Tahmini Okuma Süresi:
6 sa. 48 dk.
Sayfa Sayısı:
240
Basım Tarihi:
Aralık 2020
İlk Yayın Tarihi:
1985
Yayınevi:
Metis Yayınları
Orijinal Adı:
Gece
ISBN:
9789753421836
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·%21 (50/231 syf.)·
Yazar bu eserinde 'gece' metaforundan hareketle kendi iç dünyasını, yalnızlığını, sıkılmışlığını ve tekdüzeliği imgesel bir anlatımla harmanlayarak zaman zaman ekspresyonist bir bakış açısıyla zaman zamansa nihilizm kokan izlenimleriyle okuru, gerçekle gerçeküstü bir dünya arasında sıkışmış soyut bir buhranı keşfetmeye davet ediyor... --------------------- Bu kitabın incelemesine böyle bir cümle ile başlayıp aynı kulvardan devam ederek sonunu getirmeyi inanın çok isterdim. Ancak böyle birşey yapsaydım hem kendimi hem de sizi kandırmış olacaktım ki, aramızdaki güzel ilişkinin hiç de hak etmediği bir son olurdu bu durum. O yüzden müsadenizle fularımı çıkarıp yola o şekilde devam etmek istiyorum... Tahmin ettiğiniz gibi tam bir kitap incelemesi olmayacak bundan sonraki kısım. Daha çok, kitabı neden yarım bıraktığımın incelemesi şeklinde devam edecek. Baştan uyarayım, devam edip etmemeye siz kendiniz karar verin... Bendeniz, bedenini yaşatmak için bir işte çalışan, ruhunu yaşatmak içinse okuyan sıradan bir insanım. Bir metropolde, trafiğin, keşmekeşin, yalanın, dolanın ve sahte ilişkilerin arasında ömür tüketiyor, günümün dörtte üçünde çalışarak ve uyuyarak bedenime, kalan zamanda ise okuyarak ruhuma hizmet etmeye gayret ediyorum... O yüzden çok önemsiyorum bu bana kalan kısıtlı zamanı... Kitaplarımı, yarın ölecekmişim gibi okumaya çalışıyorum. Onları, düğünde takılan altınlar gibi kitaplığıma sıra sıra dizip, titizlikle saklıyorum... Çünkü o kitaplar, iç dünyamla gerçek dünya arasındaki Berlin Duvarı gibi... Beni bir yandan gerçek dünyaya hazırlarken bir yandan da beni gerçek dünyadan koruyorlar. Gerçek dünyanın daha tahammül edilebilir bir yer olmasını biraz da bu kitaplara borçluyum. 1000Kitap 2. İstanbul buluşmasında postmodernizm üzerine yaptığımız uzun ve keyifli
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2025 56. kitabı
Bazı kitaplar vardır, okurken tam olarak anlamasanız bile sizi içine çeker... "Gece" de benim için tam olarak öyle bir kitap oldu. Dürüst olayım, başta biraz zorlandım. Çünkü klasik bir roman değil, karakterler net değil, olaylar belirgin değil. Anlatıcı bazen bir karakter gibi konuşuyor, bazen yazmakta olan bir yazar gibi düşünüyor. Ama bir noktadan sonra o belirsizlik rahatsız edici olmaktan çıktı, beni içine çekti. Sanki karanlık ama etkileyici bir dünyanın içindeydim... Kitap bana şunu düşündürdü: Karanlık sadece gece midir, yoksa gündüz gözüyle de hissedilir mi? Bilge Karasu'nun anlattığı bu karanlık, görünmeyen baskıların ve sessiz çığlıkların hikayesi. Her şey biraz üstü kapalı; sanki birileri hep izliyormuş gibi. "Gece işçileri" dediği figürler, insanları sessizce susturan ve yok eden bir gücü simgeliyor. Tüm bu boğucu karanlık, anlattığı dönemin baskılarını sessiz ama derinden hissettiriyor, sanki görünmez gözler hep izliyormuş gibi... Karasu'nun bu katmanlı anlatımı ve belirsizlik duygusu bana biraz ; Borges’in Alef'indeki labirentvari kurguyu hatırlattı. Ama aralarda bir fark var: Borges hayal gücünü bir oyun gibi kurarken, Karasu ise bu metafiziği politik bir karanlıkta buluşturuyor. "Gece" bir solukta okunacak bir kitap değil. Olaylardan çok satır aralarındaki duygularla farklı bir deneyim sunuyor. Çünkü bu roman, bir ruh halini, bir korkuyu, bir sessizliği anlatıyor. Çoğu kişi kitabı zor ya da anlaşılmaz bulmuş olabilir, ama bu tamamen benim kişisel okuma deneyimim. Aslında romanı merak etme sebebim de herkesin kitabı kendi tarzında hissetmesi oldu. Keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat & Roman
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
9/10
·231 syf.··
2018 3. kitabı
Bu inceleme hayatımda varlığıyla beni onurlandıran değerli Hocam, Dostum ve Ağabeyim Metin T.Metin T. ‘a ithaf edilmiştir. Kitabın karanlığından mı ismi “Gece” acaba ya da karakterlerin karanlığından mı? Sahi karakter var mı bu kitapta? Zor kitap. Zorluğu okunmasında değil de anlamasında ve zihninde bir yerlere koyabilmesinde. Anlatmaya çalışayım. Okumaya başladıktan bir süre sonra okuyucu içene düştüğü belirsizlikten rahatsız olup anlamlar çıkarmaya ve tanımlar çıkarmaya çalışsa da anlatıda mekan ve zaman belirsiz. Hatta karakterler ve bizzat anlatının kendisi belirsiz. Okuyucu neresinden tutsa elinde kalıyor, bir garip anlatı. Yazar okuyucuyu da yazımı da savurup duruyor sürekli, bir şekilde dalga da geçiyor hem yazıyla hem okucuyla hem de kendi yazımıyla, ben böyle anladım. Eğer okuyucu yazımı kendi mantığında ve usunda biryerle yerleştirmeye çalışırsa harap oluyor, dedik ya neresinden tutsanız elinizde kalıyor diye. Okunacaksa bu kitap, okuyucu kendisini yazarın yazımına bırakmalı ki keyfine varabilsin bu edebi anlatının. Çok katmanlı roman diyorlar, katmanlı olması doğru da roman olduğundan pek emin değilim, okuduktan sonra siz karar verin. Postmodern nedir diye sorarlar bazen ya işte bu anlatı postmoder. Gerçek yok, doğru ve yanlış, hayal-rüya birbirinin içinde, yazarın bilinç akışında kaybolup yol bulmaya çalıyor okuyucu. Bir de kurmaca ekleyin. Zor, değil mi? Evet zor ama bir o kadar da keyifli. Geçen gece bayağı sorhoş olduğum bir anda bir dostuma yazmıştım; “işte bu düşünce halime edebiyatta postmodernizm deniyor, gerçek hayatta ise hass... “ diye. Neyse, öyle işte. Kitap dört ana bölüm ve yüz on alt bölümden oluşuyor. Alt bölümlere ayrılmasa okunabilirliğini kaybederdi zaten anlatı, yazar işi biliyor. Bu alt bölümlerinin kimisi
Etkinlik
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
Puan vermedi·231 syf.··
2018 1. kitabı
“Bazen çok açık olduğunu sandığınız bir şey yazmışsınızdır. Okur sizin hiç aklınıza gelmeyen bir biçimde yorumlayabilir. Okur bu yorumu metnin bütününü göz önünde tutarak, birçok yerinden alacağı verilerle destekleyebiliyorsa, bambaşka bir okuyuş çıkar ortaya. Yazarın hiç düşünmemiş olabileceği, yazarın hiç amaçlamamış olabileceği birtakım şeyler de ortaya konabilir. En önemli nokta, bu okumanın, metince her an desteklenmesidir.” Böyle demiş Bilge Karasu. Biz ( Yadigar SoydanYadigar Soydan , Metin T.Metin T. ) de böyle yapmaya çalıştık. Amacımız kendi okumamızı yaparken yazarın gerçekliğini ortaya çıkartmaktı ve en önemlisi “bu okumanın, metince her an desteklenmesi”ydi. Metnin serbest çağrışımlı, anlatıcıların güvenilmez olması, bolca kullanılmış imgeler yoluyla, ki bir deformasyona sebep oluyordu bu, ekspresyonist bir tarzda (Necip G.Necip G. tespiti https://1000kitap.com/gonderi/26781789) yazarın kendi iç dünyasını dışa vurması, eseri oldukça zor bir hale getiriyordu. Bu eser otobiyografik bir dışavurum metnidir. Evet, biz böyle bir okuma yaptık. Yazar kendi iç dünyasını yoğun bir deformasyondan geçirip aktarıyordu. Amacı bir şey olduğunu göstermek değil, o şeyin bir varlık olduğunu göstermekti. Alegorik anlatımıyla bu roman, bir roman a clef-anahtar romandır. Bir yazar “roman a clef” türünü girdiyse saklayacak şeyleri vardır. Yazar hem anlatmak ister hem de anlattıklarını örtmek. Bir kişilik mücadelesi tüm metin boyunca kendini gösteriyor. Karakterleri bir türlü aklında canlandıramıyor okur. Karakterler sanki aynı karakterin ayna simetrisi gibiler. Her şeyi aynı ama yönleri farklı. Yani ben olma mücadelesinde iki parça olan bir ben. Her insan doğduğundan itibaren kendini, kendisiyle mücadele içinde bulur. “İnsan olmak”
Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
9/10
·231 syf.··
2018 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2018 17:54
Bilge Karasu, Sokaklarda, caddelerde ya da meydanlarda; cezalandırılmak için türlü işkenceler vasıtasıyla onarılmayacak ölçüde hırpalanmış bir bebek kımıltısızlığı içinde inleyen insanlar… Yahut, Binaların yüksek pencerelerinden sokağa fırlatılan kendisinden hoşlanılmayan insanlar... Oradan gelip geçenlerin yalnızca tüylerini ürpertmekle kalıyorsa, bu kitap yazılmalı ve bitirilmelidir diyerekten kitabın yazılış amacını açığa vuruyor. Bilge Karasu’nun ilk defa 1994 yılında yayınlanan bu kitabı, yayınlandığı yıldan günümüze ışık tutuyor. Gece’yle: Karanlığın, karanlığı kurgulayanların, faili meçhul ölümlerin, dayakların, dayatmaların sözüm ona insanlığın yaşaması kaçınılmaz olan ortak paydasıymışçasına bu korkunç gerçeği, biz okurların yüzüne bir kez daha vuruyor. Bilge Karasu, çok aşina olmadığımız bir anlatımla karşımıza çıkıyor Gece’sinde. Anlatı, bir bütünlükten uzak, paradokslarla dolu bir labirent görünümünde. Lakin yine aynı anlatı; münferit olarak ele alındığında bir elmas gibi parıldıyor okur nezdinde ve ne bakmaya ne de okumaya doyuluyor. Yazımıyla, günümüzü aydınlatıyor demiştik zannediyorum ki burayı ufaktan açmakta fayda var. Bilge Karasu, bilinçli bir vaziyetle karanlık ellerin, bizler için karanlık ve sahte bir yaşam kurguladığına parantez açıyor anlatısının münferit bir bölümünde. Çevremizdeki aynalara kızgınlığını dile getiriyor; “Hangi ayna kendimizi gösterecektir bize” sözleriyle. Aynaların (varın siz ona gazete, televizyon, radyo falan deyin) sahte avuntularla; yalanın bir düzen haline getirilmesiyle bizleri, o beklenen büyük Gece’de elsiz, kolsuz, kafasız, dirayetsiz ve parçalanmış bir halde bırakmayı amaçladığını sadece ufacık bir Gündüzcü tarafından fark edildiğini hatırlatıyor. Bu Gündüzcülerin (varın siz ona terörist, komünist falan deyin)
Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2024 68. kitabı
Karasu okuyun. Muazzam bir dil ve kullandığı kurgu, biçim, teknikler bakımından çok özel bir yere sahip. Geceyi ise amorf ve soyut bir dille kaleme almış. (Çok beğendim) olayları, duyguları, saptamaları yüreği en derininden sarsacak biçimde sayfalara dökebilmiş biri. GeceGece Bilge KarasuBilge Karasu
Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
Anlaşılmazlıkta bizim Ulysses'imiz: Postmodern
Puan vermedi·240 syf.··
2023 3. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2023 04:13
Türk edebiyatının postmodern kulvarının oldukça iyi bir örneği bu eser; katmanlı yapısı, zamanı olmayan kurgusu, soyutlamalı, anlatıcıların yer değiştirebildiği (Yazar -yaratman- Düzeltmen), diyalektlere ve üstkurmacaya örülü. Okuduğumda #balnchot ve #beckett tarzı yalnızlık hissettim, kendilerini bir yerlere hapsetmiş yazarların işi olmalıydı bu ki; kitabın sonunda hastanede ölümü bekleyen hasta bir insanın diline evrildi, anlayabildim diye düşünmüştüm, bittiğinde ise kocaman bir Galiba! Dört bölümde dört anlatıcı var, zaman zaman yer değiştiren: Yazar, Sevinç, karısı Sevim ve görevli Sevinç. Temel hikaye; Gecenin işçileri ve aydınlık isteyen Gündüzcüler arası mücadeledir, Gece&Gündüz paradoksalında. Gece hem kelime olarak şişirilmiş hem de indirgenmiş anlamlarıyla büyük bir metafordur. Aydın yazarın uluslararası bir toplantıda konuşmasını engellemek üzerine kurgulanmış oyunu, Gececiler kurar ve uygular. Bölüklere ayrılan Gece işçileri, Başkent Araştırma Merkezi'nden Güneş hareketi dedikleri büyük bir temizlik peşindedirler ve bu oyunlar atış alanlarında veya yolları kazılıp yükseltilerek sokakların kapanarak tek bir yola indirgendiği bir çıkmazlar yumağı oluşturulan kentlerde oynanır, aydınlık arayan Gündüzcüleri avlamak ve engellemektir gizli amaç. Yargılamalar Bakanlığı gibi mekanlarda bilinmeyeni söyletme uzmanları olan söyleticiler tarafından sorgulanır Gündüzcüler, Bilgiler Sarayı olarak da bildikleri aslında Güneş Hareketi'nin gizli bürolarında. Burası şaşkın cüceler dünyasıdır, yazarın söylemine göre; sevginin, tahammülün, farklılığın olmadığı, ayrıştırıldığı bir dünya. Bu yönüyle yazar, 80 darbe öncesi ve sonrasını niteler gözükür, aralarda dipnotlarda söylediği gibi; lafı uzatıp karıştırmalar, dolaştırmalar ve belirsizleşen özneler arasında. Eserin
Felsefe-Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
Puan vermedi·231 syf.·
2018 128. kitabı
Yazarın okuduğum ilk eseri. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum ama bu kadarı fazla sürpriz oldu. İnanın bambaşka bir yazım tarzı. Henüz ne olduğuna karar veremedim. Keza ufak bir araştırma yaptım ki bir çok kişi de benim gibi kitabın türü konusunda anlaşmaya varamamış. Kısaca biçimden bahsedeyim. Kitap 4 ana bölümden ya da yazarın belirttiği gibi 4 defterden oluşuyor. Bunlar da kendi içinde 110 alt kısımdan meydana geliyor. Dört ana başlıkta dört karakterin ağzından dinliyoruz yaşanılanları diyeceğim de kitabın sonunda bu da muamma oluyor. Ancak belli bir yere kadar dört kişinin varlığına inanmak istiyoruz çünkü beynimiz sürekli çalışır halde olayları mantıklı bir düzene sokmaya çalışıyor, yazar ile okur arasında bir köşe kapmaca misali kim kimi alt edecek diye aklın sınırlarını zorlayarak kurguyu kavrama oyununu sürdürüyoruz. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki yazarın asla bir adım ilerisinde olamıyoruz. Belki bazen ( onun istediği zaman) yanyana olabiliriz ama gelecek sayfayı öngörmek imkansız. Kitap çok katmanlı olarak adlandırılıyor. Roman? Öykü? Bilemiyorum. Ancak kısa bölümlerden oluşması isabet olmuş. Gecenin bireyde oluşturduğu baskı, korku, yalnızlık gibi derin hissiyatları okumak bir yerden sonra zor gelebilirdi. Bu şekilde kısa parçalara ayrılmış olması kolayca okunmayı sağlıyor. Kitabı okutturuyor ya da devamını getirmek adına işimizi kolaylaştırıyor diyebilirim. Farklı şekilde yazılmış olsaydı Faulkner/ Ses ve Öfke misali büyük bir 'ne oluyor ya?' içinde olmamız kaçınılmaz olurdu. Kitapta sevmediğim şey dipnotlarda yazarın sürekli şimdi ne yapmalıyım, ne yapıyoruz, ben de ne olacağını bilmiyorum tarzı 'samimi' ifadeleri.. Olmasaydı çok daha derin düşünülmüş olacağını düşündüğüm eserin mükemmelliğine gölge düşürüyor. Ancak durmamış ve devam etmiş.
Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
Puan vermedi·231 syf.··
Beğendi
·
2021 109. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2021 23:55
Konu, anlatı bütünlüğü sevenler için (ki ben de onlardan biriyim) öneremeyeceğim bir kitap. Bunun yanında toplumumumuzun karanlık gerçeklerine tutulan bir fener misali bakmış hayata Bilge Bey. Kelimeler ince ince işlemiş yaraları ve okudukça bir yerinizin acıdığını hissediyorsunuz.
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma
7/10
·231 syf.··
2018 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2018 23:03
Bu ayın ortak okuma kitabı idi Geceler,bir çok arkadaşın ilgisini çekmiş,(aslında başlarda benim de ilgimi çekmişti:)ben ise kitapla bütünlük kuramadım bir türlü,okuduğumdan hiç bir şey anlamadım,her bölümde yeni kitaba başlıyormuşum gibi hissettim.Bölümler (bir kaç bölüm hariç)birbirinden kopuk.Bazı karakterlerden bahsediyor,tam onlara konsantre oluyorum,sonra yazar diyor ki "ben öyle demiş bulundum ama aslında öyle biri yok":) Geçen bir arkadaş profilimde sormuştu,kitap nasıl gidiyor diye şu cevabı vermiştim,"Hani bir resmin karşısına geçersin de "ressam bu eserde ne anlatmak istemiş acaba" dersin ya,aynen o duygulara sahibim,yazar birşeyler anlatmak istiyor ama ne" :) Bir de bu kitabı kesinlikle istediğin zaman okumalısın bence,ben buluşmaya yetiştireceğim diye seri okumaya çalıştım,zaten anlam veremediğim kitap kafamda allak bullak oldu.Zaten yazar da ne yaptığının farkında,buyurun işte; "Her neyse..Bu kitabı bitirip bitiremeyeceğini bilmem.Bu durumda kaldıkça,sen de bilemezsin.İstesen de bitiremezsin belki.Belki bitirirsin gene de ...Ne olacağına daha kimse karar verememiş durumda." Yeni bir deneyim yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan:)
Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,837 okunma

Yazar Hakkında

Bilge KarasuYazar · 21 kitap
Bilge Karasu (1930, İstanbul - 13 Temmuz, 1995), Türk öykü, roman, deneme yazarıdır. Aynı zamanda felsefeci yanı olan Karasu, metinlerinde felsefi sorunları işlemiş ya da onun metinleri felsefi incelemenin konusu olarak görülmüştür. Postmodern romanın Türkiye'deki önemli isimleri arasında değerlendirilmektedir. Yaşamı Bilge Karasu 1930'da İstanbul'da dünyaya geldi. Genellikle sanıldığının aksine, Musevi asıllı Osmanlı siyasetçi Emanuel Karasu ve onun yeğeni dünyaca ünlü yoğurt şirketi Danone Grubu'nun kurucusu İzak Karasu ile herhangi bir akrabalık ilişkisi bulunmamakla birlikte, Bilge Karasu'nun daha sonra Müslümanlığı seçmiş bulunan anne ve babası da Musevi asıllıdır. Şişli Terakki Lisesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gördü. 1963 yılında, Rockfeller bursuyla gittiği Avrupa'dan 1964'de dönerek çevirmenliğe başladı. Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde ve Ankara Radyosu dış yayınlar servisinde çalıştı. Ankara Radyosu için radyo oyunları yazdı. 1974 yılından ölümüne kadar Hacettepe Üniversitesi' Felsefe bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Ankara'da Nilgün Sokak'ta yıllarca küçük bir bodrum katında yaşadı. 14 Temmuz 1995'de pankreas kanseri tedavisi sürerken Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde öldü. Cebeci Asri Mezarlığı'na gömüldü. Çalışmaları Yazmaya 17 yaşında başladı. İlk yazısı 1950'de, ilk öyküsü de 1952'de Seçilmiş Hikayeler Dergisi'nde yayımlanan Bilge Karasu, bireyin sorunlarına ağırlık veren, onun günlük hayatındaki açmazlarını işleyen bir yazardır. Her insanın hayatında en az birkaç kere kafasından geçirdiği ya da yaşadığı "sevgi", "dostluk", "yalnızlık", "tutku", "inanç/inançsızlık", "korku" ve "ölüm" gibi kavramları imgesel bir dille anlatır. Okuyucu günlük hayatına tanıklık ettiği hikayedeki kahramanda ya da kişilerde kendinden parçalar bulur. Böylece kullanılan imgeleri de rahatlıkla bilinçaltında kendi yaşamına göre şekillendirip yorumlar, hikayeyle okur arasında bir bağ oluşur. Çünkü Karasu, insanla/insanüstüyü, olağanla/olağanüstüyü yapaylığa düşmeden, metnin doğal akışı/hayatın da kurgusal akışı içinde verir. Okurun hayal gücünü bir noktaya kadar özgür bırakır. Karasu kelimelerini özenle seçer. Dili işlenmiş, üzerinde çok çalışılmış, oynanmış bir dildir. Kullandığı arı Türkçe başka yazarlarda yapay ve zorlama dururken, onun metinlerinde hoş bir tat bırakır. Çünkü ritim düşünülerek, ses düşünülerek, görsellik düşünülerek kurulmuş, kurgulanmış, kusursuz olması istenmiş bir dille yazılmıştır. Türkçe edebiyatın en özgün kalemlerinden biri olan Karasu "Gece" adlı kitabıyla Amerika'da verilen "Pegasus Ödülü"nü kazanan tek Türk yazardır; bu ödülle birlikte kitapları İngilizceye çevrilmiş ve ABD'nin çeşitli üniversitelerinde romanı Türk edebiyatı üzerine konferanslar vermiştir. Ölümünden önce yayınlanan kitabı Narla İncire Gazel (1995), ölümünden sonra 1996'da yayınlanan son kitabı ise Altı Ay Bir Güzdür. Anısına Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi 13-14 Aralık 2010 tarihlerinde Bilge Karasu'nun doğumunun 80, ölümünün 15.yılı dolayısıyla "Altı Ay Bir Güz" başlığı altında Uluslararası Bilge Karasu Sempozyumu düzenledi. Başkanlığını Talat Halman'ın yaptığı sempozyuma Bilge Karasu'dan ingilizceye yaptığı çevirilerle 2004'te ABD'nin en önemli çeviri ödülünü (National Translation Award) kazanan Aron Aji ve kimi kitaplarını Fransızcaya çeviren Alain Mascarou ile edebiyat dünyasından isimler katıldılar.