Puan

7.910 üzerinden
754 kişi
Puan vermedi·%21 (50/231 syf.)·
Yazar bu eserinde 'gece' metaforundan hareketle kendi iç dünyasını, yalnızlığını, sıkılmışlığını ve tekdüzeliği imgesel bir anlatımla harmanlayarak zaman zaman ekspresyonist bir bakış açısıyla zaman zamansa nihilizm kokan izlenimleriyle okuru, gerçekle gerçeküstü bir dünya arasında sıkışmış soyut bir buhranı keşfetmeye davet ediyor... --------------------- Bu kitabın incelemesine böyle bir cümle ile başlayıp aynı kulvardan devam ederek sonunu getirmeyi inanın çok isterdim. Ancak böyle birşey yapsaydım hem kendimi hem de sizi kandırmış olacaktım ki, aramızdaki güzel ilişkinin hiç de hak etmediği bir son olurdu bu durum. O yüzden müsadenizle fularımı çıkarıp yola o şekilde devam etmek istiyorum... Tahmin ettiğiniz gibi tam bir kitap incelemesi olmayacak bundan sonraki kısım. Daha çok, kitabı neden yarım bıraktığımın incelemesi şeklinde devam edecek. Baştan uyarayım, devam edip etmemeye siz kendiniz karar verin... Bendeniz, bedenini yaşatmak için bir işte çalışan, ruhunu yaşatmak içinse okuyan sıradan bir insanım. Bir metropolde, trafiğin, keşmekeşin, yalanın, dolanın ve sahte ilişkilerin arasında ömür tüketiyor, günümün dörtte üçünde çalışarak ve uyuyarak bedenime, kalan zamanda ise okuyarak ruhuma hizmet etmeye gayret ediyorum... O yüzden çok önemsiyorum bu bana kalan kısıtlı zamanı... Kitaplarımı, yarın ölecekmişim gibi okumaya çalışıyorum. Onları, düğünde takılan altınlar gibi kitaplığıma sıra sıra dizip, titizlikle saklıyorum... Çünkü o kitaplar, iç dünyamla gerçek dünya arasındaki Berlin Duvarı gibi... Beni bir yandan gerçek dünyaya hazırlarken bir yandan da beni gerçek dünyadan koruyorlar. Gerçek dünyanın daha tahammül edilebilir bir yer olmasını biraz da bu kitaplara borçluyum. 1000Kitap 2. İstanbul buluşmasında postmodernizm üzerine yaptığımız uzun ve keyifli
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,849 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2025 56. kitabı
Bazı kitaplar vardır, okurken tam olarak anlamasanız bile sizi içine çeker... "Gece" de benim için tam olarak öyle bir kitap oldu. Dürüst olayım, başta biraz zorlandım. Çünkü klasik bir roman değil, karakterler net değil, olaylar belirgin değil. Anlatıcı bazen bir karakter gibi konuşuyor, bazen yazmakta olan bir yazar gibi düşünüyor. Ama bir noktadan sonra o belirsizlik rahatsız edici olmaktan çıktı, beni içine çekti. Sanki karanlık ama etkileyici bir dünyanın içindeydim... Kitap bana şunu düşündürdü: Karanlık sadece gece midir, yoksa gündüz gözüyle de hissedilir mi? Bilge Karasu'nun anlattığı bu karanlık, görünmeyen baskıların ve sessiz çığlıkların hikayesi. Her şey biraz üstü kapalı; sanki birileri hep izliyormuş gibi. "Gece işçileri" dediği figürler, insanları sessizce susturan ve yok eden bir gücü simgeliyor. Tüm bu boğucu karanlık, anlattığı dönemin baskılarını sessiz ama derinden hissettiriyor, sanki görünmez gözler hep izliyormuş gibi... Karasu'nun bu katmanlı anlatımı ve belirsizlik duygusu bana biraz ; Borges’in Alef'indeki labirentvari kurguyu hatırlattı. Ama aralarda bir fark var: Borges hayal gücünü bir oyun gibi kurarken, Karasu ise bu metafiziği politik bir karanlıkta buluşturuyor. "Gece" bir solukta okunacak bir kitap değil. Olaylardan çok satır aralarındaki duygularla farklı bir deneyim sunuyor. Çünkü bu roman, bir ruh halini, bir korkuyu, bir sessizliği anlatıyor. Çoğu kişi kitabı zor ya da anlaşılmaz bulmuş olabilir, ama bu tamamen benim kişisel okuma deneyimim. Aslında romanı merak etme sebebim de herkesin kitabı kendi tarzında hissetmesi oldu. Keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat & Roman
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,849 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·231 syf.··
2018 3. kitabı
Bu inceleme hayatımda varlığıyla beni onurlandıran değerli Hocam, Dostum ve Ağabeyim Metin T. ‘a ithaf edilmiştir. Kitabın karanlığından mı ismi “Gece” acaba ya da karakterlerin karanlığından mı? Sahi karakter var mı bu kitapta? Zor kitap. Zorluğu okunmasında değil de anlamasında ve zihninde bir yerlere koyabilmesinde. Anlatmaya çalışayım. Okumaya başladıktan bir süre sonra okuyucu içene düştüğü belirsizlikten rahatsız olup anlamlar çıkarmaya ve tanımlar çıkarmaya çalışsa da anlatıda mekan ve zaman belirsiz. Hatta karakterler ve bizzat anlatının kendisi belirsiz. Okuyucu neresinden tutsa elinde kalıyor, bir garip anlatı. Yazar okuyucuyu da yazımı da savurup duruyor sürekli, bir şekilde dalga da geçiyor hem yazıyla hem okucuyla hem de kendi yazımıyla, ben böyle anladım. Eğer okuyucu yazımı kendi mantığında ve usunda biryerle yerleştirmeye çalışırsa harap oluyor, dedik ya neresinden tutsanız elinizde kalıyor diye. Okunacaksa bu kitap, okuyucu kendisini yazarın yazımına bırakmalı ki keyfine varabilsin bu edebi anlatının. Çok katmanlı roman diyorlar, katmanlı olması doğru da roman olduğundan pek emin değilim, okuduktan sonra siz karar verin. Postmodern nedir diye sorarlar bazen ya işte bu anlatı postmoder. Gerçek yok, doğru ve yanlış, hayal-rüya birbirinin içinde, yazarın bilinç akışında kaybolup yol bulmaya çalıyor okuyucu. Bir de kurmaca ekleyin. Zor, değil mi? Evet zor ama bir o kadar da keyifli. Geçen gece bayağı sorhoş olduğum bir anda bir dostuma yazmıştım; “işte bu düşünce halime edebiyatta postmodernizm deniyor, gerçek hayatta ise hass... “ diye. Neyse, öyle işte. Kitap dört ana bölüm ve yüz on alt bölümden oluşuyor. Alt bölümlere ayrılmasa okunabilirliğini kaybederdi zaten anlatı, yazar işi biliyor. Bu alt bölümlerinin kimisi
Etkinlik
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,849 okunma
Puan vermedi·231 syf.··
2018 1. kitabı
“Bazen çok açık olduğunu sandığınız bir şey yazmışsınızdır. Okur sizin hiç aklınıza gelmeyen bir biçimde yorumlayabilir. Okur bu yorumu metnin bütününü göz önünde tutarak, birçok yerinden alacağı verilerle destekleyebiliyorsa, bambaşka bir okuyuş çıkar ortaya. Yazarın hiç düşünmemiş olabileceği, yazarın hiç amaçlamamış olabileceği birtakım şeyler de ortaya konabilir. En önemli nokta, bu okumanın, metince her an desteklenmesidir.” Böyle demiş Bilge Karasu. Biz ( Yadigar Soydan , Metin T. ) de böyle yapmaya çalıştık. Amacımız kendi okumamızı yaparken yazarın gerçekliğini ortaya çıkartmaktı ve en önemlisi “bu okumanın, metince her an desteklenmesi”ydi. Metnin serbest çağrışımlı, anlatıcıların güvenilmez olması, bolca kullanılmış imgeler yoluyla, ki bir deformasyona sebep oluyordu bu, ekspresyonist bir tarzda (Necip G. tespiti #26781789) yazarın kendi iç dünyasını dışa vurması, eseri oldukça zor bir hale getiriyordu. Bu eser otobiyografik bir dışavurum metnidir. Evet, biz böyle bir okuma yaptık. Yazar kendi iç dünyasını yoğun bir deformasyondan geçirip aktarıyordu. Amacı bir şey olduğunu göstermek değil, o şeyin bir varlık olduğunu göstermekti. Alegorik anlatımıyla bu roman, bir roman a clef-anahtar romandır. Bir yazar “roman a clef” türünü girdiyse saklayacak şeyleri vardır. Yazar hem anlatmak ister hem de anlattıklarını örtmek. Bir kişilik mücadelesi tüm metin boyunca kendini gösteriyor. Karakterleri bir türlü aklında canlandıramıyor okur. Karakterler sanki aynı karakterin ayna simetrisi gibiler. Her şeyi aynı ama yönleri farklı. Yani ben olma mücadelesinde iki parça olan bir ben. Her insan doğduğundan itibaren kendini, kendisiyle mücadele içinde bulur. “İnsan olmak”
Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,849 okunma
9/10
·231 syf.··
2018 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2018 17:54
Bilge Karasu, Sokaklarda, caddelerde ya da meydanlarda; cezalandırılmak için türlü işkenceler vasıtasıyla onarılmayacak ölçüde hırpalanmış bir bebek kımıltısızlığı içinde inleyen insanlar… Yahut, Binaların yüksek pencerelerinden sokağa fırlatılan kendisinden hoşlanılmayan insanlar... Oradan gelip geçenlerin yalnızca tüylerini ürpertmekle kalıyorsa, bu kitap yazılmalı ve bitirilmelidir diyerekten kitabın yazılış amacını açığa vuruyor. Bilge Karasu’nun ilk defa 1994 yılında yayınlanan bu kitabı, yayınlandığı yıldan günümüze ışık tutuyor. Gece’yle: Karanlığın, karanlığı kurgulayanların, faili meçhul ölümlerin, dayakların, dayatmaların sözüm ona insanlığın yaşaması kaçınılmaz olan ortak paydasıymışçasına bu korkunç gerçeği, biz okurların yüzüne bir kez daha vuruyor. Bilge Karasu, çok aşina olmadığımız bir anlatımla karşımıza çıkıyor Gece’sinde. Anlatı, bir bütünlükten uzak, paradokslarla dolu bir labirent görünümünde. Lakin yine aynı anlatı; münferit olarak ele alındığında bir elmas gibi parıldıyor okur nezdinde ve ne bakmaya ne de okumaya doyuluyor. Yazımıyla, günümüzü aydınlatıyor demiştik zannediyorum ki burayı ufaktan açmakta fayda var. Bilge Karasu, bilinçli bir vaziyetle karanlık ellerin, bizler için karanlık ve sahte bir yaşam kurguladığına parantez açıyor anlatısının münferit bir bölümünde. Çevremizdeki aynalara kızgınlığını dile getiriyor; “Hangi ayna kendimizi gösterecektir bize” sözleriyle. Aynaların (varın siz ona gazete, televizyon, radyo falan deyin) sahte avuntularla; yalanın bir düzen haline getirilmesiyle bizleri, o beklenen büyük Gece’de elsiz, kolsuz, kafasız, dirayetsiz ve parçalanmış bir halde bırakmayı amaçladığını sadece ufacık bir Gündüzcü tarafından fark edildiğini hatırlatıyor. Bu Gündüzcülerin (varın siz ona terörist, komünist falan deyin)
Edebiyat
GeceBilge Karasu · Metis Yayınları · 20202,849 okunma