• Kendini bilen Rabbini bilir.
  • Boşluğu dolduran boşluk

    İçinin cümle mesaisini hariçtekinin kusûr-u küsûrunu didiklemeye ayıran kişi, kendinde vehmettiğin o sonsuz kemâlin keyfini ne vakit süreceksin?
    Yan bakanın düz gördüğü nerede görülmüş?
    Birinde bir iyilik gördüğünde belki bunun hayrına senin üstünden bir kötülük düşer. Birinde bir kötülük gördüğünde peki, ne ola bundan kazancın senin?
    Suyun membaındaki neyse, çeşmeden de o akar.
    Bu zamanda “ayar vermek” lafı neden bu kadar dillere pelesenk oldu? Çünkü ayarlar çok kötü kaçtı; herkes aslında kendi hâl-i pür melâlini biliyor!
    Ne buyurur Alvarlı Efe (ks) hazretleri, hele bir kulak verelim: “Hasislikden elin çek, sen cömerd ol kân-ı ihsan ol/ Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol/ Hakîr ol âlem-i zâhirde, sen mânâda sultan ol/ Karıncanın dahi halin gözet, dehre Süleyman ol!”
    İncitmeyi zevk edinenlerin adam yerine konduğu yerde, incinmeyi göze alıp lisanına gem vurana aşk olsun!
    “Aşk nedir?” diye sordu delikanlı. “Cevaba tek kelime bırakmayan sorudur” dedi beyaz saçlı adam.
    Kendinden o kadar taşıyordu ki, bir gezegende tek başına yaşıyor olsaydı da aşık olacak bir şey bulurdu.
    Şimdi biz giderilemez bir hamlık ve azaltılamaz bir nâdanlıkla yeryüzünde aşık olacak birini arıyoruz. Oysa bulanlar, erenlerin söylediği gibi 'aşk'ı arayanlardı.
    “Aşk odu evvel düşer ma'şuka andan âşıka/ Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi” buyurmuş Sunullah Gaybî (ks) hazretleri, dikkat isterim. Hadi hem anlamayıp hem de zahmetten kaçmaya meyyal olanlar için günün diline de çevireyim acizâne: “Aşk ateşi sevilenin gönlüne sevenden önce düşer/ Muma bir bak, kendi yanmadan yandırdı mı hiç pervaneyi?”
    İronik olan ne, biliyor musunuz? Eskilerin aşk için yanmaya koşana verdikleri ismi, biz sıcakta bizi serinletsin diye icat ettiğimiz zımbırtıya vermişiz! Zararı da herhalde sadece boyun tutulmasından ibaret değil!
    Kendimizle aramızı o kadar bozmuşuz ki, sanki biz ne tarafa geçsek doğru hep öbür tarafta kalıyor.
    “Bu işin doğrusu ne?” diye sordu kalabalığın içinden biri. “Bu ne kadar eski bir soru?” diye kendi kendine mırıldandı bir süre o koca kalabalık.
    Cebindeki bütün parayı bilmemne derisinden mâmûl havalı bir cüzdana verip, sonra o cüzdanın içine koyacak hiç parası kalmayan bir şaşkın gibi değiliz de neyiz?
    “Bugün zât-ı âlînizi fevkâlâde güzel gördüm” dedi biri. “Bugün zât-ı âlîniz ne güzel gördünüz” dedi diğeri. Kim bilir hangi âsûde vakti gösteriyordu saat...
    İki gözünü açıp da dünyaya bir kere nazar etmediği halde, güzelin ne olduğunu nice gözü açıktan iyi bilen insanlar da var.
    “Sıfırla sıfırı toplayıp duruyorsun a gafil” dedi meczup, “hesabı bilene bırak!”
    Gökhan Özcan
  • “Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Herkesin bunda bir payı bulunur ve herkes onu bilir , ama pek az kimse bu konuya kafa yorar. Çoğu kimse onu olduğu gibi benimser ve ona asla şaşırmaz. Bu büyük sır, zamandır. Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu, o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.”

    Kitap çok şey anlatan dolu dolu bir kitap bence . Her şeye zamanımız yok diyoruz sanki zaman sevdiklerimizden kıymetliymiş gibi birer makineye dönüşüyoruz.
    Zamanla beslenen duman adamlar var ve bunlar insanları kandırıyor kitapta. Sevdikleri insanların gereksiz olduğunu zamanın değerli olduğunu söylüyorlar. İnsanlar çocuklarına bile zaman ayırmaz oluyor. Hepsi para kazanmaktan başka derdi olmayan ve bir saniye bile kaybetmemek için asla durmayan makinelere dönüşüyorlar. Momo hariç . Momo evsiz bir kız çocuğu. Momonun en önemli özelliği dinlemeyi bilmesi. Ama dinlemeyi bilen sıradan bir insan gibi değil. Hiç ağzını açmıyor dinlerken ama insanlar onun bakışlarından aradıkları çözümü , cevabı bulup mutlu ayrılıyor yanından. Keşke herkesin Momo su olsa . Eski bir tiyatro alanında yaşıyor. Kitap Momo’nun oraya yerleşmesi ve arkadaş edinmesi ile başlıyor. Daha sonra duman adamlar geliyor. Momo duman adamlarla tek başına savaşmak zorunda çünkü bir tek o kanmıyor onların boş vaatlerine. Kitapta ilginç bir karakter daha var. Sırtında yazı beliren bir kaplumbağa. Kaplumbağanın özelliği geleceği bilmesi . Konuşamıyor ama söylemek istedikleri sırtında yazı olarak beliriyor.
    Çok şey anlatıyor bu kitap. Günümüzde çoğu insan da böyle oluyor aslında . Herkes evden işe işten okula. Çoğu insan misafir çekemez oldu çocuklarına bile zaman ayırmayan insanlar var. Kitapta aileler çocuklarına daha fazla harçlık verip daha fazla oyuncak alıyordu. Yeterki benim zamanımı yemesin kendi halinde takılsın diyorlardı. Maalesef öyle. Bazı insanların işine geliyor oyuncağı eline verip odasına yollamak. Kitabın biryerinde şöyle diyordu “İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe ,zaman azalıyor” aynen böyle . Zamandan tasarruf ettiğimizi sanarken ömrümüzü hızla tüketiyoruz. Oysa dolu dolu yaşasak hayatı sevdiklerimize zaman ayırarak. Daha çekilir bir şey olurdu bence hayat.
    Ayrıca kitapta bir bilmece vardı . Gelecek geçmiş ve şimdi . O bölümü çok sevdim .
    Doğru anladıysam kitaptaki bu hikayeler Michael Ende ye bir tren yolculuğu sırada enteresan bir insan tarafından anlatılmış. Kitabın son sözünde yazıyordu. Çok ilgimi çekti.
    Okumanızı tavsiye ederim çok şey katacak bir kitap.
  •  
    Ne demişler; "Kendini bilen, Rabbini bilir."
     
    Mavi Kuş/Mustafa Kutlu
  • Ne demişler "Kendini bilen, Rabbini bilir."
  • Mevlana’nın dediği gibi:
    Seni ve bizi bilen bilir
    Bilmeyen de, kendisi gibi bilir.
    Osman Pamukoğlu
    Sayfa 168 - İnkilap Kitabevi