Ben bu evde doğdum…
Yılın en güzel ayında, Mayıs’ta.
Her yer yemyeşildi. Dışarıda inekler, koyunlar, kuzular otluyor; tavuklar, hindiler ve horozlar birbirleriyle didişip duruyordu. Evimiz büyükçe, konak gibi tarihi bir evdi. Tamamı kerpiçten ve kalın meşe ağaçlarından yapılmıştı. Doğduğum yerden sıra sıra uzanan koca ağaçları görebiliyordum.
Yanımda annem ve anneannem vardı. Abim henüz 1 yaşında ne olup bittiğine anlam veremiyordu. Dayılarım ve dedem erkenden tarlaya çalışmaya giderlerdi. Babam ise geçim derdinden Arabistan’a çalışmaya gitmişti. İlk sesimi aylar sonra duyabilmişti.
O zamanlar her yer ne kadar da cıvıl cıvıldı… Herkes bir işin peşindeydi. Kimse boş boş oturmazdı. Bazen eve sıcacık ekmekler gelirdi. Evimizin az ötesindeki fırında hem ekmek pişirirler hem de köyde olup bitenleri tatlı tatlı konuşurlardı. Gülüşmeler eksik olmazdı.
Annem melek gibiydi. Sürekli gözlerimin içine bakar, dualar eder, yüzümü gözümü öperdi. Dayımlar da bizimleydi. Geniş bir aileydik ve herkes mutluydu.
Köyümüz o zamanlar çok kalabalıktı. Yaz aylarında yurt dışından gelen akrabalarımızla birlikte köy tam bir şenlik yerine dönerdi.
Madımak ve mantar zamanıydı. Her yer madımak dolardı. İnsanlar küçük küçük otları büyük bir sabırla tek tek toplardı. Gençler ekipler halinde mantar aramaya giderdi.
Dış kapının gıcırdamasıyla eve misafir geldiğini anlardım. Kapı sürekli açılır kapanırdı. Gelenler anneme “Geçmiş olsun” der, sonra benim yüzüme bakıp:
“Maşallah, ne kadar güzel bir oğlan,” derlerdi.
Ben güzel bir bahar ayında doğmuşum.
Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Başpınar Köyü’nde…
Aylardan Mayıs, günlerden 24’tü.
Hiç unutmam.
24 Mayıs 1981
07 Mayıs 2026 Perşembe 02:04