Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.
Sanırım öbür kızların çoğu gibi coşku içinde olmam gerekiyordu ama içimden hiçbir tepki göstermek gelmiyordu. Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bomboştum, çevremdeki karmaşanın içinde yuvarlanıp gidiyordum.
Hayatımızdan çıkan insanların ardından bir süre sonra “eğer hayatımızda kalsalardı nasıl olurdu”sorusunu mutlaka hepimiz kendi kendimize sormuşuzdur. Ya da bulunduğumuz noktaya farklı güzergâhları tercih ederek yürümüş olsaydık..
Bu kitap bence bütün bu soruların aslında anlamsız olduğunun ve bütün yaşananların amacının bizi asıl varmamız gereken konuma, asıl olmamız gereken kişi haline getirerek ulaştırmak olduğunu kanıtlar nitelikte. Zaten Sarah Jio ne yazsa okurum orası ayrı