Pamuk ipliği ile bağlı gibiydik birbirimize. İlişkilerimizin düzenini sağlayan kalıplarımıza bir giriyor, bir çıkıyorduk. Hem tek başımızaydık, hem bir aradaydık. Zaman denilen şeyin beş paralık değeri kalmıyordu. Yıldızlar gibi birbirimizden habersiz dönüyorduk. Ses duvarını aşıp saltık bir sessizliğe gömülmüştük. Artık hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Biz gerçeklerle doğrudan doğruya ilişkide değiliz, hiçbir zaman da olmayacağız. Bambaşka bir iş gören bir ağla çevriliyiz biz, ya da dışına çıkma olanağından yoksun bulunduğumuz bir sıvı içinde yüzüyoruz. Niçin saklamalı; bizi etkileyen, olayın kendisi değildir, onu duyuşumuzdur.
Bence bütün konuşmalar gerçekte böyleydi, insanlar düşüncelerini hiçbir zaman tam olarak anlatamıyorlardı, çünkü tam olarak düşünmüyorlar, düşünemiyorlardı. Onları çaba harcayarak, el yordamı ile anlıyorduk. Anlaşmazlıkların doğması da bundan oluyordu çoğu zaman. Dinlemek bir yorumdan başka bir şey değildi.