Ayrılık kelimesi canımı acıtıyor. Hakikat de canımı acıtıyor, var olmak da. Canım çok acıyor. Can, içinde bir yerlerde derin bir yarayla yaratıldı çünkü. Kim dokunursa acıması da bu yüzden. En çok sen dokununca acıyor. Ellerin çocuk elleri kadar masum, ellerin bir yüzük şenliği, ellerin, ellerin. En çok sen dokununca acıyor canım.
...
Sana bir şeyler anlatmak için bütün bunlar. Dilime dolanan, dilimi kesen, ağzımı kanla dolduran, gömleğimi kızıla boyayan. İçinde ayrılık olan bir lafı değiştirmek ne kadar zor Allah’ım! Allah’ım bana yeni kelimeler, bana bir parça uyku, bana bir parça cesaret, bir parça senin ruhundan. Allah’ım bana ruhundan üfle. Allah’ım bana da bir inşirah.
Zaman geçiyor ve yaşlanmak, her geçen gün daha çok kelimenin canını acıtması demek. Sana ne anlatmaya kalksam gözlerimde yaşlar birikiyor bu yüzden. Eski fotoğraflarıma bak; eski fotoğraflara, daha cesur zamanlara, canımın daha az yandığı zamanlara. ‘Bu sen misin?’ diye soruyor bazıları. Değilim. Anlatması uzun mesele. O ben değilim. Yaşlılık deyip geçiyorum soranlara.
Tarık Tufan