Yalan söylemek, gizlenmek, şikâyet etmek ve kendi sorumluluklarından kaçmaya yeltenmek ruhsal yozlaşmadır, ahlaksızlığa ve parçalanmaya maruz kalmış, hayatının amacını unutmuş bir insanın taşıdığı silinmez işaretleridir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiç kimse kimseden üstün değildir! Başkalarına hükmetmek fikri, bir yanılsamadır...Köhnemiş olan çatışmacı, yağmacı, kaybetmeye mahkûm insanlığın önyargısından başka bir şey değildir.
Dış dünyamın kalitesinin daha iyi ya da daha kötü olmasının benim temel sorumluluğum olduğunu, hayatımdaki tersliklerin ve bazen trajik olayların Oluş seviyeme bağlı olduğunu ve bunların yalnızca korkularımın, yıkıcı düşüncelerimin ve olumsuzca kurduğum hayallerimin maddeleşmiş halinden başka bir şey olmadığını farkettiğim andan itibaren şikayet etmekten, başkalarını suçlamaktan, pişmanlık duymaktan ya da kendime acımaktan vazgeçtim.
İkinci tür hüzün bir fark deneyimine denk düşer. Kendimize sadığızdır, bizden yana olmayanlar, bizi olduğumuz gibi istemeyenler, bize kendi normlarını dayatanlar ötekilerdir. Aynı dalga uzunluğunda olmayı isteriz ama bunun mümkün olmadığını biliriz ve tuhaf bir yalnızlığın bizi sardığını hissederiz. “Birlikte olmak” isteriz ama kendimizi kenarda buluruz, "ötekiler gibi değilizdir." Kabul görmemiş, inanılmamış, tanınmamış olmanın hüznü, kaygı fırtınası gibi içeriden yıkıma uğratmasa da insanoğlunun yüreğine yavaş yavaş işleyen bir acıya neden olabilir. Gelgelelim acı verici de olsa bu hüzün sığınabileceğimiz bir alan açar.