Bakışının donukluğu, kendisine doğru attığım adımı, kendisiyle konuşmak üzere açılan ağzımı, kendisine uzanmak üzere kalkan kolumu dondurdu. Kendimi, nasılsa, tutabildim, tuttum.
Bir anlamda herkes düşman. Düşmanım. Düşmanımız. Ya da günü gelince düşman olabilir. Örneğin, kendi arkadaşlarımız, yandaşlarımız... İşkil, kuşku, yaşamımızın temeline koyduğumuz harç olmalı; yediğimiz ekmek, içtiğimiz su olmalı. Gene de bilmeliyiz ki bu dünyada bizi aldatmayacak üç beş kişi vardır. Her işkilin, Her kuşkunun vurulacağı denek taşı; her eylemi, her gücü üzerinde bileyeceğimiz bileği taşı; her umudu ayakta tutacak kilit taşı birkaç kişi. Vur deyince onlar, vuracağız; öl deyince öleceğiz; yaşa deyince yaşayacağız. Bu kişiler, yalnız bizi değil, bütün dünyayı ayakta tutacak. Buna inanmak, buna güvenmek zorundayız.
Biraz gizemli, biraz şiirli bir şey göster insanlara; unuttukları, gömdükleri duyguları, duyarlıkları, içlikleri biraz kışkırt; ne zamandır geride bıraktıklarına inandıkları bir takım çocukluk korkularını, kaygılarını, çekingenliklerini karıştırıp bulandır; ondan sonra da istediğini yaptır onlara. Açıkça görülecek tutarsızlıklar görülmez, ortaya çıkması istemeyecek bir takım dolaplar, düzenler, hani biri görüverecek, söyleyecek olsa bile, iftira, karalama, çamur diye yadsınır. Böyle iftiralar eden kara çalıcılar yerden yere vurulur. Öldürülür belki de. Oysa bu adamcağızlar, bir şeylerin ardında bir şeyler görmüş, en azından sezebilmişlerdir. O kadar.
"İnsanlar nedense, taşıdıkları değer konusunda pek tuhaf düşünceler besliyorlar. Alçakgönüllülük taslarlar, ardından, kendilerine söylenmiş bir sözü, bırakın onu, kendi ellerinden çıkmış bir işi, beğenmezler, kendi değerleri konusundaki düşüncelerine yaraşır görmezler, sözü söyleyene kızar, yazılarına başka bir adla imza atarlar. Kendini beğenmek içtenliğini, bunu belli etmek tutarlığını gösteremeyenler, aşagılanası yaratıklardır."