Gülseren Budayıcıoğlu

Gülseren Budayıcıoğlu

Yazar
8.7/10
7,1bin Kişi
·
20,6bin
Okunma
·
1.991
Beğeni
·
49,5bin
Gösterim
Adı:
Gülseren Budayıcıoğlu
Tam adı:
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Unvan:
Türk Psikiyatrist, Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1947
Eğitim :

İlk ve Orta Öğrenim- TED Ankara Koleji, 1965

Üniversite- Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, 1965-1972

İhtisas- Hacettepe Üniversitesi, Psikiyatri Bölümü, 1972-1977

Tıp öğrenimi sırasında önce TRT Ankara Radyosu’nda, daha sonra da TRT televizyonunda 5 yıl boyunca kadrolu spiker ve sunucu olarak görev yaptı.. 1977’de uzman oldu ve 1982 yılına kadar aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak meslek yaşamına devam etti. Bu dönemde bir yıl süreyle, Hacettepe Üniversitesi ve TRT'nin iş birliği ile hazırlanan ve TRT Televizyonlarından canlı olarak yayınlanan, "İnsan ve Dünyası" adlı sağlık ve eğitim programlarında, yapımcı ve sunucu olarak görev aldı.

1982 yılında Üniversite'den ayrıldı. 2005 yılına kadar, Ankara'da serbest hekim olarak çalıştı. 2004 yılında, farklı tanı gruplarından hastalarıyla görüşmelerini bire bir kaleme alarak Remzi Kitabevi tarafından yayınlanan "Madalyonun İçi" adlı kitabı yazdı.

07.03.2005 tarihinde en büyük hayalini gerçekleştirerek, her kesimden insanın sosyal  güvencelerini kullanarak başvurabileceği, T.C. Sağlık Bakanlığından ruhsatlı Ankara'nın ilk özel psikiyatri merkezi olan "Madalyon Psikiyatri Merkezi” ni kurdu. 2013 Şubat ayında, Madalyon Psikiyatri Merkezi İstanbul şubesini kurdu.

2008 yılında "Günahın Üç Rengi" ve 2011 yılında “Hayata Dön” adlı kitapları yine Remzi Kitabevi tarafından yayınlandı.

Eşini 2007 yılında kaybeden ve iki çocuğu bulunan Budayıcıoğlu, halen ülkemizin en büyük özel psikiyatri merkezi olma özelliğini koruyan Madalyon Psikiyatri Merkezi’nin başkanı olarak meslek yaşantısını sürdürürken, bir yandan da hastaları ile yaptığı görüşmeleri bire bir anlatan, psikiyatriyi kuramsal olmaktan çıkarıp pratik yaşam içinde kitlelere sunan kitaplar yazmaya devam etmektedir.

Yayınları:

Madalyonun İçi, Bir Psikiyatristin Not Defterinden-(Psikolojik Roman) (2004)Remzi Kitabevi
Günahın Üç Rengi, Madalyonun Öteki Yüzü-(Psikolojik Roman) (2008) Remzi Kitabevi
Hayata Dön-(Psikolojik Roman) (2011) Remzi Kitabevi
Sevilmeyen insanların gözlerinin ışığı hep biraz sönüktür. Bunu görmek her zaman hüzünlendirir beni. Aç kalmak, susuz kalmak gibi bir şeydir bu...
“Aşk akut bir hastalıktır. Ani başlar ve çok gürültülü seyreder. Tansiyon yükselir, kalp hızlanır, nefes alışverişler sıklaşır, yanaklar pembeleşir, vücut ısınır. Böyle akut bir duruma insanoğlu bir ömür nasıl dayansın? Böyle bir heyecan yıllar boyu sürecek olsa, kalbimiz ne çok zarar görürdü bu durumdan. Yani uzun lafın kısası zamanla bu duruma beden ve ruh uyum sağlar ve âşık olunan kişi karşısında duyulan heyecanlar yavaş yavaş kaybolur. Ve aşk kronikleşir... Kronikleşince de aşk olmaktan çıkar sevgiye, güvene, huzura ve alışkanlığa dönüşür.”
"İnsanın ruhsal durumu yüzüne nasıl da yansıyor. Bir kadın o gün çok güzelse, mutlaka seviliyordur. Sevilmenin ışıltısı yansır yüzüne."
384 syf.
·9 günde·10/10
Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu'nun,üç hastasına(Fadi-Fatoş,Kenan Baran ve Handan) verdiği seanslardan oluşan gerçek bir hayat hikayesini kaleme aldığı bir terapi kitabı. Kişisel gelişim saçmalığından uzak muhteşem bir roman.Gerçek bir hikaye olması da içinden çıkarılacak derslerin ve dertlerin bir o kadar sağlam ve gerçek  olmasını kolaylaştırıyor.Kenan Baran'ın,kendisini ibret olarak gösterilmesi için yazılmasını istediği,Gülseren Budayıcıoğlu'na olan maddi manevi borçlarına karşılık yazılmasını istediği bir kitap.

Klasik bir psikolog ritüeli vardır,bilirsiniz. Deri koltuğa yatırmak ve çocukluğa inmek.Ne var bu çocuklukta? Biz erkekler bazen bize daha samimi ve ılık ılık yaklaşan hemcinslerimize "hayırdır olum, küçükken topun inşaata mı kaçtı sen ne ayaksın" deriz. Yani çocukken bir tacize uğradın da cinsel tercihin mi değişti o bende yok demeye getiririz.Kısmen büyük travmaların hayata ilk adım attığımız dönemlerde gerçekleşmesi normal.Bu bir terk ediliş olabilir,şiddet olabilir,taciz olabilir ya da korkular olabilir. Ama hepsini çocukluğa inerek bulma çabaları yanlış.Muhteşem bir çocukluk yaşayıp askerde çok sevdiği nişanlısı tarafından terk edilen biri bir daha sevmeye tövbe edip dağıttığı zaman onun çocukluğunda ne bulucaz? Ya da 99 Marmara depremini 30 yaşında yaşayıp şuan en büyük korkusu deprem olan bir travmatiğin çocukluğunda ne bulucaz? Aslında bu travmaların hepsi yaşa döneme bakmaksızın hayatın her anında oluşabilecek travmalar. Kitaptaki kahramanların olaylarının hep çocuklukta yaşadığı travmalardan kaynaklanması "aaaa bu çocukluk dönemi çok önemli bütün kaderi ve hayatı etkiliyor" düşüncesini tamamen getirmedi aklıma.Tamam o da olabilir ama yaşadığımız sürece çalışan bir bilgisayar gibi her türlü virüsü kapmaya hazırız. Fiziksel olarak bir virüs aldığımızda ilaçla tedavi alarak nasıl iyileşiyorsak ruhen de bir virüs aldığımız zaman ilaçtan önce o travmanın nedenlerini,niçinlerini tam olarak kendi kendimize yada bir uzman tarafından anlayarak ruhu kanser etmeden bir an önce hayatın akışını değiştirmek için elimizden geleni ardımıza Kenan Baran gibi koymamalıyız.

Sevdiğim kitapların yazarlarını da seviyorum ve araştırıyorum kendi çapımda.Gülseren Budayıcıoğlu'nun bu kitabını tabi ki kendinize psikanaliz yapmanız için tavsiye ediyorum. Zira 30 tl olan bu kitabı (ki hiçbir şekilde epub yada pdf yok bulunamadı :)) okuyup bazı şeyleri anlamazsanız eğer yarın 3 bin TL verseniz bile kendisinden bir tek seans alamazsınız çünkü zor ulaşılan bir Doktor. Son olarak 346.sayfadan sonra ağlaya ağlaya ruhumu yıkayarak okuduğum bu terapiyi Nilüfer'e ithaf ediyorum. Hani erkekler ağlamazdı?

Kitap hakkında 8 metre inceleme yazarım ama içeriğinden bahsedip terapinizi mundar etmek istemiyorum. Bana çok şey kattı,bana çok şey öğretti. KRAL KAYBEDERSE kitabında bana göre KRAL kesinlikle ve kesinlikle kaybetmedi! Kazandı mı bilmem. Bildiğim tek şey KAYBETMEDİ.

Seni Seviyorum Kenan BARAN.
Seni Seviyorum Fadi.
Seni de Seviyorum Handan.



https://youtu.be/gCM2KlNqwbg
352 syf.
·10/10
Sevgi ne kadar güzel bir şey.
İnsanın sevildiğini, değer verildiğini bilmek. Sanki onsuz yaşamak imkansız gibi. Enerjimiz onunla depolanıyor. Kitabın bir yerinde şöyle yazıyor:

"İnsanın ruhsal durumu yüzüne nasıl da yansıyor. Bir kadın o gün çok güzelse, mutlaka seviliyordur. Sevilmenin ışıltısı yansır yüzüne."

Peki sevgisiz kalmış insanlar? Çocuklar?
Ruhu aç bırakılmış.
Açken bir insan mutlu olabilir mi?
Bu kitap bunu en güzel bir şekilde anlatmış. Psikiatri doktoru Gülşeren Budayıcıoğlu kendi hastalarıyla anlatmış bizlere.

Ana karakterimiz Nalan en çok etkileyen kişi...
Doğumundan suçlu tutulmuş, hiç bir günahı yok, hiç bir şeyden haberi yok ama, dünyanın tüm yükü küçücük sırtında toplanmış. Sevgi, anne baba şefkati göremeden büyüyor Nalan.
Ruhu aç kalmış sevgiye.
Bir kez daha çocuklarımıza tüm sevgimizi, şefkatimizi neden vermemiz gerekiyor anladım. İnsan sevgisizlikten büyüdükçe kötü oluyor. Ne yaşadıysa onu yaşatmaya çalışıyor. Aç kalmış bir ruh zamanla sadistleşiyor, zalimleşiyor.

Sevgiden uzak kalmış kız çocukları ise genellikle büyüdükçe bu açlığı doyurabilmek adına yanlış kararlar verirler, yanlış kişilere yönelirler.

Sevgili anneler babalar. Lütfen çocuklarımızı sevelim, değer verelim. İnsan çocuğunu sevmez mi diyeceksiniz. Sevgi, belli edilince güzeldir. İçinde yaşadığın sevginin kime ne faydası var? Çocuklar sevilmek, sevildiğini görmek ister. O halde, yaşları ne olursa olsun, ister 5 yaşında bir çocuk, isterse 20 yaşında bir çocuk olsun. O hâlâ anne babası tarafından kollarına alınmak, sevilmek ister. Mahrum etmeyin onları bundan.
Söylemek istediğimi en güzel bunlardan mahrum kalmış kişiler anlayacaktır.

Doktorumuz kitabının sonunda yazdığı gibi:
"Hastalığın sevgisizlikten, şifanın ise her zaman sevgiden, şefkatten geldiğini çok daha iyi biliyorum."

Mutlaka okuyun dediğim bir kitap.
Saygılar, sevgiler, bolca sevgi göreceğimiz günler diliyorum.
384 syf.
·Beğendi·9/10
Yazar bir psikiyatri doktoru,
Ve bu olay gerçek bir öyküden esinlenmiş... İsimler ve mekan değiştirilmiş ama kurgu,
Bir gerçeğe dayanıyor...
Kadın bir doktorun bir erkek etrafında ki tüm, Parametreleri inceleyip ortaya döktüğü bir Roman. Yazım dili sade anlaşılır.
Tıp terimlerinden olabildiğince uzak durulmuş Ve daha çok işin psikoterapi yönü, Vurgulanmış...
Erkek tam bir maço ve vurdum duymaz narsist, Bir gerçeklik içinde var olmaya çalışıyor... Kitap, birden çok kadının da ruhsal durumunu, Davranışını ve sebeplerini ortaya koyuyor...
Bu adam, etrafında pervane oluşlarını,
Bunun nedenlerini incelemiş...
Kadınlar bir yana erkeğin gerçek acılarını Anlatıyor kitap...
Bir amacın olmasının ne kadar değerli, Olduğunu ve zorluklar karşısında dışarıdan Değil içimizden çözümü bulmamız gerektiğini Vurguluyor...
Doktor aynı zamanda kendi ruhsal dünyasını, Ve çaresizliğini hem sosyal anlamda hem de, Mesleksel olarak ortaya koymuş...
Hepimiz insanız ne çok iyiyiz ne de çok, Kötüyüz sadece insanız ve hata yapabiliriz.. Önemli olan az hata yapmak veya hata, Konusunda ısrar etmemek...

Yazar, avcı olduğunu zanneden,
Ruhu kırık dökük bir erkeği,
Ve onu elde etmek için kendilerinden vazgeçen Kadınları anlatmış kitabında...
Ne ilginçtir ki, kahramanımız Kenan'ın, Yaptıklarını önceleri büyük bir nefretle okurken, Hikaye ilerledikçe ona müthiş bir acıma, Duydum içimden...

Kral Kaybederse, teknik olarak da deneysel,
Bir kitap...
Yazarın notları, hikaye, Kenan'ın güncesi derken hikaye çok katmanlı ilerliyor...

Kitap yaşanan bir hayat hikâyesini anlatırken Çocukluğumuzun şuan ki kişiliğimizi ne denli etkilediğini vurguluyor...
Unutulmaya yüz tutmuş çocukluk anılarımızın aslında en hassas tepkilerimizin temeli olabileceğini ortaya çıkarıyor...

Kenan, karakteri sanırım birçok bayanı oldukça Etkileyebilecek bir karakter...
Güçlü, mevki sahibi, bir ortama girdiğinde,
Tüm dikkatleri üzerine çekecek kadar, Karizmatik ve erkekler tarafından kıskanılan Ama kadınlar tarafından hayranlık duyulan bir, Adamın hayat hikâyesi...

Hayata bakışı ve hayatın ona öğrettiği büyük, Bir dersi anlatıyor...
Hiç yıkılmayacak bir adamın yıkılışıyla, Değerlerinin bir anda altüst olduğu ve tekrar Hayatı yeni baştan keşfettiği bir hayat, hikâyesi...

Kitap oldukça ilginç tam olarak kategoriye koyamıyorum...
Yazarın, anlatımı kuvvetli, duyguyu aktarması Çok başarılı...
Kitapta aşk, ihanet, fedakârlık, erkek kadın ilişkisi, psikoloji açıkçası birçok duyguyu yaşayabilirsiniz.!
Dolayısıyla sürükleyici...

( Aynı zamanda öngörüm kitap oldukça güzel bir sinema filmine çevrilebilir )
Oldukça da başarılı olur, diye düşünüyorum. :)

Yazar'ın önsözde de belirttiği gibi,
Kral Kaybederse'nin bir yansıtma görevi, Üstleneceğini umuyor, kendimiz, kurduğumuz İlişkiler, kadınlık ve erkeklik rollerine,
Atfettiğimiz önem, aşk acısı ismi altında,
Tüm hayatımızın düş kırıklıklarını topluyor, Olmamız...
Siz siz olun korkularınızın üstüne gidin,
Gidin ki yıllarca kendinizden kaçmayın... Narsist'liğin esiri olan kitabın kahramanı,
Bunu çok güzel öğretiyor...
Umarım okursunuz...
Kütüphaneniz de mutlaka bulundurmanız Gereken bir eser..

Hele bir son söz var ki kitapta,
Enfes, inanın bana...
Bence okumana değecek, nefis bir kitap.!!!
Sevgili okur, keyifli okumalar...
352 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitapta her karakterin ayrı bir hikayesi var. İnsan hayatında sevginin, sevilmenin, sevmenin ne kadar önemli olduğunu, sevginin bir insanın kaderini nasıl değiştirebildiği üzerine muhteşem bir kitap olmuş.
Bu kitapta mutlaka kendinize göre kareler bulacaksınız diyorum.
352 syf.
·Beğendi·9/10
Gülseren Hoca’nın tüm kitaplarını okudum ve şunu bir kez daha anladım ki her öykünün damakta bıraktığı tat ve kalpte bıraktığı keyif farklı. Camdaki kız’da yaşanarak örenilmiş gerçeklerin ifade edildiği kurgusuz olduğu gibi yalın bir eser. Kıymetli bilgiler içeren kitapta hayatınız için çıkarımlar yapmanız mümkün. İnsan psikolojine dayalı yazılan her satır her bir söz benim için candır. Tavsiyedir efendim
400 syf.
·Beğendi·10/10
Gülseren Budayıcıoğlu'nun okuduğum üçüncü kitabi ve açık yüreklilikle söyleyebilirim ki en ama en çok sevdiğim kitabı oldu. İlķ başları yavaş ilerlemesine rağmen bir süre sonra kitabın sayfaları arasında kayboluyorsunuz.Çok akıcı ve bir sonraki sayfada neler yazdığını merakla bekliyorsunuz.Kitapta ana karakter olan Ala ismindeki bir genç kızın çocukluğunda yaşadığı aile içi travmalarının çözümlemelerini, yaşadıklarının günümüze yansımasının yanı sıra psikiyatristin diğer danışanları ile olan seansları ve yaşananları okuyacaksınız. Ana karakterin yaşadıkları sizi gerçekten çok etkileyecek.Terapi seanslarının ilk başlarında Ala yasadıklarını anlatmakta zorlandığı için hekim hikayeler anlatarak hastanın kendisine güvenmesini sağlıyor. Bu hikayeler bazen psikanalizin babası Frued'dan ,bazen Hitler'den, bazen Eva Peron'dan oluşuyor.Psikolojiye ve insan duygularına ilginiz var ise mutlaka bu kitabı okuyun.Çok keyif alarak okudum herkese gonül rahatlığı ile tavsiye ederim. Hepimize keyifli okumalar ,bol kitaplı günler temennisiyle
352 syf.
·6/10
Bu yazar ablanın nesi bu kadar abartılıyor tam anlamadım ya da belki sadece bu kitabı vasattır. Bilemedim. Tek kitapla da yargılamak istemiyorum. Kitap iyi hoş yani okunmayacak gibi değil fakat sanattan çok uzak edebiyattan çok uzak vasat bir anlatım dili var. Hele ki kitapta batı toplumuyla anadolu insanı arasındaki farkların irdelendiği kısımlar resmen bana "ay teyze darlama tamam" dedirtti. Şu kitabın herhangi bir kısmında edebiyat adına taklalı bir cümle, şöyle vay be dedirten hiçbir anlatım yok. Sadece duru bir Türkçe ile dümdüz anlatmış yazar. Yani o yüzden 6 dan az vermek haksızlık olur ancak 6 dan fazla vermek için hiçbir sebep bulamıyorum. Vasat ve yavan bir kitap. İlla okuyun denebilecek bir yanı yok.
384 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Sürtük FİLOZOF olabilir, acemi ise ÜSTAT !

“Hayatın sesini duyabilseniz keşke...
Hayat size :
Artık yeter, dur, diyor.
Değiş, diyor.
Bazı şeyleri anla artık, diyor.

Bir aslanı minik bir kediye çevirir bu hayat, her şey bir anda değişebilir, hayatın altı üstüne gelebilir, bir playboy aniden felç geçirebilir ,tahtında oturan kral bir kılıçla devrilebilir.

Hayat şakağına namluyu çevirmişse yapacağın iki şey vardır :

Ya eline küreği alıp kendi mezarını kazarsın !
Ya da tetik çekilmeden önce bir adım sağa çekilirsin.
Öylece durup ölümü bekleyerek ve kaderi suçlayarak mızmızlanırsan mutlu olamazsın.
Çok mu önemli mutlu olmak?
ELBETTE ÇÜNKÜ HAYATIN TEK AMACI VARDIR : MUTLU OLMAK!

KORKUYORUZ ;kaybetmekten, yalnız kalmaktan, yalnız ölmekten...
Korktuğumuz çoğu şey de başımıza geliyor çünkü psikiyatriye göre biz korkularımızın tiryakisi olmuşuz.

KENDİMİZİ SUÇLU HİSSEDİYORUZ ne yazık ki bu annemizden kaynaklı. Çocuğuna güven veremeyen, çocuğunu yalnız bırakan, giden, sevgisini abartıp aşırı korumacı davranan anneler “ suçlu hisseden çocuklar” büyütüyor.

GÜVENSİZİZ, AŞAĞILIK KOMPLEKSİMİZ VAR çünkü baba şefkati görmüyoruz, sığınamıyoruz, şiddet görüyoruz ve ondan hep korkuyoruz.

Psikiyatri koltuğunda çocukluğa dönmenin haklı sebepleri var; bizi biz yapan anne ve babalarımız çünkü.
Kızlar annelerinin kaderini yaşarmış sözündeki gerçeklik şu : Ne kadar sevsek de ne kadar nefret etsek de hem beğendiğimiz hem suçladığın ne varsa istisnasız anneyi taklit ederiz.

Sonra KADERİ SUÇLARIZ
Öfkemiz öyle büyür ki
GÖZÜMÜZDE YAŞ
DİLİMİZDE ÖFKE
ELİMİZDE SOPA eksik olmaz!

Gülseren Budayıcıoğlu çok başarılı bir psikiyatrist ve diyor ki:

“Çektiğimiz acılar değiştirir bizi.
Mutluluk emekle, çabayla birikimle, acı çeke çeke gelir insana.
Yani kader değil, karar.”

Psikiyatri insanı kendine affettirme sanatıdır;
KENDİYLE KAVGALI , hayatla savaşan, aynı hataları defalarca yapanlar, kaderi suçlamaktan vazgeçip sorunun sebebini bulmalı öncelikle.

Psikiyatriye göre:
Biz yaşıyoruz, bilinçdışımız hafızaya kaydediyor ve kaderimizi yazıyor.
Tanrı kaderimizi kendi yazmıyor, bize yazdırıyor.

Sen anlayana kadar:
HAYAT VURACAK SANA
KAFANI DAĞITACAK
Öğrenemedin mi?
Derse devam...
KAFANA VURA VURA ÖĞRETECEK!

Yaşanmış hayat hikayeleri ile psikiyatri birleşmiş , basit bir olay ama işin işine psikiyatri girince işler değişiyor.
Okurken ben de çok deştim kendimi; annemi, babamı ve kardeşlerimi düşündüm. İster istemez farkındalık geliştiriyor insan.
Ne karmaşığız, düğüm düğümüz , kendimizi çözmeye başlamak için öneriyorum kitabı yoksa daha çok dayak yeriz.

GÜLÜMSE KADERİNE...
YOKSA ÇOK DAYAK YERSİN HAYATTAN...

Yazarın biyografisi

Adı:
Gülseren Budayıcıoğlu
Tam adı:
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Unvan:
Türk Psikiyatrist, Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1947
Eğitim :

İlk ve Orta Öğrenim- TED Ankara Koleji, 1965

Üniversite- Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, 1965-1972

İhtisas- Hacettepe Üniversitesi, Psikiyatri Bölümü, 1972-1977

Tıp öğrenimi sırasında önce TRT Ankara Radyosu’nda, daha sonra da TRT televizyonunda 5 yıl boyunca kadrolu spiker ve sunucu olarak görev yaptı.. 1977’de uzman oldu ve 1982 yılına kadar aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak meslek yaşamına devam etti. Bu dönemde bir yıl süreyle, Hacettepe Üniversitesi ve TRT'nin iş birliği ile hazırlanan ve TRT Televizyonlarından canlı olarak yayınlanan, "İnsan ve Dünyası" adlı sağlık ve eğitim programlarında, yapımcı ve sunucu olarak görev aldı.

1982 yılında Üniversite'den ayrıldı. 2005 yılına kadar, Ankara'da serbest hekim olarak çalıştı. 2004 yılında, farklı tanı gruplarından hastalarıyla görüşmelerini bire bir kaleme alarak Remzi Kitabevi tarafından yayınlanan "Madalyonun İçi" adlı kitabı yazdı.

07.03.2005 tarihinde en büyük hayalini gerçekleştirerek, her kesimden insanın sosyal  güvencelerini kullanarak başvurabileceği, T.C. Sağlık Bakanlığından ruhsatlı Ankara'nın ilk özel psikiyatri merkezi olan "Madalyon Psikiyatri Merkezi” ni kurdu. 2013 Şubat ayında, Madalyon Psikiyatri Merkezi İstanbul şubesini kurdu.

2008 yılında "Günahın Üç Rengi" ve 2011 yılında “Hayata Dön” adlı kitapları yine Remzi Kitabevi tarafından yayınlandı.

Eşini 2007 yılında kaybeden ve iki çocuğu bulunan Budayıcıoğlu, halen ülkemizin en büyük özel psikiyatri merkezi olma özelliğini koruyan Madalyon Psikiyatri Merkezi’nin başkanı olarak meslek yaşantısını sürdürürken, bir yandan da hastaları ile yaptığı görüşmeleri bire bir anlatan, psikiyatriyi kuramsal olmaktan çıkarıp pratik yaşam içinde kitlelere sunan kitaplar yazmaya devam etmektedir.

Yayınları:

Madalyonun İçi, Bir Psikiyatristin Not Defterinden-(Psikolojik Roman) (2004)Remzi Kitabevi
Günahın Üç Rengi, Madalyonun Öteki Yüzü-(Psikolojik Roman) (2008) Remzi Kitabevi
Hayata Dön-(Psikolojik Roman) (2011) Remzi Kitabevi

Yazar istatistikleri

  • 1.991 okur beğendi.
  • 20,6bin okur okudu.
  • 1.466 okur okuyor.
  • 11,4bin okur okuyacak.
  • 123 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları