Başkalarından önce kendine şefkat göstermeyi unutanlara küçücük bir hatırlatma.
İnsansın hatırla.
Herşeyi tek başına yapmak zorunda değilsin.
Bu evrende hiçbir zaman sandığın gibi yalnız ve biçare
Yaşadığımız hayatta, bazen neden, nasıl diye sorduğumuz sorulara mantıklı, akılcı ve dostane cevaplar alabileceğimiz, hayata, yaşama dair pek çok ipucu barındıran, her okurun kendi kabının büyüklüğüne göre nasipleneceği, ama az ama çok katkı alacağı, iyiliksever ve şefkatli bir başucu kitabı.
Hani bazen bir yerden darbe yersiniz, kendinizi üzgün hissedersiniz ya da 'neden ben?' diye sorgularsınız ya, işte o anların üstesinden nasıl gelinebileceğini ve hayata nasıl pozitif bakılabileceğini öğreten bir kişisel gelişim kitabı olarak görülebilir.
Keyifle okudum. Mutlaka kendinize ait bir şeyler bulacaksınız. Çünkü bu senin kendini dinlemen, kendinle konuşman ve kendine 'YAKIN' olma kitabın.
Burası ne kadar yakınlıklar, sevmeler, anlamalar ve anlatmaya çalışmalar gezegeni ise, bir o kadar da uzaklaşmalar, büyük yalnızlıklar ve kendini dinlemeler yeri. Ve ne kadar birbirini yükseltmek ve yüceltmekse insanın işi, bir o kadar da sınırlarını bilmek, çizgilerini korumak ve sularını hep serin tutmak onun görevi. Hayat, hatırla ister.
"Ben bu kitabı beğendim sevdim yazarın yapıtıyla geç tanıştım, hüzün yerine değişik hale garip fakat sevinçli bir duygu yaşadım
Sanki tamda bu anda okumam gereken bir kitap belki daha önce karşılaşırsam böyle bir etki bırakmayabilirdi. Şu an lazımdi gibi Diye düşünüyorum. Oriana Fallaci Doğmamış çocuğa mektup isimli kitabında doğacak olanın yaşayabileceği olasılıkları üzerinden doğmamış çocuğa mektup yazar, Bu kitabı ona nazaren farklı bir açıdan ele aldım. Yazar bu kitapta aslında olgunlaşmış, yetkinleşmiş yüreğine mektup yazıyor, ve güzel yarınlar için yeni bir benlik yeni bir kişilik, üzerinden olayı betimliyerek yüreğine daha iyi daha güzel yarınlar için daha çok mücadele daha çok azim istiyor.Aslından iyisin olgunsun fakat bu ulaşabilecegin guzelliğin yanında bu olgunluğu yetersiz buluyor, ve yüreğine gönderdiği her mektupta sizin yüreğinizin posta kutusuna düşüyor, mektubu yüreğine iletenin aslında sizin kendiniz olduğuna inandıracak kadar güzel Betimlemiş, iyiliğin güzelliğin, aydınliğın bir emekçisi olduğunuzu dile getiriyor, bu çabanızın içinde yeri geldiğinde sakin, yeri geldiğinde atik davranmanızı istiyor. Güneşin, bulutlu, Yağmurlu karlı, aydınlık ve karanlık içinde hiç durmadan yoluna devam ettiği algısı oluşuyor.
Ben beğendim Türk edebiyatı olması ikinci bir sevinç dalgası yarattı bende, takipçilerime okumayı tavsiye ediyorum, okuyacak olanlarınıza keyifli bol sohpetli bir okuma diliyorum."
Ege Soley’in Yakın kitabı hani ruha iyi gelen cinsten. O kadar sakin bir anlatım şekli var ki kitabı okurken dinleniyorsun. Kitabın edebi değeri tartışılır evet, sonuçta bir iç konuşma, kendini sorgulama gibi. Hayatımın en zor döneminde tanıştım bu kitapla. Yarısına kadar geldiğimde ilk defa elime almıştım. Böyle klasik müzik dinlemek gibi dinlendiriyor anlatımı. Çok yorgundum, bana iyi geldi. Ne zaman böyle yorgun hissetsem bu kitabı elime alıyorum. Karmaşık ruhuma iyi geliyor, kendi düşüncelerimden çok parça buluyorum, hayatımın bazı sahneleri gözümün önünden geçiyor. Ege gibi ben de mesela sabahları çok farklı modlarda uyanırım ve günün ilerleyen saatleri için o moddan sıyrılmam gereken zamanlar olur. Bir daha sevmem çok derim ama kitapta da bahsettiği gibi herkesin yalnızlığı karaya varıncaya kadar.
Ancak şöyle ki, ben kitabı yarım bıraktım ve bitirme gereği de duymadım. Bitiririm belki ama bu kitap ara ara açıp sayfalarına göz gezdirilecek tam okuma yapmaya gerek duymadığım bir kitap statüsünde benim için. Hap gibi yutulup şifa veren değil, ara ara atılıp iyi hissettiren bir kitap bana göre.
Sevmedim, sevemedim. Basit bir dili var ve insanı rahatsız eden bir basitlik... Kapağı çok tatlı ve minimal bir şekilde tasarlanmış, kitabın ismini okuyunca derin anlamlar taşıyor gibi düşünmüştüm ama içerik bana göre boştu. Bir hevesle okumaya başlayıp kitabı bitirdikten sonra, bana bir şey kattığını düşünmediğim bir kitaptı. Keşke herkes kitap yazmasa demiştim. İlk kez bu kadar olumsuz bir eleştiride bulundum, bunun için de üzgünüm. Çok satanlardan kitap alırken artık bir daha düşüneceğim onu öğretti bu kitap bana. Tavsiye etmiyorum, vaktinizi boşa harcamayın. Sevgiler...
Ege Soley sosyal medyada da keyifle takip ettiğim bir yazar aday adayı, iyi bir kitapsever. Sakin kitabını büyük bir keyifle okumuştum. Ancak aynı şeyleri bu kitap için söyleyemeyeceğim. Sanki pandemi döneminde kendisi fazlaca bunalmış ve iç seslerini kağıda kaleme dökmüş gibi geldi bana. Zaten bu kadar kısa aralıklarla başka türlü iki kitap çıkamaz düşüncesindeyim. Kendi motivasyonsuzluğu, okuyucuyu motive etmekte araması da çok yapmalı etmeli kitaplardan kategorisine sokmuş Yakın'ı. Bu sebeple pek üzülerek puanım düşük. Yine de kaleme kitaba saygısı olan herkese sevgiyle..
Kişisel gelişim türündeki kitapları okumayı çok fazla sevmiyorum. Bu durum birazda yazarın kullandığı dil ve anlatım şekline de bağlı. Ege Soley bu anlamda sevdiğim bir yazar. Birinci kitabı Sakin'i de çok severek okumuştum.
Bu tür kitaplarda onu öyle yapın, şöyle düşünün, hayata şöyle bakın tarzında cümleler okumak bende ters etki yaratıyor. Ege Soley'in kendi deneyimlerini, anılarını anlattığı, farklı dillerden kelimelerin anlamlarıyla okuyucuyu bilgilendirmesini seviyorum. Farklı geliyor. Okurken kendi içinize dönüyorsunuz, düşünüyorsunuz, kendinize sorular soruyorsunuz hatta bazı satırları defalarca okuyorsunuz.
İnsanı düşündürten, kendi içine dönmesini sağlayan, kendini tanıma yolunda yardımcı olan kitapları sürekli olmasa da ara ara okumayı seviyorum.
Eğer sizde şu sıralar kendi içinize dönmek istiyorsanız, kendi sesinize kulak vermeye ihtiyacınız varsa doğru adres "Yakın."
Yazarın içsel sesine kulak misafiri oldugunuz keyifli bir kitap, kimi zaman daha gündelik kimi zaman daha derin analizlerle bölümler halinde ilerliyor. Kısa ve akıcı olması ile çabuk okunuyor
Yazarın okuduğum ilk kitabı.İcerik olarak kendi dünyasını, duygularını sorguladığı bir iç hesaplaşma.Bu iç hesaplaşmayı yaparken kendisi yerine sizinle sohbet ediyormuş gibi. Kendi kendimize veya yakın bir dostumuzla yaptığımız söyleşileri bu kez bir kitap ile yapmış oluyoruz. Çok derin şeyler beklemeden iyi hissetmek için okunabilir.
Ege Soley, 1983’te İstanbul’da doğdu. İtalyan Lisesi’nin ardından İngiltere / Canterbury’deki University of Kent, Avrupa politikası, İtalyanca ve İspanyolca bölümlerinden mezun oldu. Üniversite eğitiminin ardından Paris’e gitti ve dört sene boyunca eşzamanlı olarak Pascal Mutel’in çiçek butiğinde çalışıp bir yandan da Ecole des Fleuristes de Paris’te çiçekçilik ve botanik eğitimi aldı. 2011’de İstanbul’a dönüp kendi adını taşıyan çiçek dükkânını açan Soley, 2015’te de sadece Türkiyeli kadınların ürettiği tasarım ürünlerinin satıldığı, yavaş yaşam ve yavaş tasarım anlayışlarını destekleyen Slow Public’i kurdu