• "En çok arzuladığın şeyin benim seninle evlenmem olduğunu söylediğinde, yazık ki benim aynı zamanda ablanla, eniştenle, yeğeninle ve de bilmem ablanın kaç müşterisiyle evlenmem gerektiğini belirtmedin."
    Fernando Pessoa
    Sayfa 61 - Sel Yayıncılık
  • Sende farklı bir şey var.”
    “Nasıl farklı bir şey?”
    “Bilmiyorum ama sana dayanmak çok zor. İnsanı çeken bir şey var sende.”
    “Bilmem ki... Bunu çok söylerler ama nedir bilemem. Bir tür şeytan tüyü herhalde.”“Sen bir erkeğe her istediğini yaptırabilirsin. Sana karşı durmak, sana kayıtsız kalmak çok zor. Çekiyorsun beni.”
    “Lütfen araba kullanırken bu çekimime kapılma.”
  • -Kocam bana yeni bilmem ne aldı, çok MUTLUYUM.
    -Ayy kahve falımda üç vakte kadar kısmetin var dedi kadın, çok MUTLUYUM.
    -Karımla aram bu sıralar çok iyi, çok MUTLUYUM.
    -Maaşıma zam geldi, çok MUTLUYUM.
    -İstediğim işi aldım, çok MUTLUYUM.

    "Ee, neresi yanlış bu cümlelerin?"

    Bu cümlelerde MUTLULUĞUNUZ sürekli etrafınızda olan birtakım olayların sonuçlarına endeksli.

    "Ee, normali bu değil mi?"

    Hayır değil. Eğer mutluluk formülünüz şöyle ise:

    FALANCA OLAYIN OLMASI = MUTLULUK

    Falanca olay olmadığında bu formül aynen şöyle değişir.

    FALANCA OLAYIN OLMAMASI = MUTSUZLUK

    Bu da demektir ki, mutluluğunuz aslında pamuk ipliğine bağlı. Başkalarının ne dediğine, nasıl davrandığına, olayların nasıl geliştiğine bağlı. Yani HER AN DEĞİŞEBİLİR! Valla kolay gelsin. İnsan herhalde böyle bir mutluluk anlayışıyla lafayı yer. Çok ciddiyim.

    -Annem gelmiyor. MUTSUZUM.
    -Kocam bana bi b.k almamış. MUTSUZUM.
    -Kahve falına bakan kadın kahveyi döktü, geleceğimin canına okudu. MUTSUZUM.
    -Karımla aram kötü. MUTSUZUM.
    -Zam alamadım. MUTSUZUM.
    -İşi alamadım. MUTSUZUM.

    Eğer gerçekten mutluluk böyle sonuçlara endeksli bir kavram olsaydı, fakir ama mutlu insanları, kimsesiz ama mutlu bir yetimi nasıl açıklayabiliyorsunuz?
    Aykut Oğut
    Sayfa 234 - Doğan Novus Yayınları
  • Niye üzülürdüm ki bilmem
    bir tane diye kalbim eskiden
    kırıla kırıla anladım sonunda
    fazla gelirmiş meğer
    bir kalp bile insana
  • Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla,
    Bazan sessiz sedasız, ipekten kanatlarla,
    Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla,
    Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla,
    Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla,
    Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla,
    Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla,
    Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla..


    Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle,
    Öldür bendeki beni, sonra dirilt kendinle,
    Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle,
    Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle.
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle,
    Ama her defasında geri döndüm seninle.
    Hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle?
    Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle..


    Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin?
    Bazan kızkardeşimsin, bazan öpöz annemsin,
    Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin,
    Eksilmeyen çilemsin,
    Orda ufuk çizgim, burda yanım yöremsin,
    Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin,
    Çaresizim, çaremsin.
    Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin?


    Yavuz Bülent Bakiler
  • Koca 1000kitap'ta 2 okunması olan, ki birisi ben oluyorum sanırım, bu kitabı çok mu aradım? Nerelerde aradım, nasıl buldum? Durun anlatacağım hepsini.

    Bir gün yine en amaçsız dakikalarımı Instagram'da harcarken, takip ettiğim profillerin birisi bir gönderi yayınlamış. Takip ettiğim kişi bir editör. Kendisini zamanında Ali Lidar'ın bir mentionı sonrasında takibe almıştım. Hayır hiç Ali Lidar okumadım, buna rağmen neden takip ediyorum herhangi bir cevabım da yok. Bu arkadaş bir post atmış, İthaki yerli edebiyattan yakında bir kitap çıkacak, hem yerli hem fantastik çok heyecanlıyım gibi bir şeyler yazmıştı. O ne olaki dedim, açtım Google'da Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabını arattım ilgimi çekince girdim 1000kitap'ta okunacaklara ekledim. Sonra öğrendim ki yazarın Hepsi Hikaye adında bir youtube kanalı varmış, burada edebiyat, yazarlık, yazma üzerine kısa videolar; edebiyat camiasından bir takım kişilerle söyleşiler yayınlıyormuş. Onu da takibe aldım, çok da memnun kaldım iyiki keşfettim. Gerçekten okuma üzerine, yazma üzerine, kurmaca üzerine sıkmadan, bunaltmadan gayet esprili ve doyurucu sohbetler var kanalda.

    İşte benim yukarıda 1000kitap'tan girip, Instagram'a oradan yazara edebiyata kanala dolaştığım bu karmaşık anlatıya (haşaa) yazar postmodern demiş girmiş kitaba.

    Kitabın başında önce kendisi karakter iken, o karaktere Hoca B.diye bir karakter yarattırmış (haşa hocam) bunun üzerinden de bir kurmaca nasıl oluşturulurun denklemini vermiş.(Gerçekten bir denklem de vermiş). Kuralları söylemiş;

    Postmodern metinde;

    *Karakter içinde karakter, metin içinde metin, bilmem ne içinde bilmem ne var. Postmodernistler bir şeyin içine ... bir şey koyup buna da üstkurmaca diyorlar.
    *Self-reference denilen şey olmalı. Yani metin sürekli metinselliğini belli edecek.
    *Sürekli bir belirsizlik, rahatsızlık durumu var.
    *Zamanda kırılma olacak, geçmişte miyim, şimdiki zamanda mı gibi..
    *Kelimelerle oynanabilir, kelime anlamını kaybedebilir.
    *Ne kadar post olursan ol kendinden bir şey katman lazım. Bir yöresel motif örneğin..
    *Metinlerarasılık...
    *Yazar kitabın içinde bir var bir yok, yazar yazar mı, anlatıcı mı, kahramanın kendisi mi... (Bilge Karasu'ya Gece'den selam olsun.)
    *Kendi çağından da örnekler katmalı.
    *Okurla karşılıklı etkileşim kurabilmeli.(Bülent Bey bloğuna yönlendirmiş.)

    Oyunun kurallarını sıraladıktan sonra öyle atıyosun tutuyorsun ama göster hele Bülent demiş ve öykülere girmiş.

    Zaman kargaşası kurmuş, bir hikayeden belirsiz zamana, bir Osmanlı'da belirsiz zamana bir şimdiki zamanda anlatıcıya dönmüş. Bir Zweig'ın Satranç öyküsünü tekrar kurmuş. Yerine denk getirmiş kurmacaya Olric ve Albayım girmiş.

    Yazı Üçlemesi'ndeki üç öykü muhteşemdi. "Nokta" öyküsü biraz Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sını da anımsattı, sanırım üstad - nokta/harf - cinayet temaları nedeniyle benzettim. "Kebikeç" en müthiş kurguydu kitaptaki, Kebikeç ve mecaz anlamdaki kitapkurdu bağlantısı çok çok güzeldi. "Bıçak Ustası Kesiği" doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım şehirde geçtiği için ayrı bir tebessüm oluşturdu okurken, zira yazar da Bursalı. :)

    "Zaman Seyyahı" öyküsünde içim burkuldu, bana göre bu öykü sahile vuran Suriyeli bebek için yazılmış. Bu öykü daha önce dergilerden birinde yayınlanmış olabilir ve buradaki okurlardan birisi bunu oralarda okumuş da olabilir, fakat ben yazarla kitabını görene dek hiç karşılaşmadım.
    #31564911

    Kitap muhtemelen daha önce dergilere yazdığı öykü seçkileri ile bitiyor. Bunlarda bir Şaman olup kopuz çalıyoruz, bir yaz tatilinin ortasında Hogwarts'a kaçmak istiyoruz.

    Bir ilk kitap olarak beklentimin çok üzerindeydi. İşin içinden birisinin kaleminden postmodern öyküler okumak isterseniz, kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

    Benim de içime dert olan, Hepsi Hikaye'deki bir söyleşide mevzu bahis ettikleri, kitaba yapılan eleştiri sığ kalıyor; harikaydı, çarpıcıydı, kesinlikle tavsiye ediyorum laflarından öteye geçemiyor sözleri sebebiyle biraz uzun bir incelememsi oldu. Çok daha güzel olabilirdi bu yazı ancak bu yaz yoğunluğunda telefonda yazmaya uğraşırken bu kadar çıktı. Nihayetinde ben de kendi halinde bir okurum, edebiyat eleştirmeni olsaydım siz o zaman görürdünüz ne terimler sallardım burada. =)

    Israrla tavsiye ediyorum.
  • OĞLAK Burcu

    İnatçı keçi seni. Seni gurur budalası, pire için yorgan yakan şapşal seni. Dobralıkla patavatsızlığı bunun kadar karıştıran başkası yoktur şu cihanda. Her an bir siniri krizi geçirmeye müsaittir. Onun için o daha iyi, bu daha kötü gibi bir ayrım genelde yoktur. İki şey arasında kıyas yapamayacak kadar absürt ve gereksiz bir insandır. Bu nedenledir ki, çok mecbur kalmadıkça saçlarınızın yeni şeklini, kıyafetinizde yaptığınız değişikliğin nasıl olduğunu, bu rüküşten veya daha doğrusu bu garip insandan başka birine sorsanız iyi edersiniz. Yani biraz kaz kafalının tekidir. Onun aklı fikri arkadaşlarıdır. Sonra da onlardan yer nanayı , görür Hanya yı Konya yı. Özel hayatının didiklenmesinden hiç hoşlanmaz. Sanki kimin umurundaysa, bunun kendi gibi sıkıcı kurallarla boğulmuş özel hayatı. Eğer bir filmi onunla birlikte izleme gafletine düştüyseniz şayet, size durup dururken, oyuncunun en son ne söylediğini sorar. Filmin her sahnesinde yorum yapar, o da olmadı absürt bir şey bulur kafanızı karıştırır. Olmadık yerde güler, olmadık yerde soru sorar. Onu sorar, bunu sorar... Sanki mezar taşına yazdıracak, yıllarca bilmem kimlerin canına tak ettirip öğrendiği onca gereksiz bilgiyi.