-Spoiler içermez-
Güzellik nedir? Sizin için ne anlam ifade eder? Dış görünümün insanlara yaklaşımınız üzerinde bir etkisi var mıdır? Önyargılarınız neye göre şekillenir? Hiç çirkin olduğunuzu düşündüğünüz oldu mu? Bunun psikolojinize ve karakterinize etkilerini merak ettiniz mi peki? Son olarak, nasıl bir çocukluğa sahiptiniz?.. İşte kitap boyunca düşünüp durduğum sorular...
Gülseren Budayıcıoğlu, son zamanlarda kitaplarının art arda dizilere uyarlanması sonucu gündeme oturmuş, 74 yaşında bir yazar ve psikiyatristtir. Kitaplarının konusunu ise gerçek hastaları oluşturmaktadır. Benim merakımı celbeden de bu hastalardan biri olan Ala'dır...
Ala, hukuk fakültesinden dereceyle mezun olmuş, ünlü bir avukatlık bürosunda staj görmekte olan, IQ'su yüksek ama EQ'su düşük (teşhis koymak gibi olmasın), bir çeşit konuşma bozukluğuna sahip, oldukça çirkin olarak tasvir edilen bir kız. Burnu; uzun, aşağı sarkık ve eğri, dişleri üst üste binmiş, saçları kabarık ve kepekli, alnı dar, kaşları biçimsiz ve gür. Kıyafetleri; eski, bol, koyu renkli. Davranışları tuhaf, sert ve kaba, şiddet yanlısı, sesi ince ve kulak tırmalayıcı. İletişim kurmakta zorlanan, ilişki tesis etmekte başarısız biri. Ama bir o kadar kendinin farkında. Yardım alması gerektiğinin bilincinde ve bunun için defalarca doktorlara başvuruyor fakat olumlu sonuç alamıyor. Son olarak yazarımıza geliyor ve böylece Ala'nın değişimi başlıyor.
Çocukluk travmalarının insanın yaşayışı ve karakteri üzerindeki etkilerini tüm çıplaklığıyla anlatan bir kitap. Bilhassa sevgisiz büyüyen insanların başka insanları sevmek konusundaki başarısızlığı okuyucuların gözüne sokuluyor adeta. "Bu kız sevilmeden, öpülmeden, okşanmadan büyümüş. Sevgiyi içine çekememiş ki, dışına verebilsin!" alıntısı düşüncemi destekler niteliktedir. Ne yazık