Biçare

Biçare
@bicare
Yazabilseydim bile gözlerinin güzelliğini Ve saysaydım dizelerimde bütün zarifliklerini Gelecek kuşaklar derdi "Bu şair yalan söylemekte, Böylesine ilahi dokunuşlar asla değmedi yeryüzüne"
25 Mayıs
24 okur puanı
Kasım 2017 tarihinde katıldı
Yaşım yirmi altı. Sana kırk senedir aşığım. Hayat kadar berrak, ölüm kadar karmaşığım. Yüreğim kirli bir gökyüzü, sense dolunay... Ruhunu esir alan sarmaşığım! Titreşirken kalplerimiz Ankara soğuğunda nice umut yeşerir gecenin soluğunda. Biz o bankta oturmuşuz Kalu Bela'dan beri. Kaç bahar görmüşüz kim bilir kaç zemheri... İlk kez ayın halesine sırnaşığım; yaşım yirmi altı. Sana kırk senedir aşığım. Şimdi başka gökyüzü. Yüz, göğü gözlüyor; gök, yüzü... Hazırlan Mahbube; çünkü hazır yeryüzü! Şu yollar, şu kaldırım, şu kedi... Kuşlar bile 'hazırız' dedi. Bu saatler artık tehlikesiz, Mahbube uyan!
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta, karada ve denizde, Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar. Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım
Aklım nerde bilmiyorum bana yardımcı olsana Beni düşünmelerini nasıl da seviyorum Gülsene arada bana sıcaklığını alayım Odalar mı çok küçük ben mi çok büyüdüm Duymayınca sesini bir yere sığamıyorum Ruhum doğum sancısında kanatlandı kanatlanacak Kanatlansa ne olacak yanına varamıyorum Tutup elimden kurtarsan ellerin nasıl da güzel Sigaramı tutuyorum elini tutamıyorum Ben seni seviyorum tüm kızmalarına inat Tüm dünyaya söylüyorum sana söyleyemiyorum.. Bir duble rakı koy bana ben saçlarınla oynayayım Meze falan istemem sadece konuş benimle Ne anlatırsan anlat yeter ki eksilmesin Kulaklarımdan sesin bak her şeyim buna bağlı Ne hükmü var mesafenin, iste sen ben hallederim İste sen masallardaki ejderhaları bile döverim Bir kendime yetmez gücüm başka her şeye yeter Sen iste gerekirse kendimden de vazgeçerim İnsanlar ne tuhaf hepsinde ayrı kaygı Umrunda değiliz kimsenin allah aşkına gör artık Bir sen varsın işte bir ben bir de senin gülüşün Gülüşün diyorum gülüm, bak tam burda ağlıyorum Valla bak ağlıyorum senin haberin bile yok
Şehrime gel sevgili. Yarın çık gel. Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel. Gel ki, bu şehir adımlarınla anlamlansın. Gel ki, bu şehir nefretim olmaktan çıksın. Gel ki, nefes alayım. Gel. Nazım Hikmet
Ayrılık kelimesi canımı acıtıyor. Hakikat de canımı acıtıyor, var olmak da. Canım çok acıyor. Can, içinde bir yerlerde derin bir yarayla yaratıldı çünkü. Kim dokunursa acıması da bu yüzden. En çok sen dokununca acıyor. Ellerin çocuk elleri kadar masum, ellerin bir yüzük şenliği, ellerin, ellerin. En çok sen dokununca acıyor canım. ... Sana bir şeyler anlatmak için bütün bunlar. Dilime dolanan, dilimi kesen, ağzımı kanla dolduran, gömleğimi kızıla boyayan. İçinde ayrılık olan bir lafı değiştirmek ne kadar zor Allah’ım! Allah’ım bana yeni kelimeler, bana bir parça uyku, bana bir parça cesaret, bir parça senin ruhundan. Allah’ım bana ruhundan üfle. Allah’ım bana da bir inşirah. Zaman geçiyor ve yaşlanmak, her geçen gün daha çok kelimenin canını acıtması demek. Sana ne anlatmaya kalksam gözlerimde yaşlar birikiyor bu yüzden. Eski fotoğraflarıma bak; eski fotoğraflara, daha cesur zamanlara, canımın daha az yandığı zamanlara. ‘Bu sen misin?’ diye soruyor bazıları. Değilim. Anlatması uzun mesele. O ben değilim. Yaşlılık deyip geçiyorum soranlara. Tarık Tufan