• Sıradan kişi en sıradışı kisidir . Çünkü her şeyi olduğu gibidir . Bu da Zen'dir . Zen sessizligin sesidir . Ritmik yaşam sıradan yaşamdır . Estetizm doğallıktadır , sıradanlıkta , olduğu gibi olmaktadır . Bu kitap bu minvaller üzere dolu hikayelerle mürekkeplenmiş . Böyle bir kitap neden yok diye düsündügüm bir dönemde böyle bir kitap basıldı . Ne çok sevinmiştim .

    Kendini bilmek ruhunu bilmektir
     Ruhunu bilmeye başlarsan yolunu çizersin . Tesir altında yaşamaktan kurtulursun . İnsanlar sana konuşur ama son sözü sen belirlersin çünkü her şey sendedir . Bilgi değil bilgeliktedir aydınlık . Buddha ,  arkadaşı Govinda gibi bilginin peşinde koşmadı , bir ağacın altında oturdu da aydınlandı .
    Kendini bil . İste buna dair sana bir hikaye ;

    Zen ustası Bankei'nin konuşmaları sadece Zen öğrencilerinin değil her seviyeden ve gruptan insanın ilgisini çekermiş. Sutralardan veya dini konuşmalardan çok, kalbinden geldiği gibi konuşurmuş. Günün birinde herkesin Bankei'nin konuşmalarına gidip kendi vaazlarına gelmemesine kızan bir Nichiren papazı üstadın yanına gidip söylenmiş:
    "hey, zen üstadı!" demiş. "Sana saygı duyan herkes dediklerini dinleyip, baş eğiyor. Fakat benim sana ve senin düşüncelerine saygım yok. Beni de herkes gibi senin dediklerini uygulamaya zorlayabilir misin?"
    "yanıma gel, sana göstereyim." demiş Bankei.
    gururlu papaz kalabalığı yarıp Bankei'ye doğru ilerlemiş.
    Bankei gülümsemiş. "Gel, sol tarafıma otur."
    papaz Bankei'nin soluna gelmiş.
    "hayır hayır." demiş Bankei. "sanırım sağ tarafıma gelsen daha iyi anlaşıp konuşabiliriz."
    papaz gururla Bankei'nin sağına geçmiş.
    "bak." demiş Bankei. "sen de dediklerimi uyguluyorsun ve sanırım kötü bir insan da değilsin. Şimdi otur ve dinle."


    Anı yaşa yoksa hayatın elinden kayıyor . Bunu idrak et . İşte buna yönelik bir hikaye daha ;

    'Buddha sutralarından birinde şu hikayeyi anlatırmış. "Adamın biri bir tarlada yürürken kaplanın biri takılmış peşine. Can havliyle kaçarken bir uçuruma rastlamış ve uçurumun kenarından sarkan bir ağaç köküne tutunup kendini aşağı sarkıtmış. kaplan yukarda kendisini beklerken bizim adam uçurumun aşağısında kendine bakan ikinci bir kaplanı farketmiş. can havliyle ağaç köküne sıkıca sarılmış. o sırada biri beyaz biri siyah iki fare gelip ağaç kökünü kemirmeye başlamışlar. bunu seyrederken ağaç kökünün yanında iki tane çilek farketmiş. bir eliyle kökü tutarken diğer eliyle çileğe uzanmış ve koparıp yemeye başlamış. ne kadar lezzetli gelmiştir o çilek ona." (Zaten ölecek neden o çileğin tadını almayalım  ?)


    Burnu havada kişilik için de bir hikaye var ;

    Öğrenci ustasına sorar:
    "Ego nedir?"
    Usta o an çok öfkelenip , yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp,
    "bu ne kadar aptalca bir soru. Bunu sadece bir aptal sorabilir." der.

    Öğrenci allak bullak olur , öfkeden kıpkırmızı kesilmiştir.
    Usta gülümser ve şöyle der:
    "işte ego budur!"


    İlgilisine çok şey anlatan bir hazine bu ...
  • Boşluğu dolduran boşluk

    İçinin cümle mesaisini hariçtekinin kusûr-u küsûrunu didiklemeye ayıran kişi, kendinde vehmettiğin o sonsuz kemâlin keyfini ne vakit süreceksin?
    Yan bakanın düz gördüğü nerede görülmüş?
    Birinde bir iyilik gördüğünde belki bunun hayrına senin üstünden bir kötülük düşer. Birinde bir kötülük gördüğünde peki, ne ola bundan kazancın senin?
    Suyun membaındaki neyse, çeşmeden de o akar.
    Bu zamanda “ayar vermek” lafı neden bu kadar dillere pelesenk oldu? Çünkü ayarlar çok kötü kaçtı; herkes aslında kendi hâl-i pür melâlini biliyor!
    Ne buyurur Alvarlı Efe (ks) hazretleri, hele bir kulak verelim: “Hasislikden elin çek, sen cömerd ol kân-ı ihsan ol/ Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol/ Hakîr ol âlem-i zâhirde, sen mânâda sultan ol/ Karıncanın dahi halin gözet, dehre Süleyman ol!”
    İncitmeyi zevk edinenlerin adam yerine konduğu yerde, incinmeyi göze alıp lisanına gem vurana aşk olsun!
    “Aşk nedir?” diye sordu delikanlı. “Cevaba tek kelime bırakmayan sorudur” dedi beyaz saçlı adam.
    Kendinden o kadar taşıyordu ki, bir gezegende tek başına yaşıyor olsaydı da aşık olacak bir şey bulurdu.
    Şimdi biz giderilemez bir hamlık ve azaltılamaz bir nâdanlıkla yeryüzünde aşık olacak birini arıyoruz. Oysa bulanlar, erenlerin söylediği gibi 'aşk'ı arayanlardı.
    “Aşk odu evvel düşer ma'şuka andan âşıka/ Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi” buyurmuş Sunullah Gaybî (ks) hazretleri, dikkat isterim. Hadi hem anlamayıp hem de zahmetten kaçmaya meyyal olanlar için günün diline de çevireyim acizâne: “Aşk ateşi sevilenin gönlüne sevenden önce düşer/ Muma bir bak, kendi yanmadan yandırdı mı hiç pervaneyi?”
    İronik olan ne, biliyor musunuz? Eskilerin aşk için yanmaya koşana verdikleri ismi, biz sıcakta bizi serinletsin diye icat ettiğimiz zımbırtıya vermişiz! Zararı da herhalde sadece boyun tutulmasından ibaret değil!
    Kendimizle aramızı o kadar bozmuşuz ki, sanki biz ne tarafa geçsek doğru hep öbür tarafta kalıyor.
    “Bu işin doğrusu ne?” diye sordu kalabalığın içinden biri. “Bu ne kadar eski bir soru?” diye kendi kendine mırıldandı bir süre o koca kalabalık.
    Cebindeki bütün parayı bilmemne derisinden mâmûl havalı bir cüzdana verip, sonra o cüzdanın içine koyacak hiç parası kalmayan bir şaşkın gibi değiliz de neyiz?
    “Bugün zât-ı âlînizi fevkâlâde güzel gördüm” dedi biri. “Bugün zât-ı âlîniz ne güzel gördünüz” dedi diğeri. Kim bilir hangi âsûde vakti gösteriyordu saat...
    İki gözünü açıp da dünyaya bir kere nazar etmediği halde, güzelin ne olduğunu nice gözü açıktan iyi bilen insanlar da var.
    “Sıfırla sıfırı toplayıp duruyorsun a gafil” dedi meczup, “hesabı bilene bırak!”
    Gökhan Özcan
  • 25
    "Sonrası yok ama sonu var." dedi adam.
    İyi günlerinde kötü günlerinde...
    Bir hışımla, aldırdığı makası parmak arasına alıp ayna karşısına geçti kahkaha atarak.
    "Saçlarım." dedi.
    Yüzünde ki yağmur havasını geçte olsa farketti adam.
    Kadın boynuna urgan gibi doladığı beyaz kulaklıklarını işaret ederek,
    "Sezen Aksu."dedi.
    Mavi gözleri gün batımına dönmüştü şimşek kadar gürültülüyken hıçkırıkları.
    "Ben senin hayatından gittim oğlum." dedi ağladı,
    "Ben sen sen diye bittim oğlum." dedi ağladı,
    "Ben seni yudum yudum içtim oğlum." dedi ağladı,
    "Alırım başımı giderim efeler gibi hey." dedi sustu.

    Kadın kurbandı, kadın cinayetti, kadın ölümdü.
  • "Bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bunlar çirkin ama hayatın gerçeği. "
  • Uzaktan seviyorum seni! Kokunu alamadan, Boynuna sarılamadan. Yüzüne dokunamadan. Sadece seviyorum! Öyle uzaktan seviyorum seni! Elini tutmadan. Yüreğine dokunmadan. Gözlerine dalıp dalıp gitmeden. Şu üç günlük sevdalara inat. Serserice değil adam gibi seviyorum seni. Öyle uzaktan seviyorum seni! Kırmadan, Dökmeden, Parçalamadan, Üzmeden, Ağlatmadan uzaktan seviyorum seni. Öyle uzaktan seviyorum seni; Sana söylemek istediğim her kelimeyi, Dilimde parçalayarak seviyorum. Damla damla dökülürken kelimelerim, Masum beyaz bir kağıtta seviyorum. Cemal SÜREYA
  • Uzaktan seviyorum seni.
    Kokunu alamadan,
    Boynuna sarılamadan,
    Yüzüne dokunamadan,
    Sadece seviyorum...

    Öyle uzaktan seviyorum seni.
    Elini tutmadan,
    Yüreğine dokunmadan,
    Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden,
    Şu üç günlük sevdalara inat,
    Serserice değil adam gibi seviyorum...

    Öyle uzaktan seviyorum seni.
    Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden,
    En çılgın kahkahalarına ortak olmadan,
    En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan,
    Öyle,
    Öyle uzaktan seviyorum,
    Kırmadan, dökmeden, parçalamadan, üzmeden, ağlatmadan,
    Uzaktan seviyorum.

    Sana söylemek istediğim her kelimeyi dilimde parçalayarak seviyorum.
    Damla damla dökülürken kelimelerim,
    Masum, beyaz bir kağıtta seviyorum...

    Cemal Süreya.
  • Beyaz haberlerim var kardeşlerim
    -Gölgesiz meydanlara
    aklı yağmalayanlar arasından
    yayılırsa karanlık fısıltılar
    Ya da güzel dışlı yapay çiçekleri
    Muhtemel bir genç kızın
    Başına atılırsa

    Aristo(Zarif Adam)
    Cahit Zarifoğlu
    Sayfa 10 - Beyan Yayinevi