Taluy Kan, Kırmızı Saçlı Kadın'ı inceledi.
 Dün 12:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Not: Romanın başlık başlık ele alınmış ve detaylı bir incelemesidir.


GİRİŞ
Kırmızı Saçlı Kadın, Türk edebiyatının Nobel ödülü sahibi tek yazarı Orhan Pamuk’un 2016 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan romanıdır. Romanda İstanbul’da yaşayan bir gencin anlatım zamanından otuz yıl önce lise yıllarında yaşadığı aşk hikâyesi Oeidipus Kompleksi çerçevesinde anlatılır.

ROMANIN KİMLİĞİ
Orhan Pamuk’a ait olan ve 2016 yılında yayınlanan Kırmızı Saçlı Kadın romanı üç bölümden oluşur. İlk bölümde başkarakter Cem’in çocukluğu anlatılır. Babasının onu terk edişi, Cem’in çalışmak zorunda kalması, kuyu ustası Mahmut’un yanında Öngören’de kuyu kazımında çalışması ve bu kuyu inşaatı sırasında tanıştığı ilk aşkı Kırmızı Saçlı Kadın anlatılır.
Romanın ikinci bölümünde Cem’in yetişkinlik çağı anlatılır. Cem artık büyümüş, üniversiteden mezun olmuş ve başarılı bir jeoloji mühendisidir. Cem’in evliliği, ülke ve dünya çapındaki başarılı iş hayatı, geçmişiyle yüzleşmesi ele alınan diğer konulardır.
Romanın üçüncü bölümünde ise ilk iki bölümdeki anlatıcı, yani Cem, anlatıcılık görevini Kırmızı Saçlı Kadın’a bırakır. Kırmızı Saçlı Kadın bu bölümde olayların arka plânını, görünenin ötesindeki görünmeyeni ve sonuca gelene kadarki aşamaları anlatır.

BAKIŞ AÇISI VE ANLATICI
Kırmızı Saçlı Kadın romanı kahraman bakış açısıyla yazılır. Ben anlatıcı ya da tekil anlatıcı olarak da anılan kahraman bakış açısının anlatıcısı kahramanlardan biridir. Bu anlatıcı başkarakter olabileceği gibi başkarakterin çevresinde olan veya olmayan bir başka karakter de olabilir.
Kahraman anlatıcının bazı sınırlılıkları vardır. Öyle ki, bu anlatıcının bilme yetisi somut gerçeklerle sınırlıdır. Bir insanın sahip olduğu görme, duyma, hissetme ve yaşama yetilerine sahiptir. Her zaman kendi yaşadıkları, bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarırlar. Kahraman anlatıcı kendi dil ve üslubunu kullanarak olayları aktarır. Dolayısıyla kahraman anlatıcının söz konusu olduğu anlatılar genellikle otobiyografik özellik gösterirler.
İlk iki bölümde kahramanlardan başkarakter Cem, son bölümde ise Kırmızı Saçlı Kadın anlatıcı rolünü üstlenir. İlk iki bölümde Cem kendi hayatıyla ilgili olay ve durumları kendi bakış açısından yansıtır. Son bölümde ise aynı olaylar ve bu olayların bilinmeyen ayrıntıları bu kez de Kırmızı Saçlı Kadın tarafından anlatılır.

OLAY ÖRGÜSÜ
Kırmızı Saçlı Kadın romanını üç vaka halkasına ayırmak mümkündür. Birinci halka romanın başından Cem’in Mahmut Usta’yı kuyuda bırakmasına kadar olan kısım, ikinci halka Cem’in Mahmut Usta’yı kuyuda bırakıp eve dönmesinden Enver tarafından öldürülmesine kadar olan kısım, üçüncü ve son halka ise olayların Kırmızı Saçlı Kadın tarafından başından sonuna kadar anlatıldığı üçüncü bölümdür.

ZAMAN
Kırmızı Saçlı Kadın romanında zaman akronolijiktir. Bir başka ifadeyle olayların oluş zamanı ve anlatış zamanı aynı değildir. Roman içinde bugünde yaşayan anlatıcı otuz yıl önce yani 1985 yılında olan olayları geri dönüş tekniği kullanarak anlatır.
Romanda geri dönüş tekniğinin başkarakter tarafından kullanılması anlatıya bir anlamda anı özelliği kazandırır. Dolayısıyla da anlatıcı geçmişte yaşadığı önemli olayları anı olarak değerlendirir ve aktarır. Bu da roman içinde zamansal sıçramaların görülmesine neden olur. Kısa zaman sıçramalarının yanında romanın ikinci bölümünde daha büyük boyutlu zaman sıçraması yapılarak yirmi yıl sonrasına gidilir. Cem bu zamanda üniversiteden mezun olur, iş hayatına girer ve evlenir. Romanın üçüncü bölümünde ise Kırmızı Saçlı Kadın geri dönüş tekniğiyle bulunduğu günden otuz yıl öncesine uzanır ve olanları anlatır.

MEKÂNLAR
Romandaki çevresel mekânlar genel olarak İstanbul, özel olarak da Cem ve ailesinin Beşiktaş’taki evi, Cem’in babasının Hayat isimli eczanesi, Cem’in okuduğu Kabataş Lisesi, Cem’in tatilde çalıştığı Deniz Kitabevi, kuyu inşaatının devam ettiği Öngören, kuyunun bulunduğu fabrika, Kırmızı Saçlı Kadın ve Turgay’ın Öngören’deki evi, Cem’in iş nedeniyle seyahat ettiği İran ve Kurtuluş Lokantasıdır.
Cem ve ailesinin yaşadığı ev Beşiktaş’ın arkalarında Ihlamur Kasrı’na yakın bir mevkide küçük bir apartman dairesidir. Anlatı zamanından otuz yıl öncesine dair çevre betimlemeleri yapan anlatıcı, İstanbul’un o dönemki haline dair ayrıntılı betimlemeler yapar. O dönemin İstanbul’u anlatış zamanına göre nüfus bakımından oldukça seyrek, küçük bir şehir ve surların dışına çıkıldığında artık şehrin son yerleşim yerlerinin bulunduğu bir İstanbul’dur.
Cem ve Mahmut Usta’nın kuyu kazmak için geldikleri arazi, yüksek bir yerde, dümdüz, mısır ve buğday tarlalarının yanıbaşında çorak ve kayalık bir bölgedir. Kuyu kazılan bölgeye en yakın yerleşim yeri on beş dakika mesafedeki Öngören kasabasıdır. Öngören kasabası hayalî bir mekândır. Öngören kasabası altı bin iki yüz nüfuslu küçük bir yerleşim yeridir. Bu kasabanın geçim kaynağı asker ocağıdır. Asker ocağı olması dolayısıyla kasabada çok fazla sayıda lokanta ve otel vardır. Romanda bu ana mekânlar dışında kalan diğer mekânlara dair betimler ayrıntılı değildir.
Romandaki açık mekânlardan bir tanesi Öngören kasabasında otellerin ve işletmelerin bulunduğu İstasyon Meydanı’dır. Anlatıcı bu meydanı betimlerken bu meydanı sevdiğini söyler. Romandaki diğer bir açık mekân kuyunun bulunduğu arazidir. Kırmızı Saçlı Kadın ile tanışan ve ondan etkilenen Cem çevresini iyimser bir gözle betimler.
Romanda Cem ve Mahmut Usta’nın kuyu kazılan arazide kaldıkları çadır Cem için kapalı mekân özelliği gösterir. Cem’in lise yıllarında Mahmut Usta ile birlikte kazdığı kuyu, Cem için yıllar sonra kapalı mekân özelliği gösterir. Kırk beş yaşında olan Cem, Öngören’deki bir projesi için kasabaya geldiğinde oğlu Enver tarafından kuyuya götürülür ve Cem burada çocukluk anılarını hatırlar.

KARAKTERLER
Romanın başkarakteri ilk başta yazar olmak isteyen ancak jeoloji mühendisi olan Cem’dir. Cem Akın ve Asuman isimli iki yetişkinin lise çağındaki çocuğudur. Babasının kendisini ve annesini terk edip gitmesinin ardından maddi zorluklar nedeniyle annesi ile birlikte Gebze’ye taşınan Cem, okulun tatil olduğu zamanlarda dershane ücretini kazanabilmek için çeşitli işler yapar. Bir dönem Deniz Kitabevi’nde çalışan Cem daha sonra Mahmut Usta’nın yanında kuyucu çıraklığı yapar.
Kuyucu çıraklığı yaptığı dönemde Kırmızı Saçlı Kadın ile karşılaşan Cem kadından etkilenir. Kuyu kazımından arta kalan zamanlarında Kırmızı Saçlı Kadın’ı takip eder, onun gittiği mekânlara gider. En sonunda Kırmızı Saçlı Kadın ile tanışır ve onunla birliktelik yaşar. Kuyu kazımı sırasında Mahmut Usta’nın üzerine kova düşüren Cem, ustayı kurtaracak yardımı bulamaz ve telaşa kapılarak Mahmut Usta’yı kuyuda bırakıp kaçar. Bu olaydan sonra zamanda sıçrama meydana gelir. Cem artık üniversiteden mezun olmuş başarılı bir jeoloji mühendisidir. Ayşe ile evlenir.
Babasının eksikliğini Mahmut Usta’nın varlığıyla dolduran Cem’in en başından beridir Oeidipus’un trajedisine ilgisi vardır. Yetişkinlik döneminde de iş seyahati için gittiği İran’da Şehname’nin içinde yer alan bir hikâye olan Rüstem ile Sührab’ın hikâyesini öğrenen Cem iyiden iyiye erkek çocuğunun annesiyle birlikte olması ve babasını öldürmesi olaylarını incelemeye başlar. Ayşe ile evliliğinden çocuğu olmayan Cem, karısı ile birlikte kurdukları şirketi çocukları gibi görerek ona Sührab ismini verir. En sonunda kendi yaşadıklarının da bir çeşit Oeidipus trajedisi olduğunu öğrenen Cem Kırmızı Saçlı Kadın’dan olan oğlu Enver’le boğuşması esnasında Enver tarafından öldürülür. Böylece Oeidipus’un hikâyesinin son halkası da Cem’in başına gelir.
Romanda Cem’in babası Akın, Cem’in annesi Asuman, Kırmızı Saçlı Kadın olarak tanıtılan Gülcihan ve Mahmut Usta norm karakterlerdir.
Cem’in babası Akın, Beşiktaş’ta Hayat isimli küçük ve müşterisi az bir eczane işletmektedir. Akın siyasi olaylarla da yakından ilgilidir ve bu ilgisi nedeniyle zaman zaman ortadan kaybolan, işkence gören biridir. Ailesi, kendilerini terk ettiğinde de Akın’ın yine böyle bir durumdan ötürü ortadan kaybolduğunu düşünürler ancak gerçek sonra ortaya çıkar. Bu andan itibaren Cem’in büyütülmesini annesi Asuman üstlenir. Romanda Asuman ile ilgili çok fazla bilgi bulunmaz.
Kırmızı Saçlı Kadın, farklı ve çekici orta yaşlı bir kadındır. İbretlik Efsaneler Tiyatrosu topluluğunda oyunculuk yapan Kırmızı Saçlı Kadın, kendinden yedi yaş küçük Turgay ile birliktedir.
Mahmut Usta deneyimli bir kuyu ustasıdır. Hayri Bey’in tekstil fabrikası kuracağı arazinin üzerinde kuyu açılması işini yüklenen Mahmut Usta, Cem’i yanına çırak olarak alır.
Romanda; Hayri Bey, Turgay, Ayşe ve Enver kart karakterlerdir. Hayri Bey, zengin bir işadamıdır. Öngören’in yakınlarındaki arazide kuracağı tekstil fabrikasının su ihtiyacını karşılamak için bir kuyu kazdırmak için Mahmut Usta’yı tutar. Kuyu kazımında geçen her bir gün için Mahmut Usta’ya ödeme yapmak zorunda olan Hayri Bey suyun bulunması konusunda sabırsızdır. En sonunda da araziden su çıkmayacağına hükmederek kazıdan çekilir. Ancak Mahmut Usta vazgeçmez ve suyu bulur.
Turgay, İbretlik Efsaneler Tiyatrosu oyuncularından birisidir. Aynı zamanda da Kırmızı Saçlı Kadın’ın sevgilisidir. Kırmızı Saçlı Kadın’dan yedi yaş küçüktür.
Ayşe, Cem’in evlendiği kişidir. Fiziki özelliklerinin Kırmızı Saçlı Kadın’a benzemesi Cem için tercih nedeni olur.
Romanda fon karakterler Kalfa Macit, Akın’ın siyasi arkadaşları, Murat, Fikriye ve Cengiz’dir. Bu karakterlerin olay örgüsünde bir işlevi yoktur. Zaman zaman ortaya çıkıp fon görevi görürler.


İZLEK
Oidipus kompleksi ya da Oedipus karmaşası, Sigmund Freud’un kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fanteziler olarak tanımlanabilir. Freud bu teorisini Antik Yunan karakterlerinden Oeidipus’un trajedisine dayandırır.
Kırmızı Saçlı Kadın romanında sözkonusu kompleksin olduğu şekilde cereyan ettiği söylenemez. Öyle ki, Cem’in birlikte olduğu Kırmızı Saçlı Kadın öz annesi değil babası Akın’ın eski sevgilisidir. Dolayısıyla burada Oeidipus’un trajedisi kurguya uyarlanmıştır.
Freud’un Oeidipus karmaşasının temeline oturttuğu etkenlerden biri olan babanın çocuğa karşı konumlanışı ve sergilediği tavırlar, Kırmızı Saçlı Kadın’da da görülür. Cem’in babası Akın, önceleri siyasi nedenlerle kısa süreli ortadan kaybolsa da hayatına yeni bir kadın girmesiyle ailesini terk eder. Dolayısıyla Cem’in babasına karşı duyguları da bu olaydan hareketle gelişir. Babasına duyduğu özlemi ve ideal baba tipini kuyucu Mahmut Usta’da bulur.
Baba Akın’ın Cem ve annesini terk etmesi Cem’in algısında roman boyunca yer eder. Karşılaştığı her durum ve her olayda bu algıdan hareketle yorumlar yapar, sorular sorar.
Cem’in Kırmızı Saçlı Kadın’a babasının kendilerini terk etmesini anlatmasından sonra Kırmızı Saçlı Kadın’ın babası ile ilgili söylediği cümleler “baba” kelimesine yüklenen anlam evrenini ve özelde otorite, güç algısını yansıtır.

N. Emre Yılmaz, bir alıntı ekledi.
20 Oca 14:15

İncecik bilekleri saran beş halhal, turuncu muareli elbise, parlak omuzlar ve boyun çukurundaki ben; birkaç yıl sonra Sistina Şapeli'nin kuytu bir köşesinde karşımıza çıkacak. Michelangelo'nun eserleri, resimde de mimaride de İstanbul'a çok şey borçlu olacak. Bakışı şehir ve başkalık karşısında çok farklılaşacak; manzaralar, renkler, biçimler hayatının geri kalanında çalışmalarının içine nüfus edecek. San Pietro'nun kubbesi Ayasofya ve Bayezid Camii'nden esinlenmiştir; Medici Kütüphanesi ise Manuel'le sık sık gittiği Bayezid Kütüphanesi'nden; Medici Şapeli'ndeki heykeller, hatta II. Julius için yaptığı Musa heykeli İstanbul'da rastladığı davranış ve insanlardan izler taşır.

Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara, Mathias EnardSavaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara, Mathias Enard
Hüseyin Akgün, Beş Şehir'i inceledi.
19 Oca 12:09 · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

Kitabın dili cidden çok ağır geldi bana . Ama bu kitabı okumak zorundayım . Nasıl okumam gerekiyor okurken nelere dikkat etmeliyim ? bir fikri olan yardımcı olabilir mi .

Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
13 Oca 22:47 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Buradaki beş, bazı Avrupalıların sandığı gibi baş değil, doğrudan doğruya sayı olan beştir. Balık ise Türkçe şehir anlamına gelir. Bizim balık dediğimiz hayvana ise Uygurlar 'bıylık' derler.

Çölde Dor, Mehmet Levent Kaya (Sayfa 8 - Kutupyıldızı)Çölde Dor, Mehmet Levent Kaya (Sayfa 8 - Kutupyıldızı)
Salak Oğlan, bir alıntı ekledi.
13 Oca 03:48 · Kitabı okudu · İnceledi · 4/10 puan

Turist muamelesi görmekten nefret ederim. Hem bir şehir, on beş yıl içinde ne kadar değişmiş olabilir? Madem iddia ettiği kadar gelişme var, neden ısrarla yedi yüzyıl önce yapılmış bir kiliseyi ziyarete gidiyor insanlar?

Otuz Bir, Can Çeker (Sayfa 11 - Önce Kitap - 2012 (e-pub))Otuz Bir, Can Çeker (Sayfa 11 - Önce Kitap - 2012 (e-pub))

Konfüçyüs'e Göre 5 Ağır Suç

Konfüçyüs, Hükümdar'ın isteği üzerine bir süre için şehrin yönetiminde olmayı kabul etti.
Yedi gün izledi. Yedinci gün yüksek memur Sao-Ceng'i idam ettirdi, cesedin üç gün açıkta
kalmasını emretti.
Öğrencileri çok şaşırdılar, yanına gittiler ve sordular:
"Sao-Ceng bu şehirde hatırlı ve kuvvetli bir adamdı. Şimdi şehrin yönetimini aldıktan sonra ilk işiniz onu astırmak oldu.Bu yaptığınız dogru mudur? Bildigimiz kadarıyla bu adam haydutluk,
hırsızlık yapmamıştı..."
Konfüçyus
"Yaptığımın nedenlerini size açıklayayım" dedi ve anlattı:
"Dünyada beş ağır suç vardır. Haydutluk ve hırsızlık Bunların arasında değildir, daha sonra gelirler. Bu beş suç şunlardır:
Birincisi uyumsuz ve asi bir tabiatla birlikte gözüpeklik;
İkincisi aşağılık bir hayat tarzıyla birlikte inatçılık;
Üçüncüsü çenesinin kuvvetli olmasıyla birlikte yalancılık;
Dördüncüsü herkesin ayıbını, kusurunu aklında tutmakla birlikte
herkesle dost geçinmek;
Beşincisi hak ve adalet duygusu olmamakla birlikte yaptığı haksızlıkları
süslü ve parlak gerekçeler arkasına gizlemek...
Sao-Ceng'de bunların beşi de vardı. Nereye gitse taraftar topluyor,
Hizipler yaratabiliyordu; aldatıcı fikirlerini parlak konuşmalarının
arkasına gizleyebiliyordu; Zulmüyle adaleti tersine çevirebiliyordu.
Aşağılıklar birleştiği zaman ortaya çok güçlü bir kötülük çıkar.Ben de şehir halkı için tasalanmak yerine bu adamı idam ettirmeyi tercih ettim..."

Beyza, bir alıntı ekledi.
12 Oca 12:54 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ben Aziz Mahmud Hüdayi Efendiyi, Sultanahmet Cami'inin temelleri arasında tahayyül ediyorum. Zaman zaman benim için oradan çıkar ve hiçbir hikmetin teselli
edemeyeceği bir hüzünle o çok sevdiğim beytini tekrarlar: "Günler gelip geçmekteler, Kuşlar gibi uçmaktalar."

Beş Şehir, Ahmet Hamdi TanpınarBeş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar
Beyza, bir alıntı ekledi.
12 Oca 12:39 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İstanbul, Yahya Kemal'in: "Baktım, konuşurken daha bir kerre güzeldin" mısrası ile övdüğü güzele benzer.

Beş Şehir, Ahmet Hamdi TanpınarBeş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar
Beyza, bir alıntı ekledi.
11 Oca 23:07 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Evliya Çelebi, Bursa çeşmelerinden uzun uzadıya bahsettikten sonra sözü "Velhasıl Bursa sudan ibarettir." diyerek bitirir. Canım Evliya! Sade bu iki cümlen için benim hafızamda adın Bursa ile birleşiyor.

Beş Şehir, Ahmet Hamdi TanpınarBeş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar