Nar Ağacı (Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim)

·
Okunma
·
Beğeni
·
107,8bin
Gösterim
Adı:
Nar Ağacı
Alt başlık:
Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807073
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı yıllarında başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü... Trabzon'da ve Tebriz'de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce delice akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, tehcir, mücadele, kader... Farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye... İncelikle işlenmiş karakterleri, zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle yıllarca unutulmayacak bir kitap...
(Tanıtım Bülteninden)
536 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Nazan Bekiroğlu'nun kitaplarının bir çoğunu okumuş kendisiyle imza günlerinde sınırlı olsada birkaç kez sohbet edebilme imkanı bulmuş biri olarak daha önceki incelememin çok çok yetersiz kaldığını düşünerek bu incelemeyi yazıyorum.
Kitabı ilk elime aldığımda ne yazar hakkında ne de kitap hakkında bir fikrim vardı. Bir arkadaşıma vermek için başka bi arkadaşımdan ödünç almıştım yolda yürürken en azından arka kapağını bir okuyayım dedim.
Trabzon, Tebriz, Tiflis... Trabzon yaşadığım şehir, sevmediğim şehir, kitabı elimde tutarlen sokaklarında yürüdüğüm şehir.
Başlamak için bu kadarı yetti.
Şuan bu incelemeyi kitabı 4 kere okumuş biri olarak yapıyorum. İlk okuduğum yıldan şimdiye 6 yıldan fazla olmuştur hâlâ daha benim için 1.sırada yer alır. Pek az kitaptan bu derece etkilenmişimdir. Konusunun sürükleyiciliği ve işleniş tarzının farklı olmasının yanı sıra Nazan Hanımın kaleminin ustalığı, kelimelerle oynayışı beni çok etkilemişti.
Çok sevdiğiniz şeylerle ilgili konuşurken doğru kelimeleri bulamadığınızı hissedersiniz anlatmak istediklerinizi anlatamadığınızı. Kitabın içeriği hakkında söylemek istediklerimi işte bu hisler nedeniyle anlatamıyorum eksik kalacağını düşündüğüm için burada bitiriyorum.
Buraya gelip bu incelemelere bakıyor kitabı okumayı düşünüyorsanız hiç düşünmeyin gidin okuyun diyorum.
Herkese keyifli okumalar.
536 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10 puan
Nar Ağacı…
Dibinde oturuyorum çiçeklerini izleyerek. Romanın kahramanları beliriyor teker teker. Büyükhanım çiçeklerini suluyor bahçede. Hacıbey dışarıya çıkıyor ve Zehra ile İsmail Masal ile oynuyorlar… Sıcacık bir yuva. Meyve bahçeleri mutlulukla salınıyor, limon ağacı gençleri izliyor…
Ve savaş bütün aileleri vurduğu gibi bu aileyi de sarsıyor tüm kuvvetiyle… Acıyla ve tokat gibi gerçekleri vurarak yüzlerine...
Kaç çocuk ailesinden ayrıldı içine akıttığı göz yaşlarıyla ?
Kaç genç daha annesinin kardeşinin neşesine doyamadan düştü cephelere?
Kaç ekmek teknesi yıkıldı güya barış uğruna?
Kaç asker açlıktan öldü, kıvrana kıvrana?
Tüm bunlar madem barış için masum insanlar neden bu kadar acı çekti ?
Hangi kelime tüm bu acıların tarifini koyar ortaya?
Soğuğa, balçığa bata çıka neyden kaçtı bunca insan?
Tarih kitaplarında 3-5 soğuk, duygusuz cümle ile yazılan bunca savaş ve onca insanin ölümünün ardından gelen barış anlaşmaları kaç çocuğun çektiği acıyı silebildi? Kaç anneye her şey geçti diye teselli verebildi?
Hangi toprak paylaşımı insanların gözlerinde ve yüreklerinde asılı kalan kan, sefalet ve çileyi toprağa gömdü?
Tüm bu satırları çok daha etkili dile getirmek isterdim… Çünkü kitabın sayesinde zihnimde hiç yaşanmayan bir savaşı yaşadım. Savaştan kaçan insanları gördüm, yüklerini sevgileriyle şımarttıkları hayvanlarının sırtına yüklemiş insanları gördüm: bu hayvanlar ki açlıktan derileri kemiklerine yapışmış…
Yabancı kuvvetler yuvamızı yıkar, karımıza kızımıza bir şey yapar diye evlerini, işlerini, tarlalarını terk eden bilmediği bir yola çıkan kaç gözü yaşlı aile vardı o savaşta.
Savaş benim içimde hiç bu kadar cisme bürünmemişti. Hiç bu kadar vahşi olduğunu, acımasız ve tuttuğunu sürükleyip götüren bir canavar olduğunu bu kitaba kadar fark etmemiştim. Evet savaş kötüydü bunu biliyordum ama ben bu kitapla o savaşın içindeydim. Sırılsıklam bir haldeydim ve etrafımda sığınabileceğim tek bir yer yoktu… Korktum hiç korkmadığım kadar. Ağladım, gözlerim acıyana kadar…

Ve fark ettim ki insanın ırmağının hangi ırmaklarla birleşeceği belli olmazdı… O ırmak nerelere çıkacak hangi denize dökülüp yüreği ferahlayacak bilemezdi… Kalplerimizde hangi kalpler misafir olacak ve günün birinde ona veda edeceğiz bilemeyiz. Ve hangi kalbin bizim için doğru kalp olduğunu…
O kalple karşılaştığımızda diyeceğiz ki evet, ben bu yürekle bir araya gelebilmek için bunca acıyı çektim, bu şehre geldim, bu insanlarla kavga ettim, bu insanlarla ahbap oldum hepsi benim bu yürekle bir araya gelebilmem içindi…
Benim nar ağacım meğerse bu ruhun derinlerindeymiş....

Kitaba başladığımda Nazan Bekiroğlu etkinliği henüz başlamamıştı. Ben fazlasıyla uzatarak okudum kitabı biraz da şartların yönlendirmesiyle tabii… Sindire sindire göz yaşlarıyla ve yüreğimde çiçeklenen bir nar ağacı bıraktı bu kitap…

Son paragrafı teşekkür bölümüyle bitireceğim. Son bir ay benim için zor bir aydı. Ve bu zamanlarda neşeli olduğum anlardaki gibi elimi bırakmayan, ışığıyla karanlık yolumu aydınlatan yıldızım, özlem ‘e teşekkürlerimi sunuyorum ve bu incelemeyi ona ithaf ediyorum. Varlığın bana güç veriyor. İyi ki varsın ve benim dostumsun…

Bu parça da tüm incelememi okuyanlara armağanım olsun…
https://youtu.be/fAS1dGfPvDI


Sevgi ve neşeyle...
  • Katre-i Matem
    8.4/10 (3.102 Oy)3.378 beğeni15,2bin okunma8,4bin alıntı52,9bin gösterim
  • Şah ve Sultan
    8.5/10 (5bin Oy)5,1bin beğeni21,8bin okunma12,3bin alıntı70,1bin gösterim
  • Od
    8.5/10 (6,4bin Oy)6,6bin beğeni28bin okunma27,6bin alıntı100,9bin gösterim
  • Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
    8.0/10 (2.656 Oy)2.843 beğeni13,4bin okunma10,8bin alıntı53,6bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (6,4bin Oy)6,7bin beğeni25,6bin okunma25,4bin alıntı125,9bin gösterim
  • Ve Dağlar Yankılandı
    7.9/10 (4.717 Oy)4.682 beğeni20,8bin okunma12,7bin alıntı77bin gösterim
  • Bab-ı Esrar
    8.1/10 (5bin Oy)5bin beğeni23,2bin okunma10,5bin alıntı72,1bin gösterim
  • İncir Kuşları
    8.9/10 (4.481 Oy)4.372 beğeni16bin okunma8,1bin alıntı61,2bin gösterim
  • İskender
    7.8/10 (2.726 Oy)2.464 beğeni14,5bin okunma4.260 alıntı33,7bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (10,5bin Oy)10,7bin beğeni37,6bin okunma44,7bin alıntı191,7bin gösterim
536 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Herkese merhaba.
İlk incelememi bir aşk romanına yazmış oluyorum böylece. Kitabın neredeyse tamamını alıntıladığım için boynumun borcuymuş gibi hissettim :)
İlk Nazan Bekiroğlu kitabım bu benim. Son da olmayacak sanırım.

Kitapta Tebriz'li bir tacir olan Setterhan ile Trabzon'lu Zehra'nin kavuşma hikayesini öğrenmek üzere Trabzon, Bakü, Tiflis, Batum, Tebriz, İstanbul arasında uzun bir yolculuğa çıkıyoruz. Dedesi Settarhan'ın geçmişini öğrenmek isteyen kadın bir gölge gibi geçmişe dönerek olayların gelişimine tanık oluyor. Yaşıyor ve bize de yaşatıyor aslında bütün hikayeyi. Kitap boyunca Zehra ve Settarhan'ın kavuşmasını sabırsızlanarak bekliyoruz. Gerçi ben Sofya'yayla kavuşsun istedim bir ara:) Sofya kim okuyup görmenizi isterim :))

(Biraz konsantre okumakta fayda var bu arada, geçmişe dönme meselesi bazen kafa karıştırabiliyor çünkü:)) )

Sadece bir aşk romanı okuyacağımı düşünmüştüm. Ama öyle olmadı.

Yazar gezdikçe ben de gezdim. Romanın içinde hissettim kendimi. Bu kadar güzel anlatılabilirdi o şehirler, kasabalar ve karadeniz ...

Kendimi bir anda savaş yıllarında buldum. Muhacirlik, gurbet, yaşananlar acı olaylar, terkedilen evler, yıkılan hayaller, başlamadan biten aşklar...

Aynı gökyüzü altında bir yanda savaşın canavarlaştırdığı insanlar, diğer yanda saf sevgi, aşk. Ve aşk ... o kadar güzel anlatılmış ki. Insanın aşık olası geliyor ♡♡ :)
Gitmek, kalmak, bazen gittiğimizi zannederken aslında kalmış olmak ...
Unutmak, affetmek, yola devam edebilmek ..
O kadar çok duygu yaşatıyor ki satırlar.

Herkes aynı kitabı okur ama herkes başka şeyler hisseder. Hepimize başka şeyler katar kitaplar. Kimilerini hiç etkilemeyen satırlar kimilerinin hayatını değiştirir.

Aşk romanı çok sevmememe rağmen etkiledi bu kitap beni. Tıpkı o gölge gibi bazen dışardan bakmamız gerektiğini düşündüm hayatlarımıza.
Bakip da göremediklerimizi o zaman görebilir, anlayamadıklarımızı anlayabiliriz ... Herkesin kendinden bir şeyler bulacağını biliyorum bu kitapta.
Kesinlikle şans verin
Hepimize keyifli okumalar dilerim.
Umarım beğenirsiniz :)
536 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10 puan
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk ve tek kitabı. Böyle nazenin bir insanın kitaplarını okumak gerçekten çok farklıymış.

Kendisi bize en sıradan gelen olaylara, duygulara, nesnelere betimlemeleriyle öyle bir renk çalıyor ki , zerafetinden gözlerimiz kamaşıyor. Güzelliğe dair tasvirleri okudukça kalbinizde bir sıcaklık, ruhunuzda bir hafifleme hissediyorsunuz.
Ve o anda insan ister istemez kendine soruyor: 'Sahi herşey bu kadar güzelken benim gözlerim o incelikle bakmaktan neden mahrum!?.'

Okudukça kalbinizdeki ve gözlerinizdeki pas temizleniyor gibi oluyor.Güzel bakmayı, güzel görmeyi öğreniyorsunuz ve anlıyorsunuz ki insan ruhu güzelliğe meftun.

Betimlemeler gözünüzü korkutmasın çünkü hepsi güzelliğe dair. Edebiyat yaparken edeb sınırı hiç aşılmıyor, atmosferin bozulmaması için çirkinlikler betimlenmiyor ,o anda yazmayı bırakıyor yazar.
O yüzden bu kitap tam anlamıyla cok "Güzel".

Hikayeye gelince...

Sebeplerin kader planında ilmek ilmek dokunarak farklı coğrafyalarda yaşayan iki insanın bir araya gelmesi anlatılıyor. Kitabın kapağında yazan "Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim" cümlesi aslinda kitabın özeti.

Hikaye işlenirken bir yandan da divan edebiyatından beyitler geliyor:

"Dünya bir ırmaktır, biz dışındaydık bu ırmağın aslında ve ırmağa düşen sadece gölgelerimizdi".

"Hayat perdesinin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen ,sevip ,kavga edip barışan onlarca suretin hepsi birer gölgedir. Şu an cehennem gibi bir hayatın içerisinde olabilirsin ama cennetteki yanın bir perde üzerinde seyreder gibi seni seyrediyor. Bu da sen .O da sen. Sen ondan habersizsin ama o senden haberdar. Cennetteki yarın bütün bunların geçici birer gölge olduğunu biliyor ama dünyadaki yarın bilmiyor."

Bu beyitin tüm kitaba yayılmış açıklamasını örnekleriyle okuyup iyice anladıktan sonra bizlere kendi hayat ırmağımızın üzerine düşmüş gölgeleri seçmek ve üzerinde düşünmek kalıyor. Bu gölge metaforuyla acıların dinmesini beklemeden onlari hükümsüzleştirmeyi ve herşeye rağmen şükretmeyi öğreniyoruz.

Ve son olarak..
Bu kitabın içinde dünyanın en güzel, en naif aşk mektuplarından birinin bulunduğundan haberdar etmek istiyorum sizi.

"Hayallerimde bile sana söyleyemediğim şeyleri yazacağım simdi.Siz yerine sen demek gibi..."diye başlayan.

Yazmak istediğim her şeyi yazamamış olsam da, biraz da olsa ilginizi çektiyse bu bahsettiklerim , bu güzel kitabı okumanızı tavsiye ederim.
İyi okumalar...
536 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.


#NARAGACIAYRACLAOKUNMAZ

2021 kitap dünyam #doguyukeşfet maratonu telegram grubumuzda Haziran ayı için oylama ile seçtiğimiz ek okuma kitabımızdı nar ağacı. 203 kişiden oluşan kocaman bir grupla okuduk bu güzel kitabı. Okumaya başlamadan önce gruptan bir arkadaşımızın güzel tavsiyesi üzerine kendi aramızda bir akım başlattık ve hepimiz ayraç yerine eskiden kalan siyah beyaz fotoğraflarımızı kullandık. Keşke görsel yükleme şansımda olsaydı da o güzel görselleri Burda da paylaşabilseydim. Neden fotoğrafla okuduğumuzu kitabı daha önceden okuyanlar çok daha iyi anlayacaktır. Okumayanlara da tavsiyem bu güzel eseri siyah beyaz bir fotoğraf ile okusunlar.


#tatkaçıran içerebilir


Romanın kahramanı dedesini aramak için bir maceraya atılır. Trabzon, Tebriz, Tiflis, Batum, Bakü ve İstabul da geçen duygusal, acı ve savaşlarla dolu içinde aşk olan bir macera...Biri Trabzon’da diğeri Tiflis’te doğan birbirinden habersiz iki insanın çok zorlu yollardan geçip sonunda birbirlerini bulması... Çok büyük savaşların yaşandığı insanların muharcir olup yoksulluk, acı, ölümle savaştığı duygu yüklü güzel detaylara değinilen o yaşanan dönemleri çok güzel bir şekilde anlatan inanılmaz bir roman.


#tatkaçıran



Savaş... her ne kadar “kurgu” diye belirtilse de kitabın başlangıcında da dediği gibi “tarihi gerçekler müstesna... Bir zamanlar bir yerlerde insanların bu ve benzeri acıları çekmiş olmaları bu savaşları, açlığı, yokluğu hepsini yaşamıs olmaları yürek parçalayıcı. Öyle yerler vardı ki yüreğim ezile ezile okudum. Öyle yerler vardı ki gözlerim doldu.


Ah İsmail im vah ismailim. Belki de bu hikaye de en çok sana yandı yüreğim. En çok senin için sızladı içim. Bir sana aktı göz yaşlarım. Henüz gençliğinin baharında tazecik bir fidanken henüz gençliğine doyamamış sevmeyi sevilmeyi tatmamışken ölüp gidecek miydin bilmediğin topraklarda. Meçhul mü olacaktın ? Ardında yıllarca izin bulunmadan ölü mü diri mi olduğun bilinmeden bir mezarın bile olmadan kurduğun hayalleri gerçekleştiremeden göçüp gidecek miydin bu diyardan.. Ah İsmail im yağız delikanlım....

Kitapta anlatılan her karakter için ayrı ayrı üzüldüm. O küçücük köpek masal a bile bambaşka acıdı içim. Ama ben en çok İsmail’e üzüldüm en çok ona yandım.


Kitabın Kalınlığı gözünüzü korkutmasın. Alın siyah beyaz fotoğrafınızı açın kitabı. Kaybolun sayfalarda Büyükhanımın mücadelesine ortak olun, settarhan’ın sevdasına kalp kırıklıklarına, Fatma’nın İsmail i kaybettiğinde ki acısına, Azam ve Piruz un engel tanımaz aşkına, Sofya’nın kitapçısına konuk olun ve daha bir sürü şeye şahitlik edin ....
536 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kaç fotoğrafa sığabilir bir insanın hayatı. Kaç kağıt parçasında gizlenebilir bir adamın, bir kadının öyküsü. Acılar kaç flaşın ışığında parlayabilir. Dünyaya acı çekmeye gelen insanoğlunun derdini kaç insan böyle güzel yazabilir.

Herkes acı çeker, herkes çilenin en büyüğü kendisinde sanır. Ta ki bir kitap okur, ihtiyar bir teyzenin gözlerinde geçmişin hüznünü görür, sözlerinde yaşanmışlığın ince sızısını duyarsınız. İşte o zaman anlar insan. Her acının bir beden büyüğü mutlaka vardır. Acı katmerlenir yüreğinizde. Hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanların yaşadıkları gelir ciğerinize hançer gibi saplanır kalır.

Nazan Bekiroğlu'nun bu kitabı bende böyle bir hançer yarası bıraktı işte. Yara taze, her nefes alışımda batıyor. Biraz zaman, biraz farklı kitaplar geçmesi gerekecek üstünden. Sonuçta her acıya alışır insan. İlk anda acıtan diken zamanla sadece kaşınır ve kendi kendine çıkar battığı yerden.

Yazdıklarımı bir kurgu romanın karakterlerinin çektikleri sıkıntıları okuyarak yazdım sanmayın. Kitap tarihi bir çok olayı da, yaşanmış gerçek hikayeleri de anlatıyor. I. Dünya Harbi'nde vuku bulan olayları, az buçuk o dönemi anlatan kitaplar okuyan herkes bilir sanırım.

Arka planda bunlar olurken, Settarhan ve Zehra'nın kavuşmaları için kaderin nasıl örüldüğünü kendi torunlarının kaleminden okuyorsunuz. İki ırmağın hangi sarp yamaçlardan, hangi dağların eteklerinden geçerek birbirlerine kavuştuklarına şahitlik ediyorsunuz.

Eleştirilecek, yazarla fikirlerinizin uymadığı yerler elbette olacaktır. Özellikle tarihi saptamalar konusunda. Bunlar olsa dahi göz yumup devam etmenizi öneririm. Kitabın yazım tekniği ve zamanlar arası geçişlere alışmak için biraz sabretmenizi tavsiye ediyorum. Sabreder ve ilerlerseniz güzel bir kitap okuyacağınıza emin olabilirsiniz.

Ayrıca kitabı bizim gibi kalabalık bir grup okursanız eşsiz bir lezzet de alabilirsiniz.

Kitabı birlikte okuduğumuz Kitap Dünyam grubuna ayrıca teşekkür ediyorum.
536 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Tebriz'den, Taht-ı Süleyman yola çıkıp diyar diyar dolanan, sonunda bir şekilde yolu Trabzon'a ulaşan Setterhan. Ve çocuksu, hayat dolu Trabzonlu Zehra. Deyim yerindeyse feleğin sillesini yemiş hayatlar... Dedesi Setterhanla, anneannesi Zehra'nın hayat hikayesini fotoğrafların zamanına yolculuk ederek keşfeden yazar ve yol arakadaşları Yasemen ve biz...
Romanda karakterlerin ağlayıp da benim ağlamadığım tek bir olay olmadı. O kadar hikayelerine bağlanıp, onlarla yaşadım ki. Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı zamanları. Zehra'nın dedesi Hacıbey'in bir sözü vardı "Ölmeyi bayılmak mı sanıyorsun" diye. Evet savaş ölmek demek ve ölmek bayılmak demek değil. Savaşın insanlığı nasıl ölüme, açlığa, sefalete, açgözlülüğe sürüklediğini tekrardan gözler önüne seriliyor.
Rus işgaline uğramış Trabzon'dan muhacirliğe çıkan Zehra'nın ninesi Büyükhanım'ın, muhacirlik yolunda küçük kafilesini hayatta tutmak için gösterdiği olağanüstü dirayetle yutkunamadım.
Büyükhanım' ın bir türlü kabullenemediği köpekleri Masal'ın bile bu muhacirlik yolunda onların peşini bırakmaması sonrasında Büyükhanım' ın Masal'a sarılıp hıçkırarak ağlaması... Şiir kitabı yazmak için kafiye biriktiren, savaşa gönüllü gidip dönemeyen, "Kırık Kafiye" İsmail... Daha nice bahsedemediğim güzel detaylar ve içli olaylar. O kadar edebi, güzel bir dille yazılmış ki. Öğrettikleri de çabası. Halın kalitelisinin nasıl örüldüğünden, çay demlemenin bile bi adabı olduğuna, zerdüşti kültürüne kadar birçok şey de içeriyor. Uzun lafın kısası kesinlikle harika! Kesinlikle ve kesinlikle okunmalı!
536 syf.
·Puan vermedi
Ama çok zor bir kitaptı benim için.. Ya da kafamın dolu olduğu zamanda tanıştım kendisiyle.. Çok az kitabı yarım bırakmışımdır o da bunlardan bir tanesiydi. Biri beni iteklese de okusam diye sürünüp durdu kitap elimde. Anlatımı beni zorladı. Ama sonunda azimle bitirdim. Rüyada gibi hissettirmişti beni. Kurgusu çok güzeldi ama işte.. Ama larım olmasaydı keşke. Sanırım yanlış dönemde karşılaştım bu kitapla. Okumaya başlayacaklar sakin temiz kafayla okusun :)
536 syf.
İnanılmaz başarılı İran tasviri ve muhacirlik anlatımı vardı. İranı görmeden iranda gibiydik ve uzun muhacirlik yolu okura geçip buhranlığı hissettiriyordu.Olumsuz yanı kitabın iki ana karakterinin birbirlerini bulduktan sonraki sürecin son 10 sayfada işlenmesi.. Daha uzun okumak isterdim onları.
536 syf.
Bitti işte koca bir kitap, bazen oku oku bitmeyecekmiş gibi gelmişti oysaki.
Nereden başladım, nereleri dolaştım yazarın hayal dünyası ile gerçek arasında.
Kocaman bir hikayenin bende peşine düştüm yazar ile birlikte. Tebrizi dolaştım, Tahtı Süleyman'a vardım. Yeşil, Nefti yeşil suyuna dokundum gölün. Sonra Tebriz çarşılarını gezip dolaştım. Birinci Dünya Savaşı'nın arefesinde Gürcistan, Azerbaycan'ı gezdim. 93 harbini, Balkan harbini gördüm. Çatalca ya kadar gelen Bulgar ordusunun geri çekilişini ve Koca bir imparatorluğun son nefeslerini duydum, seyrettim askerlerin yüzünde.
Cümle kapılarından geçtim nice misafir perverin evine girerken. Sonunda büyük bir coğrafyayı gezdim dolaştım. Yorgundum Zehra kadar, yorgundum Settarhan kadar.
Hayal dünyanızı zenginleştirecek kadar güzel bir kitap.
536 syf.
Günaydın herkese ::))

Bugün bu uygulamada ilk incelememi yazacağım. İnceleme denmez gerçi buna, duygularımı daha doğrusu...

Neden duygularım değil mi?
Bu kitap insanı alıp savaşın ortasına atıyor ve savaşın bu yüzünü daha az kitapta okumuş, görmüşsünüzdür.
Evet tarih kitapları okuruz hepimiz ama daha çok savaşın gidişatı, kazananı, kaybedeni gibi olaylar bazında yazılıdır.
Savaşın ortasında kalan halkın yaşadıklarını tahayyül edebilmek hepimiz için oldukça zor hatta imkansızdır belkide. Hani derler ya yaşamayan bilemez. Bizler savaşın cahiliyiz. Ne savaşlar, ne yıkımlar, ne göçler gerçekleşmiş tarihte ve nicesi...
Halkın yaşadığı ızdıraplar, gördükleri, duydukları ve dahasını okudukça insan ağlamadan okuyamıyor, biraz nefeslenmeden devam edemiyor. Hayat bu ya savaşın içinde açlık, sefalet hastalık olduğu gibi belki biraz mutluluk, gülümseme, sevgi, merhamet ve AŞK da var elbette. İşte bu kitap hayatın içinden hayat....

Bu kitabı okumadıysanız ve okuma düşünceniz varsa, koşun koşun alıp okuyun...

Teşekkürler.... :)
Böyle bir yorgunluğu ancak benzer yolları yürümüş olan anlar.
Senin yorgunluğunu benim yorgunluğum, senin gördüklerini ancak benim gördüklerim siler.
Gerisin geriye birlikte yürürsek eğer o yollar haritadan silinip gider.
Bütün işaret taşlarını iptal edebilir, bütün güzergahları ihlâl edebiliriz.
Bütün o sesleri, tatları, kokuları yok edebiliriz. İnkâr etme kalbin mucizesini, yeter ki el ver.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 508 - Timaş Yayınları
"Günah da ah' la kafiyelidir. O da siyah' la simsiyah' la, vah' la, eyvah' la. Lakin hepsi de Allah' la. Ah' tır kafiyelerin en guzeli."
Güzellikten doğan aşka yaslanarak her şeyi unutmak, senden gayrini geride bırakmak isterdim. Fakat ne mümkün!
Ne zaman unutur gibi olsam olmuyor.
Unutmak istediğim şeyin tam ortasındayım.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 393 - Timaş Yayınları
Bedeni çoktan yok olan ölünün ruhunun yok olmaması şimdi bir parça onların elinde ama daha fazla ölünün kendi geçmişindeydi.
Hitap: Ruhumun Ruhu, Nurumun Nuru Zehra Hanım'a.
Hayallerimde bile sana söyleyemediğim şeyleri yazacağım şimdi, Siz yerine Sen demek gibi.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 393 - Timaş Yayınları
Görüyorsunuz işte, Eğer bilmiyorsak bir anlamı yok ne olup bittiğinin. Biliyorsak her şey var.
Nazan Bekiroğlu
Sayfa 31 - Timaş Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nar Ağacı
Alt başlık:
Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807073
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı yıllarında başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü... Trabzon'da ve Tebriz'de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce delice akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, tehcir, mücadele, kader... Farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye... İncelikle işlenmiş karakterleri, zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle yıllarca unutulmayacak bir kitap...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 16,4bin okur

  • Nilüfer Açu
  • Seher COŞKUN
  • zülal kobak
  • Büşra Kılınç
  • Dark Lady of Sonnets
  • fatıma karabulut
  • Melike Balkarlı
  • zeynep öztürk
  • Esra pervaneli
  • Kübra KARTAL

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%11.9
13-17 Yaş
%4.9
18-24 Yaş
%21.2
25-34 Yaş
%30.2
35-44 Yaş
%20.5
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%81.4
Erkek
%18.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.4 (2.111)
9
%24.7 (1.201)
8
%17.8 (866)
7
%7.6 (370)
6
%2.7 (132)
5
%1.8 (86)
4
%0.8 (38)
3
%0.5 (26)
2
%0.3 (13)
1
%0.4 (20)

Kitabın sıralamaları