Öfke gerekir terk eylemek ve yürümek için. Dışarıdan gelen bir şey değildir bu. Enginliğin çağrısına kapılarak bir gerçeklik vaadine ya da kışkırtılan bir hazineye doğru yürümek değildir mevzubahis olan. Daha ziyade içeriden gelen bir öfkedir.
Bu mektuba bir yanıt adresi ekleyemiyorum, zira bir sonraki durakta kendimi hangi yollardan, nereye, niçin ve nasıl sürüklenmiş bulacağımı ben de bilmiyorum!
Arthur Rimbaud, Aden’den mektup, 5 Mayıs 1884
Hızın zaman kazandırdığı bir yanılsamadır. Hesap ilk bakışta kolaydır: Yapacaklarını üç saat yerine iki saatte yapıp bir saat kazan. Fakat bu, günün her saati birbirine eşitmişçesine yapılan soyut bir hesaplamadır.
Overbeck odaya girdiğinde Nietzsche’yi bitkin bir halde büzüştüğü koltukta dehşetli gözlerle son kitabının prova baskısına bakarken bulur. Nietzsche gözlerini kaldırıp da eski dostunu görünce şaşkınlıkla ayağa fırlayıp boynuna sarılır. Onu tanımıştır. Ağlamaya başlar. “ Sanki görüyordu,” diye yazar Overbeck daha sonra, “sanki ayaklarının altında açılan uçurumu görüyordu.”