’a teşekkürlerimi sunuyorum ve bu incelemeyi onlara ithaf ediyorum. Varlığınız bana güç veriyor. İyi ki varsınız ve benim dostlarımsınız…

Bu parça da tüm incelememi okuyanlara armağanım olsun…
https://youtu.be/fAS1dGfPvDI


Sevgi ve neşeyle...
Nazan Bekiroğlu'nun kitaplarının bir çoğunu okumuş kendisiyle imza günlerinde sınırlı olsada birkaç kez sohbet edebilme imkanı bulmuş biri olarak daha önceki incelememin çok çok yetersiz kaldığını düşünerek bu incelemeyi yazıyorum.
Kitabı ilk elime aldığımda ne yazar hakkında ne de kitap hakkında bir fikrim vardı. Bir arkadaşıma vermek için başka bi arkadaşımdan ödünç almıştım yolda yürürken en azından arka kapağını bir okuyayım dedim.
Trabzon, Tebriz, Tiflis... Trabzon yaşadığım şehir, sevmediğim şehir, kitabı elimde tutarlen sokaklarında yürüdüğüm şehir.
Başlamak için bu kadarı yetti.
Şuan bu incelemeyi kitabı 4 kere okumuş biri olarak yapıyorum. İlk okuduğum yıldan şimdiye 6 yıldan fazla olmuştur hâlâ daha benim için 1.sırada yer alır. Pek az kitaptan bu derece etkilenmişimdir. Konusunun sürükleyiciliği ve işleniş tarzının farklı olmasının yanı sıra Nazan Hanımın kaleminin ustalığı, kelimelerle oynayışı beni çok etkilemişti.
Çok sevdiğiniz şeylerle ilgili konuşurken doğru kelimeleri bulamadığınızı hissedersiniz anlatmak istediklerinizi anlatamadığınızı. Kitabın içeriği hakkında söylemek istediklerimi işte bu hisler nedeniyle anlatamıyorum eksik kalacağını düşündüğüm için burada bitiriyorum.
Buraya gelip bu incelemelere bakıyor kitabı okumayı düşünüyorsanız hiç düşünmeyin gidin okuyun diyorum.
Herkese keyifli okumalar.
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk ve tek kitabı. Böyle nazenin bir insanın kitaplarını okumak gerçekten çok farklıymış.

Kendisi bize en sıradan gelen olaylara, duygulara, nesnelere betimlemeleriyle öyle bir renk çalıyor ki , zerafetinden gözlerimiz kamaşıyor. Güzelliğe dair tasvirleri okudukça kalbinizde bir sıcaklık, ruhunuzda bir hafifleme hissediyorsunuz.
Ve o anda insan ister istemez kendine soruyor: 'Sahi herşey bu kadar güzelken benim gözlerim o incelikle bakmaktan neden mahrum!?.'

Okudukça kalbinizdeki ve gözlerinizdeki pas temizleniyor gibi oluyor.Güzel bakmayı, güzel görmeyi öğreniyorsunuz ve anlıyorsunuz ki insan ruhu güzelliğe meftun.

Betimlemeler gözünüzü korkutmasın çünkü hepsi güzelliğe dair. Edebiyat yaparken edeb sınırı hiç aşılmıyor, atmosferin bozulmaması için çirkinlikler betimlenmiyor ,o anda yazmayı bırakıyor yazar.
O yüzden bu kitap tam anlamıyla cok "Güzel".

Hikayeye gelince...

Sebeplerin kader planında ilmek ilmek dokunarak farklı coğrafyalarda yaşayan iki insanın bir araya gelmesi anlatılıyor. Kitabın kapağında yazan "Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim" cümlesi aslinda kitabın özeti.

Hikaye işlenirken bir yandan da divan edebiyatından beyitler geliyor:

"Dünya bir ırmaktır, biz dışındaydık bu ırmağın aslında ve ırmağa düşen sadece gölgelerimizdi".

"Hayat perdesinin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen ,sevip ,kavga edip barışan onlarca suretin hepsi birer gölgedir. Şu an cehennem gibi bir hayatın içerisinde olabilirsin ama cennetteki yanın bir perde üzerinde seyreder gibi seni seyrediyor. Bu da sen .O da sen. Sen ondan habersizsin ama o senden haberdar. Cennetteki yarın bütün bunların geçici birer gölge olduğunu biliyor ama dünyadaki yarın bilmiyor."

Bu beyitin tüm kitaba yayılmış açıklamasını örnekleriyle okuyup iyice anladıktan sonra bizlere kendi hayat ırmağımızın üzerine düşmüş gölgeleri seçmek ve üzerinde düşünmek kalıyor. Bu gölge metaforuyla acıların dinmesini beklemeden onlari hükümsüzleştirmeyi ve herşeye rağmen şükretmeyi öğreniyoruz.

Ve son olarak..
Bu kitabın içinde dünyanın en güzel, en naif aşk mektuplarından birinin bulunduğundan haberdar etmek istiyorum sizi.

"Hayallerimde bile sana söyleyemediğim şeyleri yazacağım simdi.Siz yerine sen demek gibi..."diye başlayan.

Yazmak istediğim her şeyi yazamamış olsam da, biraz da olsa ilginizi çektiyse bu bahsettiklerim , bu güzel kitabı okumanızı tavsiye ederim.
İyi okumalar...
Ankara'dan Samsun'a giderken doğuya mı gidersiniz yoksa batıya mı? İyi okullardan mezun, KPSS'den derecelerle gelmiş insanların doğru cevabı bilmesini bekler misiniz? Uçaktayken yolcular farketmese de seviyeler önemlidir, karşılıklı rotalarda kendiliğinden önlem olarak aynı irtifada olmaması gerekir ve uçağın yönü büyük önem arz eder. Doğulu mu batılı mı bilmek önemlidir anlayacağınız. Ama yüce eğitim sistemimizin tarih, coğrafya ve ingilizceyi öğretmedeki yetersizliği ile ezberletmedeki başarısı birleşince gencecik dimağlar yanıtlayamayabiliyor. Bize ezberden çok öğrenme gerekiyor.
Nasıl öğrenip pekiştirebilirim peki ben? Ben edebiyatla yapıyorum sanırım.

Tebriz, Yezd, Bakü, Tiflis, Batum nerelerdedir? Şunun bunun başkentidir, şunun ilidir vs. Nasıldır yüz sene önce seyahat, nasıldır şehrin sakinleri, ortam nasıldır? Duygularımıza hitap etmeyince öğrenebilir miyiz? Hem öğrensem de 'Bunca bilgiyi, bunca duyguyu ne yapacağım?` ben şimdi. Nasıl başa çıkacağım. 'Ailesinden sağlıkla dolu olarak teslim aldığı askerlerinin refakatine içi boş tabut veren, ordusunu besleyemeyen, sevk edemeyen, bir cephe gösteremeyen hükümetin yardım elini' sefalet içinde bekleyenler... 'Açlıktan bağıra çağıra mı, sürüne sürüne mi, görüne görüne mi' ölecek insanlar... 'Tarih cümlelerine girecek 3 soğuk cümlenin altında ne mahşer var oysa.' Roman kahramanın dediği gibi 'Gördüklerimi, bu dehşeti, bu mahşeri, cezalıları melekler olan bu cehennemi unutsam.'

Nazan Bekiroğlu'nun şiirsel yazımını bilenler ve bekleyenler için bu kitap edebi olarak aynı lezzeti vermeyebilir, ama çok güzel bir roman. Sıcak, dili güzel, konu sürükleyici, tarih kokuyor buram buram. Muhacirliği, tertemiz sevdayı, gurbeti, hasreti, vuslatı muhafazakar kimliğini koruyarak zarif zarif yazmış, hikayenin içine karışıp süzülmüş, dertlenmiş, iz sürmüş Nazan Hanım. Zülfü Livaneli kitapları tadı da geliyor bir yandan.

sueda reyyan Hanımın tavsiyesiyle, https://1000kitap.com/YagmurM in güzel etkinliğiyle ve de hiçbir zaman yönlendirmesinden memnun kalmamazlık etmediğim Hercaiokumalar nin kitap önerisiyle aklımın köşesine yeni kahramancıklar kattım. Teşekkürler hepinize.
Ömrüm veda eder ise tekrar okumak istediğim üç kitapdan biridir Nar Ağacı...

Üç farklı zaman dilimin de üç farklı mekan da bölgelerin sosyolojisini halkların psikolojisini çok iyi dil ile anlatan bir romandır...
Rus ihtilali öncesinde batum dan aynı dönem iran a açılan bir kapı ve hemen ardından savaşın patlak vermesinin öncesinde istanbul...
bir aşk hikayesi olarak görülse de kitap fantastik bir uslup ile yazılmıs son donemin en iyi romanlarındandır
ki Nazan Hoca bu işin pir' i dir... Edebiyat prosorüdür...
‘ Bir el? Neydi bir eli diğerlerinden ayıran ? ‘
Bir ayrılış ile başlamıştı herşey..
Seferberliğin ilanı mıydı..?
Yoksa bir ihtilal mi..?
Yoksa bu ayrılış gerçek bir aşkın başlangıcı mıydı..

‘ Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.. ‘
Kurgusuyla bütünleşen bir aşkın ele alınışı...
Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul..
Kitabı okurken arada uzun betimlemelerden oluşan bıkkınlığı ortadan kaldıran bir aşk mıydı..?
Yoksa bir sonraki satırda oluşan merak mı..?
Ve yahut sevdiğimiz Osmanlı havası mı..?
Hafız’ın Divanından oluşan kesitler kitapta farklı bir ahenk oluşturduğu..

‘ Dünya bir ırmaktır, biz dışarıdayız bu ırmaktan; ırmağa düşen gölgemizdir ancak.. ‘
Gölgelerden oluşan bir aşkın Karakterlerinde oluşan naifliği, zarifliği ve edebi..

‘ Yeryüzünde her şey iyi ile kötü arasındaki mücadeleden ibarettir. İnsana düşen bu ikisi arasında kendi safını çekmektir.. ‘
İşte bu Karakterlerin iyi olmalarının simgesi miydi..?
Hep birlikte iyilikten olmak umuduyla..
Kısaca söylemek gerekirse okuyalım, okutturalım..

‘ Setterhan - Zehra ‘
''Kahramanı sen olsan da, hikâye benim...''

Roman okumayı bırakalı uzun yıllar oldu, 1k sebebi ile arada okumaya başladım. Nazan Bekiroğlu romanında son derece akıcı ve temiz bir dil kullanıdığı için, betimlemeler, tasvirler,detaylar okuyucuyu sıkmadığı gibi, kıvamında ölçüsünde yapılıyor, zaten ''hayat kadar gerçek bir hikâye.''

Yazar kendi yazdığı romanı çok sevmiş, bitmesini de istememiş. Bazen bazı şeylerin içinde hep kalmak, o şeye/şeylere sığınmak isteriz. Bir rüya gibi, ama her rüya mutlaka biticidir ve gözler başka bir aleme açılır. Dünya rüyası gibi.

Kapağında yazan "Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim" cümlesi kitabı okumaya sevk eden nefis bir cümle. Film ismi gibi.

Tek eleştirim : Yazarın anlatıcı olarak kendisini bir "gölge" gibi nitelemesiydi, fantastik filmler gibi. Roman severlere tavsiye edebileceğim eser içinde divan edebiyatından beyitlerle incelememi noktalamış olayım :

"Dünya bir ırmaktır, biz dışındaydık bu ırmağın aslında ve ırmağa düşen sadece gölgelerimizdi."

"Hayat perdesinin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen ,sevip ,kavga edip barışan onlarca suretin hepsi birer gölgedir. Şu an çok zor bir hayatın içerisinde olabilirsin ama cennetteki yanın bir perde üzerinde seyreder gibi seni seyrediyor. Bu da sen . O da sen. Sen ondan habersizsin ama o senden haberdar.Cennetteki yarın bütün bunların geçici birer gölge olduğunu biliyor ama dünyadaki yarın bilmiyor."
*Okur kaçıran!

Kitap okumaktan aşırı sıkıldığım bir dönemde -ki bu hâl, takriben bir-bir buçuk ay sürdü- bana yepyeni heyecanlar katan harika bir roman, film tadında.

- Acaba filmi çekildi mi bu kitabın? Yapımcılar?? Bu işe bir el atın. Başrol Nazan Bekiroğlu olsun. Ben Zehra rolünü üstlenirim, lütfen..

Fotoğraflarda kaybolmak.. Bir kelimeyi hisseder gibi; iliklerine kadar.. Ne müthiş hissiyattır andan ötesine geçebilmek, gayba erişebilmek, belki?..

Aşk'ın en masum hali.. Ah be Azam! Piruz'a kaçıp Settarhan'ı yerle yeksan ederken, ben onun acısını yürekten hissettim.. Senin kalbin acımadı mı hiç?

- Ama gidenin yeri dolarmış be Azam'cım. Kimsenin yeri ebedî değildir, bir kalpte, sanmıyorum..

Peki bu Şair Nigar Hanım da kim? Yazar sık sık bahsediyor kendisinden. Belli ki çok seviyor Nigar Hanım'ı.

- Ama ben tanımıyorum. Ve cahilliğim çarpıyor suratıma, tokat gibi..

Savaş yorarmış ya insanı. Sadece insanı mı? Üzerinde savaşılan toprağı da, hayvanları da. Örneğin, Masal.. Bir deri bir kemik kaldı köpekceğiz..

Kitabın ilk sayfasını açtığımda "göz açıp kapayana kadar bitecek."ti, bunu hissettim.. Çok kez göz açıp kapattım, bitmedi. Settarhan ile Zehra ilk kez görüştüğünde ise "keşke" dedim, "bitmese".. Onlar kadar mutlu oldum çünkü bende. Şahitlik etmek istedim bir mutluluğa. Az bulunur böylesi, malum.

"Zehra Hatun. Dest-i izdivacınıza talibem." dedi Settarhan. Halbuki ustası defaatle demişti: "Oğlum. Hatun değil, hanım de. Kibar ol. Talibem değil talibim diyeceksin." Olsun. Settarhan'ın kalbi kibardı ya varsın hatun desin.. :)

Ve bitiş. Son cümlem: "Çok tatlı bir kitap." Bakmayın uzun sürüyor göründüğüne.. Hemen bitiyor. Ve ayrılırken bu hikayeden, yüreğinizden hüzün pınarları akıyor..

Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim Nazan Hocam, kalbime nefes aldırdın. Teşekkürler..
Trabzon'dan ;
Sen öyle çağırmasaydın, ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasaydım, sen öyle gelmezdin... diye seslendi Zehra.
Tebriz'den;
İki ırmağın delicesine değil, bir ırmağın derinine akabiliriz. Yeniden diyebiliriz....diye karşılık verdi Settarhan.

Gitmek için hep sebep vardı aslında ve bu defa Zehranınki savaş, Settarhanınki yüreğini dağlayan koca bir öfke olarak gösterdi kendini...Tüm varlığınla gidilebilirdi belki de geride kalan her parça can can sızlamaz mıydı?
Onca yaşanmışlıklar iki kaderin birleşmesi içindi oysa ve her kader bir diğerinden sorumluydu aslında...

Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden cam kenarı bir bilet kesip zamanda yolculuğa çıkmak Nar Ağacı okumak.
Trabzon, Tebriz, Tiflis, Batum, İstanbul...
Her şehir ayrı durak bu şarkıda, ayrı nota... Tarihin tozlu sayfaları genzinizi yakarken her şehri ayrı keşfe çıkar gibi...
Sağlam bir kurgu çatısının altı süslenmiş de süslenmiş kitapta. Ama bu dil okumayı zorlaştırmıyor, rahatsız etmiyor.
Balkan Savaşıyla Birinci Dünya Savaşı arasında geçen dönem, savaş gibi, yaşamak gibi, aşkın da çok zor olduğu bir dönem nakış nakış işleniyor. Ama hep ümitle...

Kim bilirdi ki Hûda'nın kimi hangi rüzgârın önüne niye düşüreceğini?

Keyifli okumalar..
Yazarın okuduğum ikinci eseri, gerçekten dili, kurgusu anlatımı insanı içine alıyor.

Bu kadar mükemmel giden bir hikayenin sonunda her ne kadar göz yaşlarımı tutamasam da o iki nehirin buluşması bu kadar acele bitirilmemeliydi... Bence devamı olmalıydı... Kesinlikle bitmesin dediğim bir eserdi.

Eleştiri: Nar Ağacı'nı okumaya başladığımda yazarın anlatıcı olarak kendisini bir "gölge" gibi nitelendirmiş olması başta çok rahatsız etti beni. Normal bir anlatıcı gibi kurgulasaydı belki çok daha güzel olabilirdi. Ki gerçek bir hikaye olduğunu okudum ama gerçekliğini "gölge" anlatımı bozuyor bence.

İyi okumalar...
Hepimizin hayatında sıkıntılar var, hiçbirimizinki gül bahçesi değil. Fakat derdi veren Allah dermanını da veriyor. Bu hep böyle oldu ve dünya döndüğü sürece de böyle olacak. İnsan içinde o sıkıntının geçeceğine dair oluşan bu his, tüm zorlukların üstesinden gelme ve dayanma gücü verir. Yoksa insan başka türlü nasıl dayanırdı ki hayatın bunca oyunlarına?
İnsana kitap okuyormus gibi degilde sanki loş bir ortamda dev bir ekranda film izliyormus gibi hissettiren bir kitap. Betimlemeler öyle güzel, öyle içten, öyle gercekciydiki sanki sizde o filmin icinde bir karaktermissiniz gibi olayin büyüsüne kapılıyorsunuz.
Günah da ah'la kafiyelidir. O da siyah'la, simsiyah'la , vah'la, eyvah'la. Lakin hepsi de Allah'la. Ah'tır kafiyelerin en güzeli.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nar Ağacı
Alt başlık:
Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807073
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı yıllarında başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü... Trabzon'da ve Tebriz'de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce delice akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, tehcir, mücadele, kader... Farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye... İncelikle işlenmiş karakterleri, zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle yıllarca unutulmayacak bir kitap...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.398 okur

  • melek kaplan
  • Melisa Kahveci
  • Nehir Demir
  • Nisanın Kitaplığı
  • Behiye Matpan
  • Ayşenur Kök
  • Minerva'nın Baykuşu
  • Mahinur Tekin
  • Ayşenur
  • Ayşe

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.3
14-17 Yaş
%4.5
18-24 Yaş
%21.9
25-34 Yaş
%30.2
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%8.9
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%81.5
Erkek
%18.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%41.6 (487)
9
%24.4 (286)
8
%17.8 (208)
7
%8.5 (99)
6
%3.2 (37)
5
%1.8 (21)
4
%0.9 (10)
3
%0.7 (8)
2
%0.5 (6)
1
%0.8 (9)

Kitabın sıralamaları