İşte ayrılık saati geldi. Bir akşamüzeri gittin bir daha gelmemek üzere.. Ellerimi aldın, dudaklarına götürdün; hala sızlıyor gözyaşlarının değdiği yerler. Oysa hiç istemiyordum gitmeni, hep benimle kalacağına öylesine inanmıştım ki! Geçici ayrılıklarına ne kadar uzun olsa katlanıyordum. Çünkü yine sana kavuşmak ümidi vardı içimde. Şimdi bomboşum, her şey anlamını yitirdi gözlerimde. Biliyorum, artık hiç gelmeyeceksin. Seni beklediğim öğle sonları bir gece yarısının zifir karanlığına gömülecek. Koridorlar boşuna bekleyecek ayak sesini. Daha düne kadar “yaşamak” diyordum, “senin için yaşamak..” Nasıl, nasıl inanıyordum sana bilemezsin. Beni yaşama gücünün en yüksek noktasına çıkarmıştın. Yalansız bir sevgiydi verdiğin. Öyle güzeldi ki! Beni durmadan sevmeni istiyordum. Belki yine seveceksin, daha çok seveceksin. Fakat ben çıkardığın noktanın çok uzağındayım şimdi. Boşluğa bırakılmış bir cisim gibi sıfıra doğru yaklaşıyorum. Yere çarpıp parçalandığım anda; anlayacaksın verdiğin acının dayanılmazlığını. Araladığın varlıkla yokluk arasındaki o perdeden muhteşem bir son seyredeceksin. Yaşamasız ve ölümsüz bir son olacak bu!
Gitme diyemedim sana, demeyeceğim de.. Beni sevmek hakkını tanıdığım ilk insana “gitme” diyemem, anlıyor musun? Çünkü kalacağına inanıyordum, dedim ya sana inanıyordum. Ayrılığı gerektiren sebeplerin tartışması yapılamaz bence. Sevmek istemektir. İstemekse kalmaktır bir bakıma. Sevsen isterdin beni, istesen kalırdın, hiç gitmezdin. Her çaresizliğe karşı durabilirdim seninle, her şeye meydan okuyabilirdim. Sevgin gücümdü, sevgimin acın olduğu kadar. Seninle paylaşmak vardı kederleri, hazları bölüşmek vardı. Seninle yaşamak vardı kıyasıya ve sevişmek vardı doludizgin. Hepsi bir anda yok oldu görüyor musun? Kestiğin yerden kan akmayacak mı sanmıştın yoksa?