Öncelikle bu kitabın yeri bende ayrı olucak çünkü İngilizce olarak okuyup bitirdiğim ilk kitap. İlk başta ön yargılarım ve endişelerim vardı. Ya kitabı anlamazsam, ya beni sarmazsa, ya ağır gelirse. Fakat kitaba başladığım ilk dakika bütün ön yargılarım bir anda uçtu gitti. Okuması aşırı rahat ve sürekli olarak bir sonraki sayfada neler olucak diye merak edip kitabı bırakamıyorsunuz. Kitabı iki günde bitirdim ve bu iki gün boyunca duygudan duyguya atladım. Sinirlendim, şaşırdım, kime inanmam gerektiğini bilemedim, gerildim, meraklandım.
Kitap üç kısımdan oluşuyor. Birinci kısımda hizmetçi kızımız Millie'nin perspektifinden, ikinci kısımda ev sahibi Nina'nın perspektifinden ve üçüncü kısımda her ikisinin gözünden okuyoruz.
Bence bu kitabın alt metni çok derin anlamlar taşıyor. Aile baskısının bireyler ve ilerideki hayatlarındaki etkisini çok net görüyorsunuz. Bir insanın intikam ve özgürlük uğruna her şeyi riske atabileceğini, insan psikolojisinin nasıl etkilendiğini, sevdiklerin uğruna fedakarlıklar yapabileceğini gösteriyor.
Ben şahsen okurken hiç sıkılmadım, içimde herkese karşı bir şüphe vardı ama zaten kitabın ikinci kısmına gelince artık olayı çözmeye başlıyorsunuz. Benim kitap hakkında en sevdiğim şey kadın dayanışmasıydı. Öngörülemez ve beklenmedik bir şekilde hikaye örgüsüne katılmıştı.
Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Birçok duyguyu aynı anda hissetmek isteyenler için muhteşem bir seçim olur. Psikolojik-gerilim türünü seviyorsanız bir şans verin derim ben.
Şimdiden okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.