Nar Ağacı (Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim)Nazan Bekiroğlu

·
Okunma
·
Beğeni
·
31.138
Gösterim
Adı:
Nar Ağacı
Alt başlık:
Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807073
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı yıllarında başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü... Trabzon'da ve Tebriz'de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce delice akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, tehcir, mücadele, kader... Farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye... İncelikle işlenmiş karakterleri, zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle yıllarca unutulmayacak bir kitap...
(Tanıtım Bülteninden)
Nazan Bekiroğlu'nun kitaplarının bir çoğunu okumuş kendisiyle imza günlerinde sınırlı olsada birkaç kez sohbet edebilme imkanı bulmuş biri olarak daha önceki incelememin çok çok yetersiz kaldığını düşünerek bu incelemeyi yazıyorum.
Kitabı ilk elime aldığımda ne yazar hakkında ne de kitap hakkında bir fikrim vardı. Bir arkadaşıma vermek için başka bi arkadaşımdan ödünç almıştım yolda yürürken en azından arka kapağını bir okuyayım dedim.
Trabzon, Tebriz, Tiflis... Trabzon yaşadığım şehir, sevmediğim şehir, kitabı elimde tutarlen sokaklarında yürüdüğüm şehir.
Başlamak için bu kadarı yetti.
Şuan bu incelemeyi kitabı 4 kere okumuş biri olarak yapıyorum. İlk okuduğum yıldan şimdiye 6 yıldan fazla olmuştur hâlâ daha benim için 1.sırada yer alır. Pek az kitaptan bu derece etkilenmişimdir. Konusunun sürükleyiciliği ve işleniş tarzının farklı olmasının yanı sıra Nazan Hanımın kaleminin ustalığı, kelimelerle oynayışı beni çok etkilemişti.
Çok sevdiğiniz şeylerle ilgili konuşurken doğru kelimeleri bulamadığınızı hissedersiniz anlatmak istediklerinizi anlatamadığınızı. Kitabın içeriği hakkında söylemek istediklerimi işte bu hisler nedeniyle anlatamıyorum eksik kalacağını düşündüğüm için burada bitiriyorum.
Buraya gelip bu incelemelere bakıyor kitabı okumayı düşünüyorsanız hiç düşünmeyin gidin okuyun diyorum.
Herkese keyifli okumalar.
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk ve tek kitabı. Böyle nazenin bir insanın kitaplarını okumak gerçekten çok farklıymış.

Kendisi bize en sıradan gelen olaylara, duygulara, nesnelere betimlemeleriyle öyle bir renk çalıyor ki , zerafetinden gözlerimiz kamaşıyor. Güzelliğe dair tasvirleri okudukça kalbinizde bir sıcaklık, ruhunuzda bir hafifleme hissediyorsunuz.
Ve o anda insan ister istemez kendine soruyor: 'Sahi herşey bu kadar güzelken benim gözlerim o incelikle bakmaktan neden mahrum!?.'

Okudukça kalbinizdeki ve gözlerinizdeki pas temizleniyor gibi oluyor.Güzel bakmayı, güzel görmeyi öğreniyorsunuz ve anlıyorsunuz ki insan ruhu güzelliğe meftun.

Betimlemeler gözünüzü korkutmasın çünkü hepsi güzelliğe dair. Edebiyat yaparken edeb sınırı hiç aşılmıyor, atmosferin bozulmaması için çirkinlikler betimlenmiyor ,o anda yazmayı bırakıyor yazar.
O yüzden bu kitap tam anlamıyla cok "Güzel".

Hikayeye gelince...

Sebeplerin kader planında ilmek ilmek dokunarak farklı coğrafyalarda yaşayan iki insanın bir araya gelmesi anlatılıyor. Kitabın kapağında yazan "Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim" cümlesi aslinda kitabın özeti.

Hikaye işlenirken bir yandan da divan edebiyatından beyitler geliyor:

"Dünya bir ırmaktır, biz dışındaydık bu ırmağın aslında ve ırmağa düşen sadece gölgelerimizdi".

"Hayat perdesinin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen ,sevip ,kavga edip barışan onlarca suretin hepsi birer gölgedir. Şu an cehennem gibi bir hayatın içerisinde olabilirsin ama cennetteki yanın bir perde üzerinde seyreder gibi seni seyrediyor. Bu da sen .O da sen. Sen ondan habersizsin ama o senden haberdar. Cennetteki yarın bütün bunların geçici birer gölge olduğunu biliyor ama dünyadaki yarın bilmiyor."

Bu beyitin tüm kitaba yayılmış açıklamasını örnekleriyle okuyup iyice anladıktan sonra bizlere kendi hayat ırmağımızın üzerine düşmüş gölgeleri seçmek ve üzerinde düşünmek kalıyor. Bu gölge metaforuyla acıların dinmesini beklemeden onlari hükümsüzleştirmeyi ve herşeye rağmen şükretmeyi öğreniyoruz.

Ve son olarak..
Bu kitabın içinde dünyanın en güzel, en naif aşk mektuplarından birinin bulunduğundan haberdar etmek istiyorum sizi.

"Hayallerimde bile sana söyleyemediğim şeyleri yazacağım simdi.Siz yerine sen demek gibi..."diye başlayan.

Yazmak istediğim her şeyi yazamamış olsam da, biraz da olsa ilginizi çektiyse bu bahsettiklerim , bu güzel kitabı okumanızı tavsiye ederim.
İyi okumalar...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.578 Oy)18.094 beğeni41.008 okunma2.597 alıntı172.331 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.376 Oy)11.046 beğeni27.306 okunma1.472 alıntı143.675 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.289 Oy)12.836 beğeni32.840 okunma3.088 alıntı137.827 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.491 Oy)8.437 beğeni24.891 okunma2.212 alıntı107.338 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.204 Oy)8.630 beğeni24.025 okunma1.250 alıntı117.897 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    8.9/10 (4.676 Oy)5.225 beğeni15.475 okunma883 alıntı74.591 gösterim
  • Aşk
    7.8/10 (4.800 Oy)5.486 beğeni17.882 okunma856 alıntı92.297 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.152 Oy)8.453 beğeni27.101 okunma743 alıntı132.109 gösterim
  • Çalıkuşu
    8.7/10 (4.116 Oy)4.935 beğeni18.081 okunma721 alıntı74.198 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.752 Oy)5.124 beğeni16.398 okunma914 alıntı56.608 gösterim
Ankara'dan Samsun'a giderken doğuya mı gidersiniz yoksa batıya mı? İyi okullardan mezun, KPSS'den derecelerle gelmiş insanların doğru cevabı bilmesini bekler misiniz? Uçaktayken yolcular farketmese de seviyeler önemlidir, karşılıklı rotalarda kendiliğinden önlem olarak aynı irtifada olmaması gerekir ve uçağın yönü büyük önem arz eder. Doğulu mu batılı mı bilmek önemlidir anlayacağınız. Ama yüce eğitim sistemimizin tarih, coğrafya ve ingilizceyi öğretmedeki yetersizliği ile ezberletmedeki başarısı birleşince gencecik dimağlar yanıtlayamayabiliyor. Bize ezberden çok öğrenme gerekiyor.
Nasıl öğrenip pekiştirebilirim peki ben? Ben edebiyatla yapıyorum sanırım.

Tebriz, Yezd, Bakü, Tiflis, Batum nerelerdedir? Şunun bunun başkentidir, şunun ilidir vs. Nasıldır yüz sene önce seyahat, nasıldır şehrin sakinleri, ortam nasıldır? Duygularımıza hitap etmeyince öğrenebilir miyiz? Hem öğrensem de 'Bunca bilgiyi, bunca duyguyu ne yapacağım?` ben şimdi. Nasıl başa çıkacağım. 'Ailesinden sağlıkla dolu olarak teslim aldığı askerlerinin refakatine içi boş tabut veren, ordusunu besleyemeyen, sevk edemeyen, bir cephe gösteremeyen hükümetin yardım elini' sefalet içinde bekleyenler... 'Açlıktan bağıra çağıra mı, sürüne sürüne mi, görüne görüne mi' ölecek insanlar... 'Tarih cümlelerine girecek 3 soğuk cümlenin altında ne mahşer var oysa.' Roman kahramanın dediği gibi 'Gördüklerimi, bu dehşeti, bu mahşeri, cezalıları melekler olan bu cehennemi unutsam.'

Nazan Bekiroğlu'nun şiirsel yazımını bilenler ve bekleyenler için bu kitap edebi olarak aynı lezzeti vermeyebilir, ama çok güzel bir roman. Sıcak, dili güzel, konu sürükleyici, tarih kokuyor buram buram. Muhacirliği, tertemiz sevdayı, gurbeti, hasreti, vuslatı muhafazakar kimliğini koruyarak zarif zarif yazmış, hikayenin içine karışıp süzülmüş, dertlenmiş, iz sürmüş Nazan Hanım. Zülfü Livaneli kitapları tadı da geliyor bir yandan.

sueda reyyan Hanımın tavsiyesiyle, https://1000kitap.com/YagmurM in güzel etkinliğiyle ve de hiçbir zaman yönlendirmesinden memnun kalmamazlık etmediğim Hercaiokumalar /Ayşe nin kitap önerisiyle aklımın köşesine yeni kahramancıklar kattım. Teşekkürler hepinize.
Ömrüm veda eder ise tekrar okumak istediğim üç kitapdan biridir Nar Ağacı...

Üç farklı zaman dilimin de üç farklı mekan da bölgelerin sosyolojisini halkların psikolojisini çok iyi dil ile anlatan bir romandır...
Rus ihtilali öncesinde batum dan aynı dönem iran a açılan bir kapı ve hemen ardından savaşın patlak vermesinin öncesinde istanbul...
bir aşk hikayesi olarak görülse de kitap fantastik bir uslup ile yazılmıs son donemin en iyi romanlarındandır
ki Nazan Hoca bu işin pir' i dir... Edebiyat prosorüdür...
''Kahramanı sen olsan da, hikâye benim...''

Roman okumayı bırakalı uzun yıllar oldu, 1k sebebi ile arada okumaya başladım. Nazan Bekiroğlu romanında son derece akıcı ve temiz bir dil kullanıdığı için, betimlemeler, tasvirler,detaylar okuyucuyu sıkmadığı gibi, kıvamında ölçüsünde yapılıyor, zaten ''hayat kadar gerçek bir hikâye.''

Yazar kendi yazdığı romanı çok sevmiş, bitmesini de istememiş. Bazen bazı şeylerin içinde hep kalmak, o şeye/şeylere sığınmak isteriz. Bir rüya gibi, ama her rüya mutlaka biticidir ve gözler başka bir aleme açılır. Dünya rüyası gibi.

Kapağında yazan "Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim" cümlesi kitabı okumaya sevk eden nefis bir cümle. Film ismi gibi.

Tek eleştirim : Yazarın anlatıcı olarak kendisini bir "gölge" gibi nitelemesiydi, fantastik filmler gibi. Roman severlere tavsiye edebileceğim eser içinde divan edebiyatından beyitlerle incelememi noktalamış olayım :

"Dünya bir ırmaktır, biz dışındaydık bu ırmağın aslında ve ırmağa düşen sadece gölgelerimizdi."

"Hayat perdesinin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen ,sevip ,kavga edip barışan onlarca suretin hepsi birer gölgedir. Şu an çok zor bir hayatın içerisinde olabilirsin ama cennetteki yanın bir perde üzerinde seyreder gibi seni seyrediyor. Bu da sen . O da sen. Sen ondan habersizsin ama o senden haberdar.Cennetteki yarın bütün bunların geçici birer gölge olduğunu biliyor ama dünyadaki yarın bilmiyor."
*Okur kaçıran!

Kitap okumaktan aşırı sıkıldığım bir dönemde -ki bu hâl, takriben bir-bir buçuk ay sürdü- bana yepyeni heyecanlar katan harika bir roman, film tadında.

- Acaba filmi çekildi mi bu kitabın? Yapımcılar?? Bu işe bir el atın. Başrol Nazan Bekiroğlu olsun. Ben Zehra rolünü üstlenirim, lütfen..

Fotoğraflarda kaybolmak.. Bir kelimeyi hisseder gibi; iliklerine kadar.. Ne müthiş hissiyattır andan ötesine geçebilmek, gayba erişebilmek, belki?..

Aşk'ın en masum hali.. Ah be Azam! Piruz'a kaçıp Settarhan'ı yerle yeksan ederken, ben onun acısını yürekten hissettim.. Senin kalbin acımadı mı hiç?

- Ama gidenin yeri dolarmış be Azam'cım. Kimsenin yeri ebedî değildir, bir kalpte, sanmıyorum..

Peki bu Şair Nigar Hanım da kim? Yazar sık sık bahsediyor kendisinden. Belli ki çok seviyor Nigar Hanım'ı.

- Ama ben tanımıyorum. Ve cahilliğim çarpıyor suratıma, tokat gibi..

Savaş yorarmış ya insanı. Sadece insanı mı? Üzerinde savaşılan toprağı da, hayvanları da. Örneğin, Masal.. Bir deri bir kemik kaldı köpekceğiz..

Kitabın ilk sayfasını açtığımda "göz açıp kapayana kadar bitecek."ti, bunu hissettim.. Çok kez göz açıp kapattım, bitmedi. Settarhan ile Zehra ilk kez görüştüğünde ise "keşke" dedim, "bitmese".. Onlar kadar mutlu oldum çünkü bende. Şahitlik etmek istedim bir mutluluğa. Az bulunur böylesi, malum.

"Zehra Hatun. Dest-i izdivacınıza talibem." dedi Settarhan. Halbuki ustası defaatle demişti: "Oğlum. Hatun değil, hanım de. Kibar ol. Talibem değil talibim diyeceksin." Olsun. Settarhan'ın kalbi kibardı ya varsın hatun desin.. :)

Ve bitiş. Son cümlem: "Çok tatlı bir kitap." Bakmayın uzun sürüyor göründüğüne.. Hemen bitiyor. Ve ayrılırken bu hikayeden, yüreğinizden hüzün pınarları akıyor..

Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim Nazan Hocam, kalbime nefes aldırdın. Teşekkürler..
Trabzon'dan ;
Sen öyle çağırmasaydın, ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasaydım, sen öyle gelmezdin... diye seslendi Zehra.
Tebriz'den;
İki ırmağın delicesine değil, bir ırmağın derinine akabiliriz. Yeniden diyebiliriz....diye karşılık verdi Settarhan.

Gitmek için hep sebep vardı aslında ve bu defa Zehranınki savaş, Settarhanınki yüreğini dağlayan koca bir öfke olarak gösterdi kendini...Tüm varlığınla gidilebilirdi belki de geride kalan her parça can can sızlamaz mıydı?
Onca yaşanmışlıklar iki kaderin birleşmesi içindi oysa ve her kader bir diğerinden sorumluydu aslında...

Nazan Bekiroğlu'nun kaleminden cam kenarı bir bilet kesip zamanda yolculuğa çıkmak Nar Ağacı okumak.
Trabzon, Tebriz, Tiflis, Batum, İstanbul...
Her şehir ayrı durak bu şarkıda, ayrı nota... Tarihin tozlu sayfaları genzinizi yakarken her şehri ayrı keşfe çıkar gibi...
Sağlam bir kurgu çatısının altı süslenmiş de süslenmiş kitapta. Ama bu dil okumayı zorlaştırmıyor, rahatsız etmiyor.
Balkan Savaşıyla Birinci Dünya Savaşı arasında geçen dönem, savaş gibi, yaşamak gibi, aşkın da çok zor olduğu bir dönem nakış nakış işleniyor. Ama hep ümitle...

Kim bilirdi ki Hûda'nın kimi hangi rüzgârın önüne niye düşüreceğini?

Keyifli okumalar..
Bu kitap #32335575 nolu etkinlik için okunulmuştur. Etkinliği düzenleyen kardeşim Hatciş ‘e canı gönülden teşekkür ederim.

Uzunca bir süre peşimden sürüklendi Nar Ağacı ... Sayfaları sulara değdi bel verdi, kırıştı. Tam bir kitap havasına büründü şirazesi. Beli iyiden iyiye büküldü. Sebebi ise gerçekten kitapta çok fazla ayrıntıya girilmiş olması. Okuma şevkimi sürekli kırdı durdu. İlk 250 sayfa sadece kişileri ve yerleri tanıtmayla geçip, betimleme üzerine betimlemelerle kişiyi sıkıyor. Ben şahsen sevmedim. Yazar konuyu en kısa yoldan ne kadar güzel aktarırsa o kadar daha iyi olur kanaatindeyim.

Konu olarak ise; Setterhan ve Zehra’nın başka coğrafyalarda doğup, büyüyüp hayatlarının birleşmesini konu etmektedir. Savaşı, zorlukları ve mücadeleleri konu ederken asıl temanın aşk olduğunu unutmamak gerek. Yokluk yılları ve Osmanlı Devleti’nin gücünü kökten yitirip, kendi ülkesinde mağlup olduğu dönemler. Halı ve bol bol çaylı bir hikaye… Bazı yerlerde merak uyandırsa da bana pek edebi bir eser olarak gözükmedi ve sevemedim.

İşleyiş çok güzel, keza kurgu da öyle ama o kadar uzatmanın manasını bir türlü anlamadım. Bazı bölümlerde ise sanki kelimelerin yeri değiştirilip yeniden sunulmuş gibi. Ayrıca yazarın –yor ile anlatımı ise tam bir karın ağrısıydı. En sevmediğim yazım şeklidir. Her cümlenin içerisine –yor ekini koymaları. - Biraz bekliyorum. Sonra ağaçtan yaprak düşecekken, ellerimi açıyor havada yakalıyorum. Otobüs geliyor, daha kapısı açılmadan atılıyorum kapısına. -

Ayrıca;
Hatırımdadır odadaki “hana,” boylu boyunca iki tane iki metreye yakın kucaklamaya zorlandığım iki direğin alttan ve üstten birleşmesiyle oluşan dikdörtgen şeklindeki o tahta yapı… Karşısına dizilen anam, ninem ve halalarım. Ellerinde yün iplikleri, parmakları gergin ipleri tararcasına, seri bir ustalık ile atarlardı ilmikleri. Sonra alabildiğine vururlardı “kirkitleri.” Benimde hananın başına geçmişliğim, üç beş düşüm atmışlığım, ağır kirkiti çocuk halimle kaldırıp, halıyı dövmüşlüğümde olmuştu. Yaşım en fazla dört ya da beş. Evimizde o günden kalan G ve A harfleri ile imzalanmış iki tane halımız var.

Sözün özü; kitap okunulabilir ve tavsiye edebilir miyim onu bilmiyorum. Sabırlı arkadaşların seveceğine inanıyorum sadece.

Sevgi ile kalın...
İnsana kitap okuyormus gibi degilde sanki loş bir ortamda dev bir ekranda film izliyormus gibi hissettiren bir kitap. Betimlemeler öyle güzel, öyle içten, öyle gercekciydiki sanki sizde o filmin icinde bir karaktermissiniz gibi olayin büyüsüne kapılıyorsunuz.
Hepimizin hayatında sıkıntılar var, hiçbirimizinki gül bahçesi değil. Fakat derdi veren Allah dermanını da veriyor. Bu hep böyle oldu ve dünya döndüğü sürece de böyle olacak. İnsan içinde o sıkıntının geçeceğine dair oluşan bu his, tüm zorlukların üstesinden gelme ve dayanma gücü verir. Yoksa insan başka türlü nasıl dayanırdı ki hayatın bunca oyunlarına?
Yazarın okuduğum ikinci eseri, gerçekten dili, kurgusu anlatımı insanı içine alıyor.

Bu kadar mükemmel giden bir hikayenin sonunda her ne kadar göz yaşlarımı tutamasam da o iki nehirin buluşması bu kadar acele bitirilmemeliydi... Bence devamı olmalıydı... Kesinlikle bitmesin dediğim bir eserdi.

Eleştiri: Nar Ağacı'nı okumaya başladığımda yazarın anlatıcı olarak kendisini bir "gölge" gibi nitelendirmiş olması başta çok rahatsız etti beni. Normal bir anlatıcı gibi kurgulasaydı belki çok daha güzel olabilirdi. Ki gerçek bir hikaye olduğunu okudum ama gerçekliğini "gölge" anlatımı bozuyor bence.

İyi okumalar...
Günah da ah'la kafiyelidir. O da siyah'la, simsiyah'la , vah'la, eyvah'la. Lakin hepsi de Allah'la. Ah'tır kafiyelerin en güzeli.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nar Ağacı
Alt başlık:
Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807073
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı yıllarında başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü... Trabzon'da ve Tebriz'de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce delice akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, tehcir, mücadele, kader... Farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye... İncelikle işlenmiş karakterleri, zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle yıllarca unutulmayacak bir kitap...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.762 okur

  • Büşra Erol
  • gizem gurkan
  • Volkan Yılmaz
  • Cemile Adar
  • Neva Sataloğlu
  • İrem Hatırnaz
  • Beyza DOĞANYİĞİT
  • Nilgün Güzel
  • burcu gundog
  • Fatih Sarıkaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.3
14-17 Yaş
%4.6
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%29.7
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%8.8
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%81.4
Erkek
%18.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%41.7 (534)
9
%24.3 (311)
8
%17.7 (227)
7
%8.5 (109)
6
%3.3 (42)
5
%1.8 (23)
4
%0.9 (12)
3
%0.6 (8)
2
%0.5 (6)
1
%0.7 (9)

Kitabın sıralamaları