• Unutulmuş gibiyim ben.
    Ve insan bir bakıma
    Unutulmuş gibidir.
    Bilmem ki nasıl anlatmalı?
    Yalnız bile değilim.

    Edip Cansever
  • *BU YAZI SANA,*
    *EY MÜSLÜMAN..!*

    Atalarının o güzel "islami" örfleri nelerine yetmedi ki son bir kaç yıldır tuhaf tuhaf şeyler ürettiler..

    Bakın benim bu sözlerim cahillere değil bilakis "İslami düğün (!) yapıp, Asr-ı saadet misali yuvam olsun diye nikahtan keramet bekleyen Müslümanlara.! "

    Allah Rasûlü a.s kızlarına nikah yaptığında *"Gücü neye yetti ise"* misafirlere de o kadarını yedirdi..
    Fakat kimse haşa onu ayıplamadı,abes görmedi..

    Oysa bugünün babaları sırf yarısı çöpe gidecek yemekler dağıttırıp riba/ kredi / faizle ile düğün yapmaya kendini mecbur hisseder hale geldi.
    Çünkü akraba ve konu komşu denilen bir güruh, insanların başına laf/dert oldu..!
    Bu durum Müslüman ahlakına sığar mı soruyorum sizlere?
    Daha en başından "elalem ne der?" Putu ile insanı faize sürükleyen bir nikahtan / evlilikten keramet beklenir mi?
    Ne kerameti bela olur bela!
    (İşte.!Kavgalar,arayışlar,aldatmalar,
    boşanmalar ortada..)

    Avrupa "düğün böyle olur" diye paketleyip önünüze ne koysa sizde aynısını islami bir kılıfla yapmaya çalışıyorsunuz.
    Kaldı ki onlar kiliselerinde sade bir nikahla evlenirken, gelde bizimkilere kabul ettir bakalım.
    Bugün 5-10-20-30 bin liraya 5 saatliğine salon kiralayan birinin yakasında çok el olacak ahirette buda böyle biline..

    6 saatlik kirası 3 milyar olan gelinliğin bedeli ile Arakan'da 3 su kuyusu açılabileceğini biliyor musunuz?
    Ama yok kızımız bi kere evleniyor(!)
    O çocuklarda bir kere ölüyor zaten derim bende size..
    Hani komşusu açken tok yatan bizden değildi?
    Bunu söyleyen iman ettiğiniz Rasulûllah değil mi?

    Her türlü israf yapılır, sonra ortada iki semazen döner, birde o an kimsenin dinlemediği iki ayet okunur alın size İSLAMİ DÜĞÜN..

    Tabi bunun birde düğün sonrası hezimeti var.
    Mesela;
    İslamı benimsemiş bir kadının ne işi olur misafir odası ile? Ayda bir misafir gelecekte görecek diye her hafta temizliğini yaptığı, dağıtmasınlar diye çocuklarını sokmadığı, insanlardan daha değerli eşyaların bulunduğu bir oda..

    Hiçbir zaman anlamadım/anlamayacağım oturma odasının ortasında bardak tabak dolu olan gümüşlük ne işe yarar? Bardak dediğin mutfakta olur,ihtiyaç halinde kullanılır. Salonda tozlanan bardak tabaklar hakikaten ihtiyaç için mi yoksa gelen görsün diye konulan riya kokulu bir gereksinim mi?
    O muhteşem kristalleri salonunda sergilemek kişinin nefsini tatmin etsede gerçekten bu İslam medeniyetinde çok ayıp birşeydir,marjinallik değil bilakis görgüsüzlüktür.!

    Kadife kılıflı sandalyeler, üzeri mumlarla dolu tamda yahudi usulu çektikce uzayan masalar. Evde dolaşacak,çocukların oynayacağı alan yok her yer eşya dolu..
    Sonra niye ruhum bunalıyor diye doktor doktor geziyorsunuz..
    Sizin evinizde "size" yer kalmamış ki,elbette bunalırsınız.
    Ev misafire göre döşenmiş..
    Bu evde misafir mi yaşıyor, yoksa siz mi? Misafirde kabul edildiği yok ki..!
    Neden herkes sizi tebrik etsin diye ziyan ediyorsunuz bu güzel ömrünüzü? Bu riya niye.?
    Hiç düşünüyor muyuz acaba Rabbimiz rahmetle bakıyor mu şu evlerimize?

    Bizim ne işimiz olur bilmem kaç parçalık yemek takımları ile..
    Bunu duyduğumda çok şaşırmıştım;
    Günlük yemek takımı, misafir yemek takımı..
    Günlük bardak takımı, misafir bardak takımı..
    Günlük çatal takımı, misafir çatal takımı..
    Yazdıkça yazarım gelmez bunun sonu..
    Hangi gün, hangi saat kandırıldık biz?
    Neyi çaldılarda bizden,verdiler bu çirkin algıları?

    Peygamber a.s ve ashabı rd öyleydi böyleydi diye her mevlütte ağlaşıyoruz ama bilmiyoruz ki 100 kişide olsalar hepsinin eli aynı kaba uzanıyordu.
    Ashabın 300 parçalık porselenleri yoktu.
    Ama Vallahi isteseler olurdu!
    Allah "altından dağları" peşlerinde sürütmez miydi dileselerdi? Ama onlar dünyaya ve içindekilere tenezzül dahi etmediler..

    Hiç içinizden geçirmeyin ki:
    - Ama Peygamber zamanında fakirlik vardı alamıyorlardı,yapamıyorlardı.

    Güya siz çok mu zengin kadınlarsınız..?
    Her işiniz borçla krediyle olmuyor mu?
    Borçla insan mutlu olurmu bu nasıl psikoloji bozukluğudur.
    Gerçekten zihnimizle oynuyorlar hanımlar.

    Aslında elimizdekilerle yetinsek,bizden daha mutlusu olmayacakken; Her düğün damadı boğazına kadar borca sokarak yapılıyor benim Müslüman ülkemde..
    Misafirler, perdeyle halının uyumunu görsün diye bir adam borca sokulur mu?
    Siz hiç sevdiğinize merhamet etmez misiniz?
    Yazık değil mi sizi Allah'tan emanet olarak alıp, zaten sizin sorumluluğunuz ve namusunuzu korumak için ezilecek olan adamı birde saçma sapan eşya, altın, milyarlık gelinlik borçları ile çıkmaza sürükleyeceksiniz?

    Ayın sonunu nasıl getireceğini düşünen adamda, akşam size çiçek alma isteği olur mu?
    Aklına hoş şiirler gelir mi?
    Yada sizin yüzünüze bakınca ferahlık bulur mu?

    Burası alice harikalar diyarı değil kızlar kendinize gelin!
    Rasulullah'ın karnına taş bağlatan,Ebu Bekir'in evinde bir çömlek bırakmayan, Musab bin Umeyr'i kefensiz gömdüren dünya!

    Ama pardon!
    Siz bir kere evleniyorsunuz!!!
    Tamda bunu anlatmaya çalışıyorum. Madem bir kere evleniyorsunuz. Öyleyse, kırılacak ve eskiyecek iki parça çaput için hürmetinizi ve sevginizi yok etmeyin!
    Siz yatağa kalbi kırık girip, sofraya gönülsüz oturup, muhabbetinizi yok ettikten sonra inanın evinizin kusursuzluğu sizi ısıtmaz.

    "Aişe'n olayım" demeyi biliyorsanız, dünya da rahat etmeyeceğinizide bilin!
    Çünkü Rasulullah'ın hiçbir hanımının sizin gibi kusursuz birbiri ile uyumlu eşyaları olmadı.
    Bu mübarek kadınlar perdelerle uyumlu, koltuklarla bezenmiş, yumuşacık halılar da gezmedi.
    Bilakis Fatıma rdh annemiz evlenirken, evin içine yumuşak çöl kumu serptiler ki evde gezerken ayakları acımasın..
    Ne babasını zorladı ev eşyası için, nede kocasına:
    - Ben kirada oturmam bana ev al Ya Ali! Dedi..

    Bu yüzden " Zehra" dediler Fatıma annemize yani "Çiçek"
    "Kübra" dediler Hatice annemize yani "Büyük"
    "Hümeyra" olmuştu Aişe annemiz efendisine yani "Güldüğünde hayasından kırmızı yanaklı olan"..

    Nasıl güzel vasıflar,nasıl hoş lakaplar.. Nasıl sevildiler nasıl kıymet gördüler!
    Çünkü onların kocaman yürekleri vardı ki; aşka hürmetleri, Allah'a itaatleriyle dolup taşmıştı.
    Zerrece tenezzülleri yoktu bizim bugün uğruna haramları helal saydığımız dünya metaına..

    Son olarak diyorum ki:
    -Sen kocanı kamçılarken dünya yarışında, cennetin kadınları bunca yokluk içinde yinede "benden razı mısın?" Diye dert yandı kocalarına.

    Aişe annemizin malı mülkü olan bir kocası yoktu ama o öyle bir kadın oldu ki, Rasulullah son vakitlerinde:
    -Cennette sana kavuşacağım ya, ölüm bile güzel geliyor ya Aişe" diye fısıldadı son nefesinde karısının kollarında..

    İşte asıl Mülk böyle bir kadın olup,geçip gitmektir bu dünyadan..

    ~Yağmur Mirzayeva
  • Merhaba yavrum, kumrum..
    Öyle bir çıktınız ki kapıdan birkaç gün evvel, yüzünüzü bile göremedim. İnsan az durup şu aciz dostuna selam etmez mi? Çok ayıp ettiniz doğrusu. Kilo kilo yolladığım akide şekerlerinin hiç mi hatrı yok? Bakmayın benim bu serzenişlerime. Aksi bir ergenin tekiyim nede olsa.. Ahbaplar ciddiye almaz ki siz alasınız anacığım ! Havalar da soğudu. Lakin bakıyorum da evinizin bacasından duman çıkmaz. Söyleyin bana çekinmeyin. Odununuz mu bitti? O beceriksiz Kardoşkin ne alamde? Sade gevezelik, onun bunun dedikodusu anacığım. Neymiş şu filan bilmem kaçıncı dereceden memurun ayakkabısı delikmiş! Bunlar adamı mezara götürür. Ne varmış ayakkabısı delikse? Onuru gururu olduktan sonra çıplak gezsin ne farkeder. Bakın siz fasfakirsiniz. E ben de öyleyim. Ellerimiz üşümüş. Ama bir onurumuz var yavrum. Neyse lafı çok uzattım. Üslubum da iyi değil. Af buyurun. Muhakkak size uğrayacağım. Bu sefer de kapı dışarı etmezsiniz umarım. Bi semaver çayınızı içerim. Tanrı korusun sizi meleğim.

    Aziz dostunuz.
  • Gövdesi ince uzun, eliyse peynir ekmekli
    Beni mi süzüyor ne, çay mı içiyor ne, anlamadım
    Bir asker, öyle bir asker ki, doğduğu günden beri izinli
    Dünyaya izinli, kadına izinli, sevmeye izinli
    Bilmem ki nasıl olmuş her yerden çıkıvermişler
    Ürkek ve devamlı insan yüzleri.
  • Ne çektin be Necdet! Önceki dönemin yazarlarına baktığım zaman hep bir aşk acısı, bir yaşanmışlık ve inanılmaz derecede aldatılan erkeğin aldatan kadını yerdiği kitapları görüyorum. Bakıldığında bunun ne zararı var bunlar bizim klasiklerimiz vs gibi düşünceler oluşur ki normaldir yoksa okumazdık. Peki, sorun ne? O dönemin yazarlarını şimdi okuyoruz ve bu durumu yaşıyoruz. Hatta o dönemin Taze yazarlarıyla bugünün Miracına çıkarken; bu dönemin Tazeleri de gelecek dönem Miraca mı çıkacaklar diye düşünmeden edemiyorum. Bundan da korkuyorum.
    Yakın dönemin oldukça popüler, ellerden değil dillerden düşürülmeyen eseri Kürk Mantolu Madonna’nın eserine benzerliğini de hesaba katınca acaba Sabahattin Ali de bundan etkilenip en iyi ürününü ortaya böyle mi koydu diye de düşünmeden edemedim.
    Efendim, farkında mısınız bilmem ama bu tarz eserlerde bir de gözümüze çarpan ve Aşk ne kadar öne çıksa da, kendisi ne kadar gizlenmeye çalışılsa bile bir SADAKAT konusunu görmekteyiz. Sizce de konu, mühim değil mi? Hadi bunu biraz açalım içimde kalmasın.
    Yok ya sen oradan bağlıyorsun, böyle şey yok, saçmalama bro gibi yorumlarınız mı var? O halde sizleri geriye götürüp sayfa 62de ilk paragrafa döndüreceğim. Orayı yazmayacağım tabi ama gönlüm razı gelmez. O kısmı buraya bırakacağım.
    https://i.hizliresim.com/g6J70b.jpg
    Ne kadar doğru değil mi? Hatta ben bunu cinsiyet ayırmadan tüm durumu yaşayanlara ithaf edeceğim. İthaf ve itham. Oldukça farklı iki kelime. Buna da yeri gelmişken değinelim. İthaf Etmek, birinin yapıtını bir başkasına sunulmasına denir. İtham ise bunu suç mahiyetiyle iletmektir.
    Şimdilik hepinize bu kadar baş ağrısının yettiği kanaatiyle kitabımızı noktalarken her zaman olduğu gibi kitabın taralı halinin mevcut olduğunu ve arzu edenlere iletebileceğimi belirterek; keyifli okumalar diliyor ve siz değerli okur kardeşlerime veda ediyorum..
  • Bir güzel bilirim, bir daha bilmem
    Onda gör cilve nedir, eda nedir
    Öyle satar kendini dirhem dirhem
    Ondan bu gönül deli divanedir

    Nerden çattım böylesi bir güzele
    Netsem, neylesem o kız geçmez ele
    Kaptırdım kendimi bir kere sele
    Bana sor dalga nedir, kaya nedir

    Gündüz işimde beni şaşkın eder
    Gece düşümde beni çılgın eder
    Ayrılığı başımdan aşkın eder
    Bir sevda ki yanmaktan başka nedir?