İnsanın oğlu kendinden kopmuş bir parçadır, derler. Bir şahindir oğul: Canı istedi uçup geldi yanımıza, canı istedi, uçup gitti... Seninle ben bir ağaç kavuğunda iki mantar gibiyiz, diz dize otururuz, bir yere gidemeyiz. Yalnızca ben kalacağım senin yanında daima... sen de benim yanımda...
Vay! Aferin bir karınca yarı ölü bir sineği götürüyor. Götür birader, götür! Sana karşı koymaya çabaladığına aldırma... Doğanın sana verdiği, acıma duygusundan yoksun hayvan olma özelliğinden yararlan; sizler bizim gibi yıkılmış değilsiniz birader!
Şöyle düşünüyorum: Bak, şu saman yığınının yanında uzanmış yatıyorum... İşgal ettiğim yer öylesine küçücük, evrende bulunmadığım ve umrunda bile olmadığım alanın yanında öylesine ufacık, yok sayılacak kadar küçük ki... Oysa bu atomun, bu matematiksel noktanın içinde kan dolaşıyor, bir beyin çalışıyor, bir takım istekleri var... Ne kepazelik! Ne saçmalık!