Yavrum! Dünyada kalmak zamanı pek azdır. Bu kısa zamanın çoğu da boş yere geçmiş bulunuyor. Pek azı kalmıştır. Ahiret zamanı ise sonsuzdur. Orada başa gelecek şeyler, bu birkaç günlük işlere bağlıdır. Bundan sonra ya sonsuz nimetler, zevkler veya bitmez tükenmez azaplar, acılar vardır…
Aklı olan kimsenin durmadan çalışması lazımdır. Yavrum! Ömrün en kıymetli zamanları, boş yere geçti. Allahü teâlânın düşmanı olan nefsin isteklerini yapmakla tükendi. Şimdi, ömrün en kıymetsiz, başarısız zamanı kaldı. Artık bununla da Allahü teâlânın beğendiği işleri yapmaz, kuvvetli zamanda elden kaçırılanı, kuvvetsiz, kıymetsiz zamanda yakalayamaz isek ve az bir emekle ve kısa bir sıkıntı ile sonsuz rahat ve nimetle kavuşmaz isek ve sayısız çirkin işlerimizi, az bir iyi işle örtmez isek, yarın kıyamet gününde, Allahü teâlânın huzuruna ne yüzle çıkabiliriz? Oraya ne özr ve bahâne götürebiliriz? Bu gaflet uykusu ne vakte kadar sürecek? Gaflet pamuğu kulaklarda ne kadar kalacak? Bir gün gözlerden perdeyi kaldıracaklar. Kulaklardan gaflet pamuğunu çıkaracaklar. Fakat faidesi olmayacak. O zaman pişmanlıktan, utanmaktan başka yapılacak şey olmayacak. Ölüm gelmeden önce, yapacak işi bilmeli. Yüzü ak olarak, Allahü teâlâyı özleyerek can vermelidir...
Bir akşam evde otururken WhatsApp ekranımda bir mesaj belirdi. Baktım, bir gruba alınmışım.
Ekran birden şenlendi. Bayramda aynı evde buluşan aile üyeleri gibi herkes muhabbet etmeye başladı. Grup bilgilerine baktım. Çoğunu tanıyordum.
İstenmeden gruplara alınmayı pek sevmediğim için bu durum pek hoşuma gitmedi. Ama ayıp olmasın diye de hemen çıkmadım. Biraz takılır, sonra bir mazeret uydurup çıkarım diye düşündüm ve bir yıllığına grubu sessize aldım. Hiç ilgi göstermiyor demesinler diye de birkaç emoji ve cuma tebrikiyle ortama girdim.
İlk başlarda muhabbet iyi gidiyordu. Akşamları beş on dakika giriyor, yazılanlara hızlıca bir göz atıyor, birkaç kelimelik yorumlarla olayı geçiştiriyordum.
Ama bir zaman sonra yazılanlar hızlıca göz atılamayacak kadar çoğaldı. Artık grubu takip edebilmek için, günlük düzenli okuma yapmam gerekiyordu. Ben de ilaç bırakır gibi gruba yazma dozunu kademeli olarak azaltmaya başladım.
Bu pasif direniş bir süre sonra grup üyelerinin sinirini bozmaya başladı. Gruba niçin hiç yazmadığımı soranlar oldu.
Yoğunluktan dem vurdum, WhatsApp’la aramın pek iyi olmadığını söyledim. Ama hiç ikna olmadılar.
Savunmalarım dikkate alınmayınca da yazmayı tamamen bıraktım. Tek kaşımı kaldırıp düşündüm, yanaklarım kızararak gülümsedim, ağzımı yuvarlak yapıp hayret ettim, el salladım, zafer işareti yaptım.
Emoji tabanlı garip iletişimim artık can çekişmeye başlamıştı. Bir ara bu grubu unutmayı denedim. Ama sessiz de olsa, gruptaki yaklaşık 30 kişinin paylaşımlarının gürültüsünü, yapılan şakaların kahkahalarını cebimde hissedebiliyordum.
Gülünmemiş espriler, seyredilmemiş videolar ve ibret alınmamış özlü sözler grupta biriktikçe, benim de içimde stres birikiyordu. Kendimi kalabalık bir ortamda kimseyle konuşmadan oturan gıcık birisi gibi hissetmeye
(Allahümme erinelhakka hakkan verzuknâ ittibâ’a-hu ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehu bi-hurmeti Seyyidil-beşer “aleyhi ve alâ âlihi ve eshâbihi minessalavâti efdelühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ”). Yâni, (Yâ Rabbi! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasib et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasîb et! İnsanların en üstünü hürmetine bu duâmızı kabûl buyur!).
Bir gün insanların en iyisi “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyni öptüler. Onlarla sevinçli ve güler yüzlü vakt geçirdiler. Orada bulunanlardan birisi, (Yâ Resûlallah! Onbir oğlum var. Şimdiye kadar hiçbirisini öpmedim) dedi. Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” buyurdu ki, (Bu merhamettir. Kullarından dilediğine ihsân eder).