Nerden başlasam bilmiyorum...Bir insanın hayatının nerden nereye gelebildiğinin en iyi örneklerindendir Ala...Doğduğu günden beri hiç sevilmemiş ,ilgisiz bırakılmış bir çocuk. Üstüne üstlük ruh sağlığı bozuk bir annenin çeşitli işkencelerine maruz kalmış, ne anne sevmiş ne baba..Ne bir arkadaşı olmuş ne başını okşayan bir el..Yalnızlığın her boyutuna şahit olmuş küçücük bir kız çocuğu..Ve büyüdüğü evde kuzenleri el bebek gül bebek büyütülürken o hep kuytu köşede dışlanarak ,varlığı reddedilerek yaşamış..İnsanın kaderinin ana çizgilerini anne babaları belirliyor..Özellikle de anneleri.. Onun annesi Ala'yı hem hiç sevmemiş ,hem hayatı zehir etmiş . Sonra da hep nefret ettiği küçük kızının gözleri önünde onu suçlayarak ,onun kişiliğini reddederek ,onu günahkâr olarak damgalayarak ,bir bütün olduklarını ve birlikte ceza çekeceklerine atıfta bulunarak asmış kendini..Annesinin cesediyle saatlerce bir arada kalmış küçücük bir kız.. Ben bu hikâyenin ağırlığı altında ezilirken o nasıl dayandı bunca acıya..Nasıl yaşadı kim bilir...Kitaplara sığınarak, gerçek dünyayı redderek yaşadı yıllarca..Ve hayatının değişeceği güne kadar annesinin kimliğine bürünerek yaşadı.. Tabi buna yaşamak denirse...psikiyatriye gelen hastalar toplumun bilinçsiz olarak hasta ettikleri bilinçli insanlardır..Deli değillerdir.. Asıl kendini değiştirmek için uğraşmayanlar, insanların ruh sağlığını bozanlardır deliler..Bazen bu bir insan bazen koskoca bir toplumun ta kendisidir..Hayatta aldığımız her bir karar kaderimizin örüntüsü oluşturuyor..seçtiğimiz iş ,seçtiğimiz eş ,kurduğumuz aile..Bir insanı tanımak için onun özelliklerine , güzelliğine, huylarına değil geçmişine bakmalı,aile ile ilişkilerini önemsemeliyiz. Çünkü insan aile evinde ne gördüyse gelecekteki hayatına da bunu empoze ediyor, bunu