Kendi iç sesini duymak isteyenlere yazılmış bir metin.
Onca insanın , çoğu zaman büyümeden öldüğü bir dünyada bir ağaç gibi olabileceğimize inandırıyor bizi.
Rüzgar eserse eğilen ,
yağmur yağarsa ıslanan,
dallarına konan herşeyi sevgiyle karşılayan,
kavga etmeyen,
savaşmayan....
sadece var olan.
Çünkü bir ağaç ne kendini diğerlerinden aşağı görür, ne kendi meyvesinin daha lezzetli olduğunu savunur.
Vakti gelince çiçek açar,
zamanı gelince meyve verir.
Kitap genel olarak savaşsız, çabasız ve dolaysız yaşamak için bize doğayı dinlemeyi öneriyor ve bunu çok güzel tasvir ediyor.
İnsanın kendi sularını sakinleştirmesi, kıyıya vurdukça taşları oyan dalgaları izleyerek mümkün belki de.
Çiçeklerin birgün solup gideceklerini hiç düşünmeden en güzel renklerini açmalarından,
filizlerin rüzgarla kibarca eğilip sonra yeniden cesaretle dikilmesinden öğreneceğimiz çok şey var gerçekten.
Okurken insan olduğunu,
kırılgan olduğunu,
alışkanlıklarına köle olduğunu ,
kalıntılarını, tortularını,
gözden kaçırdığın tozlu köşelerini,
anlamlandıramadığın özlemlerini,
hiçbir desteği olmayan korkularını,
üzerinden atlayamadığın öfkelerini ...farkediyor insan.
Hiç kurulmamış cümleleri kurmaya başlıyor ,
hep unutulan şeyleri hatırlıyor,
neden sızladığını bilmediği yaralara farklı bir gözle bakıyor,
çocukluktan beri içine atılan tohumlarla nasıl şekillendiğini anlamaya başlıyor,
hayal kırıklığına uğramamak için dikkatli yürümenin ne kadar yorucu olduğunu hissediyor,
sevilmek için , kabul görmek için, farklılığını ispat etmek için ,
sıradan olmamak için insanüstü bir çabayla bir aferin almanın peşinden koşmanın , olmadığı biri gibi davranmanın ne kadar ruhunu sıktığını anlıyor.