Reformist kent ütopyaları yaşama geçirilmeye çalışılırken, diğer yandan
mevcut kentin kamusal alanlarının görkemli yapılarla
ve yeni bir kent planlama ve tasarım anlayışıyla güzelleştirilmesine
çalışıldı.
Sanayi devriminin yol açtığı büyük nüfus hareketleri
ile kent-kır ilişkisinin yeniden tanımlanmasında ve bunlara
bağlı olarak oluşan yeni yerleşme kademelenmesinde aranmalıdır.
Mekânsal planlama ya da daha dar kapsamlı olarak
kent planlama fikri ve uygulaması tarım devrimi ile yerleşik
yaşama geçilen ve ilk kentsel yerleşmelerin oluşmaya
başladığı neolitik çağa dek gider. Ancak, bugün anladığımız
anlamda planlamayı, salt mekânsal düzeyde, mimari
öğelerin birbirleriyle ilişkilerinin estetik bir düzenlemesi
ile sınırlı görmeyen ve daha karmaşık ve girift toplumsal
ilişkiler ağının bir ifadesi ve etkileyicisi olarak karşılıklı
ilişkisellik içinde ele alan yaklaşımın geçmişi, sanayi devrimini
izleyen dönemle başlar.
Özellikle kent yoksullarının
yaşadığı sağlıksız alanların dönüşümünün sağlanması,
yine bu evrede plancıların üzerinde titizlikle durmaları
gereken planlama sorunları arasına girecektir. Bu tür dönüşüm
projelerinde buralarda yaşayan kent yoksullarının
sosyal ve ekonomik koşullarını iyileştirmeye yönelik projelere
de özel bir önem ve öncelik verilmesi gerekecektir.
Plancıların yukarıda aktarılanlara bağlı olarak, kent merkezlerinin
ve yoğun yapılaşma alanlarında sağlıklaştırma
çalışmaları yapılması, yeni açık alanların oluşturulması,
gerilemekte olan köhneleşmiş sanayi birimleri ve alanlarının
yeni bir anlayış içinde farklı kullanımlara tahsis edilmesi,
çöplük alanlarının ıslah edilmesi, çevre değerlerinin
yükseltilmesi, vb. çok sayıda sorunla da uğraşması ve çözüm
önerileri geliştirmesi gerekecektir (Levy,1997:3).
Amaç, yeni yerleşme alanlarında yaşayacak halkın
ticaret, eğitim, kültür, rekreasyon ve diğer arazi kullanımlarına
kolaylıkla ulaşabilecekleri bir kentsel doku oluşturmaktır.
Kuşkusuz, bu alanlarda erişim olanaklarının
uygun koşul ve araçlarla yapılabilmesi için dolaşım konusu
üzerinde titizlikle durulması gerekecektir. Trafik akışının
tıkanıklıklara fırsat vermeyecek biçimde tasarlanabilmesi
için, trafik yaratan arazi kullanımlarının uygun biçimde
konumlanmasının yanı sıra hızlı trafik akışının diğerlerinden
ayrılması gerekecektir. Ayrıca, özelikle yerleşme
alanlarında güvenli trafik akışını sağlayacak önlemlere
ek olarak, gelişmiş bir yaya ve bisiklet yolu sistemleri
tasarlanmalıdır. Bununla beraber, plancılardan, yeni yerleşme
alanlarındaki başta eğitim, kültür ve sağlık kuruluşları
olmak üzere kamusal kullanımların yer seçiminde duyarlı
olmaları ve kentlilerin bu kullanımlara en kolay, güvenli
ve hızlı biçimde ulaşmalarını sağlayacak düzenlemeler
önermeleri beklenmektedir. Yeşil alanlar, ticaret, sanayi
vb. kullanımlar için de özel tasarım ilkeleri gözetilmelidir.
Özetle, plancılardan, yeni yerleşme alanlarında modern
yaşamın gerektirdiği tüm karmaşık ilişkiler ağının, mevcut
yerleşmede yaşanan sorunları olabildiğince çözmeye yönelik
olarak yeni önlemlerin geliştirildiği bir planlama yaklaşımı
geliştirmesi beklenmektedir.