Hayat bizim için kurgulanmış bir oyun. Biz ne kadar çabalarsak bize o kadar karşılığını veriyor. Öncelikle ne yapman gerektiğine karar vermen gerekiyor. Hangi yolda ne amaçla ve nasıl yürüyeceğine.. İnanman gerekiyor sonra, içinde bunu yapabilecek bir sen mutlaka var. Orda duruyor sen sadece ona inanmalı ve kararını vermelisin.. Sonrası hiç pes etmeden çaba gösterip amacına ulaşmak için hiç durmadan ve yılmadan çalışmana bağlı. Bir de bakmışsın ki istediğini başarmışsın ve hatta yolun sonuna ya da belki aslında başlangıcına gelmişsin bile..
•
İçimizde bizden bir sürü var diyor yazar. Biz hangisini istersen onu ortaya çıkarabiliriz.. Çıkarmak istememiz ve bunun için gerekenleri yapmamız yeterli.. Bir insanın kendini buluş hikayesi.. Keyifli okumalar 📚
İnsanın “yapamam” dediklerini ne de güzel yapabildiğini anlatıyor Ege Soley. Hem de öyle güzel anlatıyor ki sanki bir arkadaşınız karşınıza oturmuş sizinle dertleşiyor. Derdine ortak oluyor, hayatta yalnız olmadığınıza bir kez daha ikna oluyorsunuz. Paris’i betimlerken kullandığı dil ise sizi o sokaklarda gezdiriyor adeta. Şehrin eski binalarına aşina oluyorsunuz. Çiçeklere, çiçekçilik mesleğine bambaşka bir gözle bakıyorsunuz. Kısacası neresinden bakarsanız gerçekçi umutlarla dolu bir kitap.
Ege Soley ‘den üçüncü kitabım.
SakinYakın ve son olarak Başka .
Paris’teki o çiçekçi dükkanında yaşadıkları, yeni bir şehre insanların içine sığma çabaları ve en güzeli de tüm samimiyetiyle iç dünyasındaki duygular..
Bu kitaptaki en çarpıcı bölüm, sevgililer günü arefesinde aldatılmış bir beyfendinin çiçekçiye gelip 50 şahane gülle müthiş bir buket yaptırıp hepsinin kafasını kestirdikten sonra saplarla kalmış buketini alıp hesaplaşmaya gitmesiydi.. film sahnesi gibi (:
Catherine Deneuve’e götürdüğü çiçeklere vere vere 5 euro bahşiş vermeleri bence ayıptı (:
Müge çiçeğinin öyküsünü, kokusunu, şeklini, rengini bile bilmiyor oluşuma üzüldüm, bu da benim ayıbım (: Fransa’da 1 Mayıs’ın sembol çiçeğiymiş ve de..
En şahane kısmı ise beni sonda bekliyormuş. Amsterdam’da son bulan bu güzel hayat hikayesi Amsterdam’da benimleydi. Parklarda, kafelerde, kanal kenarında oturup soluklandıkça açıp okuduğum yolculuk meğer oraya kadar götürecekmiş beni. Tevafuk
Tatli bir sohbet eder gibi havası var. Yazarın hayata bakış açısı cok hoşuma gidiyor. Bu kitabı bir çırpıda okunuyor. Okuduğum ilk kitabı idi ara vererek diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum.
Başka, Ege Soley' in Sakin ve Yakın' dan sonra kişisel gelişim türündeki üçüncü kitabı. Üç kitap seri şeklinde yazılmış. Ancak herşeyi tersine yapmayı seven ben şans eseri serinin son kitabıyla tanıştım yazarla.
Neyse ki ilk ikisinden bağımsız da okunabilecek bir kitap Başka. En azından ben okurken bir kopukluk hissetmedim konuda.
Sade, akıp giden bir dille kaleme alınmış. Her yaştan okurun kolayca okuyabileceği bir kitap.
Yazar kendi hayatından bir kesiti anlatmış kitabında. Hayata sıfırdan, başka bir ülkede başlayışını, hiç tanımadığı bir meslek olan çicekçiliğe nasıl adım attığını, bu süreçte yaşadığı duyguları anlatmış. Çok fazla olayların geliştiği bir kitap değil. Bazı bölümlerde insan can alıcı bir olay beklemiyor değil kitaptan, ancak birinin hayatına özellikle de yazarın hayatına konuk olmak güzel bir his yine de. Bazı bölüm aralarında da çiçeklerle ilgili bilgiler verilmiş , bu da bir tat katmış kitaba.
Son arak şunu söylemek gerek. Hayatta hepimizin sıfır noktasına indiğini düşündüğü zamanlar olmuştur. Bu noktada kendinizden bir şeyler de bulabilirsiniz kitapta. Böyle hissedenler için de incelememi kitaptan şu alıntıyla bitireyim:
"Ve güvenmek gerekiyor kendine. Bütün açık yaralar kapanıyor. Bütün ağrılar diniyor zamanla."
İkinci kitap kadar kötü değil. İlk kitap kadar da iyi değil. Bir şekilde iyi geliyor bana Ege Soley okumak. Ancak asla tatmin olduğum ya da edebi bir değeri olduğunu söyleyemem.
“Her kitabın okunması gereken bir zamanı vardır.” düşüncesini hatırlatan bir kitap oldu. Yeni bir ülke, yeni bir dil, yeni meslek… heyecanıyla yeni başlangıçları anlatan akıcı bir kitap. Tavsiye ederim, iyi okumalar dilerim.
Eğer bir yolun başında seçim yapmanın arifesinde bacaklarınız titriyorsa bu kitabı okuyabilirsiniz.
Bu kitabı okurken Ege’nin genç yaşında neredeyse hiç dil bilmeden ben Paris’te yaşacağım diyerek yola çıktığını görüyoruz. Aldığı eğitimden farklı olarak çiçekçilik yapmak istiyor ve başvurulardan birinin kabul edilmesiyle işe başlıyor. Bu arada hikaye gerçek.
Eğer pazartesi mektuplarını takip ediyorsanız yazılanların bir kısmı size tanıdık gelecek. Özel günlerde çiçek alıp vermek bir çok insana garip gelir. Bunlar kapitalist sistemin tuzakları diye diye kafa şişirirler. Çiçekçi bir anne babanın kızı olarak bütün o aşamaların emek ve özveri gerektirdiğini bildiğimden çiçek alıp vermeyi çok severim. Fakat diğer taraftan yetiştirmek ve bakımını yapmak benim için görev boyutundan öteye geçememiştir. Ege’nin bu işe severek isteyerek başvurması beni şaşırttı. Bütün bu aşamaların zorluklarını anlatması ise beni sevindirdi.
Paris’te bir dükkanın yaz - kış kapılarının kapanmaması ise bana mağazacılık günlerimi hatırlattı. Aralık ayında gerçekten soğuk günlerde kapı açık titreyerek çalıştığımız günler... Bazı şeyler sanırım her yerde aynı.
Ege soley'den sakin ve yakın kitaplarının ikisini de okumuştum ve bu kitabı kesinlikle kaçıramazdım. İnsan gitmek ister bazen bu kadar ciddi bir hayat yaşamak istemez. Benim içimde yıllardır olup duran çırpınan da bu. Herkesin gıptayla baktığı mesleğim benim için bir zindandan ötesi değil. Kendimi içinde çürüyor gibi hissediyorum. Başka bir şey yapmak istiyorum ama beklentiler o kadar fazla ki kimse daha aşağısını kabul etmeyecek sanki ve kısılıp kalma hissi asla geçmiyor. Ege kendisine biçtiği rollerin hepsini geride bırakarak ansızın parise gitme fikrine uyanıyor. Ve bunu da gerçekleştiriyor. Kendisini hayata bağlayacak tüm kökleri geride bırakıp sıfırdan başlıyor. Ben de aslında sıfırdan başlamak üzereyim. Bildiğim her şeyi tüm şemsiyelerimi geride bırakmak. Egenin yolculuğu bana da ilham oldu. Korkularım var mı evet var ancak motivasyon kaynağım ummadığım bir aşk. Ege Paris'te kendisini birden çiçekçilere ilgi duyarken buluyor. Normalde hayatında çiçeklerle haşır neşir olmamış ama bir çekim hissediyor orda çiçekçilere. Çiçekçi çırağı olmak da aslında düşündüğümüz kadar kolay değil okulu var bir hiyerarşisi var aşırı ilginç. Ama çıraklık belgesi fransızlar için her zaman bu şekildeymiş. Okuduğum birkaç kitaptan da hatırladığım kadarıyla çıraklık ve kalfalık başlıbaşına statü Fransa'da. Egenin yolculuğunu parisin her köşesinde adımlayarak izliyoruz.
Tasarım yine harika. Seviyorum böyle ilginç kitap kesimlerini ve içinde çeşitli yazı tipleri barındıran kitapları.
Başlarken ne ile karşılaşacağımı bilmeden başladım ve 24 saat geçmeden bitiverdi. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve hikayesini anlatım şekli o kadar zarifti ki diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. Zaman zaman hepimize gelen gitme hissini yaşayıp gerçekten gitmiş Ege Soley. Çok zorlanmış ama kalmış ve başka bir Ege ile tanışmış. Çiçekçilik ve Paris ile ilgili pek çok şey öğrendiğim vedalaşması zor bir hikayeydi. Dilerim başka bizlerle karşılaşma vakti geldiğinde bizler de gitme cesaretini bulabiliriz.
Ege Soley, 1983’te İstanbul’da doğdu. İtalyan Lisesi’nin ardından İngiltere / Canterbury’deki University of Kent, Avrupa politikası, İtalyanca ve İspanyolca bölümlerinden mezun oldu. Üniversite eğitiminin ardından Paris’e gitti ve dört sene boyunca eşzamanlı olarak Pascal Mutel’in çiçek butiğinde çalışıp bir yandan da Ecole des Fleuristes de Paris’te çiçekçilik ve botanik eğitimi aldı. 2011’de İstanbul’a dönüp kendi adını taşıyan çiçek dükkânını açan Soley, 2015’te de sadece Türkiyeli kadınların ürettiği tasarım ürünlerinin satıldığı, yavaş yaşam ve yavaş tasarım anlayışlarını destekleyen Slow Public’i kurdu