Nejla Feroğlu

Nejla Feroğlu

Editör
8.2/10
34 Kişi
·
75
Okunma
·
0
Beğeni
·
20
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
160 syf.
·2 günde
Hayatın tam ortasına dank diye giren, geçmiş ile geleceği şaşırtıcı mizah yeteneğiyle açıklayan sürprizli neşeli, cıvıl cıvıl hoş sohbet edasıyla anlatan ilk kitabı ilk heyecanı tebrikler ediyorum. Güzel bi çalışma olmuş genç kuşağın ilgisini çekebilir. Bakıp görmediklerimizi, duyup işitemediklerimizi dokunup hissetmediklerimizi hatırlatmak istemiş.
Teşekkürler, İyi okumalar 1K Ailesi
144 syf.
·Beğendi·8/10
Issız Kadınlar Sokağı - Canan Tan
#okudum
Bir alıntı ile başlamak istiyorum. "Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde
Hakk'ın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok
Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerine"
Hacı Bektaş Veli
Yanı başımızda bulunan ama kimsenin dile getirmediği bir sokaktan bahsediyoruz. Bu sokaktaki yüzbinlerce kadından tecavüz, taciz ve şiddete uğramış 20 kadının hikayesine şahit oluyorsunuz.
Okurken herkes kendinden, çevresinden bir iz buluyor. Bu hikayelerin çoğu tanıdık geliyor.
Hikaye bir çığlıkla başlıyor, hani daha bir kaç ay önce kızının önünde ölmek istemiyorum diye haykıran Emine Bulutun çığlığı... Başka bir hikayede adamın karısını öldürüp, nedenini sorduklarında adına aşk cinayeti dediği, Aşkın cinayetle kirletildiği bir hikâye.
Bu kadına şiddet sadece güçsüz, okuyamamış, küçük yaşta zorla evlendirilmiş kadınlarda da değil toplumun  her kesiminde avukatından, doktoruna kadar her yerde görülüyor fakat nedense toplum baskısı ses çıkartmayı engelliyor sanırım.
Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.
Herkesin okuması gereken, özellikle kadınların okuması gereken ve bu dünyada yalnız olmadıklarını şiddet, tecavüz ve tacize karsı isyan etmesi gereken, kimsenin onları okuma özgürlüğünden mahrum bırakmayacağı anlatan güzel bir kitap olmuş.
144 syf.
·6 günde·7/10
Her daim güncelliğini koruyan bir konuyu işlemiş Issız Kadınlar Sokağı isimli kitabında Canan Tan. Evet okurken canınızı fazlasıyla sıkacak bu kadarı da olmaz dediğimiz olaylarla. Fakat gündeme yansımadan, haberimiz olmadan bu hayatların binlercesi hala yaşanırken biz pembe gözlüklerle hayata bakmaya devam ediyoruz. Hikayelerden birine de konu edilmiş olan renklerin bile hepimiz için farklı anlamları, farklı yaşanmışlıkları varken, kadın-erkek kısacık ömrümüzde neyi paylaşamıyoruz? İnsanı düşündürmeye iten bir kitap. Yitip giden canlar ele alınmış fakat önemli olan soru akıllarda yerini alıyor. Bu bir şeyi değiştirecek mi? Bütün bu tacizler, ölümler, tecavüzler bir gün son bulacak mı? Tavsiye ediyorum. Okuyalım, okutturalım.
144 syf.
·Beğendi·8/10
Canan Tan'ın Doğan Kitabevinden çıkan son kitabı.
20 faklı kadının 20 farklı erkek yüzünden yaşadığı sıkıntıları anlattığı öyküleri okurken, kadın olmanın keyfini yaşamak yerine yanlış seçimleri yüzünden hayatlarını cehenneme çeviren erkeklere bir kere daha sinirleniyor insan çünkü daha fazlası gelmiyor insanın elinden.
Ama yine de öykünün birinde kızının annesine dediği gibi benim annem çok güçlü mottosuyla hareket eden kadın hakettigi yere ulaşmak için çabalıyor tabi bunlar cinayete kurban gitmeyip hayatta kalabilen şanslı azınlık. Hikayeler can acitsa da gerçekler böyle.
144 syf.
·7/10
Günümüzde ki kadına olan şiddet ve tecavüze değindiği güncel bir kitap .bazı anlatılanlar gerçekçi gelmedi.beğenmediğim birkaç konun dışında kitap acı verici bir şekilde okudum .kızmamak sinirlenmemek elde değil..
156 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Haemin Sunim’in ‘yalnızca yavaşladığında görebileceğin şeyler’ini okuduktan sonra,içimdeki hızı yavaşlattım.Ege Soley bu hızı içimizde atların koşturması olarak anlatıyor. Dörtnala koşan atlar, nasıl hızlı ki güzellikler bile sabun köpüğü oluyor zihinlerimizde. Gülüşleri kaçırıyoruz, mükemmelliği arzularken yarım kalıyoruz. Sevdiklerimiz iki kahve süresine sıkıştırılıyor, günlük uğraşlarımız yerleşiyor odalarımıza,kendimiz oturacak yer bulamıyoruz.
Düşünün ki hep ayaktayız.
Hayata karşı bir çıkıntıyız,bir pürüz. Öyle mükemmel ki hayatlarımız içlerinde biz yokuz.
.
O kadar hız varken neden yetmiyor,yetinmiyor ve yetişemiyoruz? Bize böyle öğretmemişlerdi, ne kadar çok öğrenirsen-ne kadar çok çabalarsan öne geçerdin.
Ama olmuyor değil mi? Bir koltuğa alabildiğine karpuz koymak istediğimizin farkındayım,o karpuzlar benim de ellerimde ve koyacak yerim yok.
Zapt ettiğimiz kalelerin duvarları çok yüksek. Çok güçlüyüz, kimse yıkamaz surlarımızı.
Ama içinde gün ışığı yok.
İçinde susuşlarından bile anlam çıkartabildiklerimiz yok. Çünkü susmayı kayıp olarak gördük hep. Konuşmalıydık,koşmalıydık,bir yerlere varmalı,parlamalı,alkışlanmalıydık.
.
Ege Soley,durmaktan durulmaktan bahsetiyor. Sessiz bir yerde kahve içerken,arkada çalan o sevdiğiniz şarkı gibi.. Pek çok cümle var altını çizdiğim, kenarına ufak yıldızlar çizdiğim.
Çünkü susarken,dururken,sakince akmayı anlatırken de yıldızlarla çevrilebilir; bir başkasına yıldız olabilirsiniz.
Ellerinizdeki yaldızlı kutuları bırakın.
Salyangozlara bakın,yuvalarından başka neleri var ki,hem de çok büyük değil; kendine yettiği kadar..
Sonra Ege Soley’le sohbet edin,yormadan yorulmadan..
İyi gelecek..
‘Koşmayı bıraktığın gün’,varmış olacaksın istediğin yere~
144 syf.
·Puan vermedi
Birkaç saatte elimden bırakamadan okuduğum bu kitap çok yakınımızda olan toplumun farklı kesimlerden yüzlerce insanın hüzünlü öykülerinden oluşuyor.

Okuduğunuzda artık kadın veya erkek olarak ayrıştırılmadan insan olarak merhametten, sevgiden ve saygıdan nasibini almış kişilerle karşılaşma temennisinde bulunurken buluyorsunuz kendinizi.

Canan Tan Issız Kadınlar Sokağı
224 syf.
·Beğendi·8/10
Bazıları birbiriyle bağlantılı, bazıları bağlantısız 100 adımda hayatı yaşamaya yönelik tavsiyeleri içeren bir eser. Tavsiyelerin çoğu faydalı olabilecek bir içeriğe sahip ve kolayca okunabiliyor.
144 syf.
·1 günde·10/10
Spoi içerir.Birbirinden farklı hikayeler var.Bu hikayeler kadına şiddet,tecavüz,çocuk gelinler, “bu evden gelinliğinle çıktın,kefeninle dönersin” gibi anlamsız ve saçma söylenişler ve daha fazlasının olduğu birçok hikayeyi içermekte.Tavsiye ederim.Anlamlı ve güzel,muhteşem bir kitap.Keyifli okumalar.
144 syf.
·7/10
Kitap Emine Bulut cinayetiyle başlıyor. Son nefesini verirken, " ölmek istemiyorum" çığlığını duyuyorum tekrardan.
Af Örgütü'nün raporuna göre Türk kadınları aşağılanıyor, okutulmuyor, dayak yiyor, sindiriliyor ve tecavüze uğruyor. Her akşam haberlerde kadın cinayetlerini izliyoruz. Evet inanın her akşam. Kadın eski eşi tarafından ölümle tehdit ediliyor ama koca uzaklaştırma cezası alıyor. Bu mu koruyacak kadınları? Koca zaten öldürmek için pusuda bekliyor. Uzaklaştırma cezasını takar mı sizce? Bir şekilde kadını vuruyor, ölmüyor ve üç ay hapis yatıp tekrar çıkıyor. Ya sonrası? Kadın ne kadar saklanacak, ölüm her an ensesinde.
Öyle pankrantlar açarak, yürüyüşler yaparak ve sosyal medya üzerinden tepkiler gösterilerek bu iş çözülmez. Caydırıcı cezalar gelmediği sürece bu kadın cinayetleri hiç durmayacak. İlk hükümete düşüyor görev. Sonra biz annelere. Oğullarımızı şımartırsak, aslanım yiğitim dersek, her şeyi önüne koyup hizmet edersek, kız evlâlarımızdan ayırıp onları baş tacı edersek sonuçları böyle olur işte. Erkekte mutfağa girmeli, eşine yardım etmeli. Neden bu ayrımcılık? Kadın çalışıyor, erkek çalışıyor ama işten yorgun gelen kadın bütün yükü sırtında taşıyor. Çocuk, yemek, temizlik hep onlarda. Bunun suçlusu kim? Ben çocukken evde sofra kurulunca ilk erkekler otururdu masaya. Sonra kadınlar, en son çocuklar. Şükür şimdi yok. Bazı yörelerde aynen devam ediyor mu bilmiyorum ama gerçekten kadınları ikinci sınıf gösteren hareketler bunlar.
Kadın cinayetlerine bakacak olursak en büyük sebep ekonomi. Koca eğer işsizse ve borç batağındaysa eşini bırakmak istemiyor. Ona muhtaç çünkü. Bu cinayetlerin önüne geçmek için ilk bu işsizliğe bir çare bulmak gerekiyor sonrasında caydırıcı cezalar. İşsizliğin olmadığı bir ülke zaten yok, bu zor biliyorum. O zaman ağır cezalar ve eğitim şart. Fakat şu da var; kadın her zorluğu göğüsleyebiliyor, erkekler biraz zayıf bu konuda. Tüm erkekleri katmıyorum yanlış anlaşılmasın fakat kadınlar boşanmak isteyen kocalarını öldürmüyor mesela. Dayak atmıyor- kadın istese alır eline tavayı kafasına geçirir - küfür etmiyor, aşağılamıyor.
Canan Tan işte bu kadınları anlatıyor. "kimse yok mu" diye haykıran kadınları.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 75 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 101 okur okuyacak.