- Peki, ben de sana bir soru sorayım. Koala, koalaya ne demiş?
- Ne demiş?
- Ben kaçayım da sen koala!
- Ece ama senin şakan gerçekten çok soğuk. Sayende Puding Mahallemize kış geldi.
Puding Mahallesi ismini duyduğumda beni sadece şekerleme tadında bir çocuk kitabı bekliyor sanmıştım ama Ece’nin bu masalsı dünyadaki yolculuğuna eşlik ettikçe beklediğimden çok daha derin bir hikaye ile karşılaştım. Dışarıdan bakınca her şey toz pembe görünse de, Ece’nin karşılaştığı zorluklar karşısındaki o güçlü duruşu aslında hepimize, hayatın bazen engebeli yollarını aşmak için içimizdeki cesareti keşfetmemiz gerektiğini hatırlatıyor. "Mete'nin Tuhaf Hikâyesi" kitabı ile keşfettiğim yazar Emre Aktürk’ün bir öğretmen olmasının getirdiği o gözlem yeteneği her satırda kendini belli ederken, çocukların korkularını ve hayallerini öylesine yakından tanımış olması her cümleyi adeta bir rehber niteliğine büründürüyor. Pedagojik hassasiyeti edebi bir zevkle birleştiren bu naif anlatımdan gerçekten etkilenmiş biri olarak, hem çocukların hem de yetişkinlerin kalbine dokunan bu güzel eserin devamını ve yazarın yeni maceralarını heyecanla bekliyor, "Ece'nin Puding Mahallesi" kitabını kesinlikle okumanızı ve çocuklarınıza okutmanızı tavsiye ediyorum. Bu eserin, modern çocuk edebiyatına yepyeni bir soluk getirdiği aşikâr...
Behiç Ak’ın "Gülümseten Öyküler" serisinin en sevilen kitaplarından biri olan Alaaddin’in Geveze Su Boruları, modern şehir hayatının getirdiği yalnızlaşmaya ve iletişimsizliğe karşı, absürt ve neşeli bir başkaldırıdır. Tesisatçı Alaaddin Bey’in onardığı su borularının aniden dile gelip apartman sakinlerinin en gizli sırlarını, hayallerini ve birbirleri hakkındaki düşüncelerini tüm binaya fısıldamaya başlamasıyla gelişen olaylar; mahalle kültürünün o eski, iç içe geçmiş samimiyetini trajikomik bir dille sorgular. Kitap, insanların birbirinin yüzüne söyleyemediği gerçeklerin borular aracılığıyla yankılanması üzerinden, dürüstlüğün ve bir arada yaşama sanatının aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlatır. Behiç Ak, her zamanki zarif mizahıyla, teknoloji ve betonlar arasına sıkışmış insanın aslında en çok gerçek bir sohbete ve duyulmaya ihtiyaç duyduğunu bizlere hatırlatır.
Behiç Ak’ın kaleme aldığı Güneşi Bile Tamir Eden Adam, modern tüketim toplumunun bozulunca at felsefesine karşı, onarmanın ve anıların değerini savunan sıcacık bir mahalle hikâyesidir. Eskici Kadir Bey’in, sadece eşyaları değil, o eşyaların içine sinmiş yaşanmışlıkları da sabırla tamir etmesi; aslında kopan toplumsal bağları ve yitirilen samimiyeti yeniden kurma çabasını simgeler. Her şeyin hızla eskitildiği ve yenisiyle değiştirildiği bir dünyada, bir radyonun sesini ya da bir sandalyenin ayağını onarmanın aslında hayata tutunmak olduğunu naif bir dille anlatır. Kitap, çocuklara sürdürülebilirlik ve tutumluluk gibi kavramları didaktik olmadan aşılarken, yetişkinlere de eşyaların bir ruhu olduğunu ve onlara gösterilen özenin aslında kendimize gösterdiğimiz özene eşdeğer olduğunu fısıldar.