gülay çetkin, Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm'ü inceledi.
47 dk. · Kitabı okudu · 8/10 puan

hepsinden evvel bir insanın iç dünyasındaki yaşanılanları, değişim sancılarını aktarmış. zevkle okunan bir eser. baştan itibaren sarıyor okuyucuyu

''Bir adam eşeğin üzerinde geriye dönük olarak oturuyorsa neden hemen adamın ters oturduğunu varsayarız da eşeğin ters olabileceğini düşünmeyiz?''

- Anonim

Mustafa Büyüksoy, bir alıntı ekledi.
 57 dk. · Kitabı okuyor

Akıntıya karşı birey olmak
Bir adam varmakta olduğu sonu bilir ama bir daha dönüp dönmeyeceğini, ilk başladığı yere geri dönüp o başlangıcı benliğinde tutup tutmayacağını bilemez. Eğer nehrin akıntısında döne döne sürüklenen bir çomak değilse, o zaman nehrin kendisi olmak zorundadır; kaynadığı noktadan, denize döküldüğü yere varasıya, tam bir nehir.”   

Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin (Sayfa 131)Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin (Sayfa 131)

Sevgi Farklı bişi:))
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.

Gençtiler, çok genç…

Birbirleriyle konuşacak Cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında.

Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında…. Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar.

Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki…

Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca,

– “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler…

– “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam

– “hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep…

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,

– “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak…” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,

– “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma” mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı…

Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten… Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.

Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir Gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan.

– “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama.Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı…”

– “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?” diye yanıt verdi adam.“Amerika’da ki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı… Kaç para olursa olsun! burası bizimdir artık…”

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.

Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı. Ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı:

– “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…”

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir.Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama.

– “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere…

Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği…

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,

– “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı.

– “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya…”

– “Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı…

Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı…

Kocasının eskiden aynı Hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın…

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.

İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.

Kapıdan çıkarken,

– “Son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın,

– “Defol!” dedi nefretle…

İlk celsede boşandılar… Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı.

Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti… Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü.

– “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.

-“Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın.

Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:

– “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir gün önce öldü.

Geçen yıl Amerika’da ki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi.

Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.

Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta,

“Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem”diyordu…Sırayla okudu;

– “Seni çok sevdim”,– “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”,– “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.”– “Fakat benim için ölmeni istemedim”– “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.”– “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?”

Son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın… Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

– “Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım…”

Dedem İbrahim üstüne
Elleriyle sıkınca toprağı
Nasirlarina camur dolardı hep
Bir başladımi konuşmaya
Tabiat susardi.
Şimdi ise
Yedilere kirklara karıştı adam...

Homeless, Bir Bilim Adamının Romanı'ı inceledi.
 1 saat önce · Kitabı okudu · 20 günde

KÜSÜRATLAR TAMAM, TÜM TAMAMLAR EKSİK!

İşte böyle bir ülkede bir bilim adamı olmak, nasıldır tahmin edebilir miyiz?
Sadece Türkiye için geçerli mi bu durum bilmem sanırım insanları gerçek ve doğru bir biçimde yorumlamak için onların ölmelerini beklemek gerekiyor.


Ülkemizi pek ilgilendirmeyen mecralardan biri de malumunuz bilim. Globalleşen dünyanın enerji ve bilim ile nefes aldığı aşikar. Bir çok bilim adamımızın yaşadığı ülkenin vatandaşlığı altında ürettiği fikirleri hayranlıkla izliyoruz. Finlandiya'da 8 Türk bilim adamımız mevcut. ABD'de yaşayan Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü'nü aldı. Oysa ne diyordu Gazi Atatürk bizlere ''Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!''


Mustafa İnan doğmadan önce 5-6 kardeşi ya doğum esnasında ya da doğduktan 1-2 yıl sonra vefat ettiğinden babası 4 yaşında damdan düşünce ''bu çocukta ölecek'' diyerekten Mustafa'dan umudunu kesmiş. Mustafa'nın yaşamayacağını düşünmüş. Mustafa inat etmiş ve yaşama tutunmuş. Daha sonraları Mustafa İnan'dan için babası ''Senden adam olmaz, bundan adam olmaz'' dermiş. Mustafa İnan damdan düşüp yaşama tutundu. Atasının adamlığıyla alakalı öngörülerini de boşa çıkardı. Hem adam olmanın ötesinde Türkiye'yi çağ atlatacaktı bu adam. Öğretmen Mustafa, İnatçı Mustafa, her şeyi bilmek istiyor, her bildiğini her tanıdığına öğretmek istiyordu. Türkiye'nin ilk yurtdışına eğitime giden öğrencisidir ayrıca.

Mustafa İnan Zürih'in Eidgenössichen Technischen Hochschule Üniversitesi'nde yurtdışı eğitimini aldı. Orada kalsaydı, muhtemelen ismini bu kitap özelinde duymayacaktık. Büyük bir bilim adamı diye sahiplenip ismini üniversitelere, caddelere, sokaklara verecektik. Öldüğünden 4 yıl sonra hakkında TÜBİTAK'ın bu kitabı yazmasına önayak olması ve bu eser ile ölümsüzleştirilmesi bile değerlerimize ne denli sahip çıktığımızın apaçık göstergesidir. Söz konusu üniversitenin kendisine kalması noktasında samimi ısrarları, hatta ısrarın ötesinde baskı yapmaları bile onu kararından vazgeçirmemiş, Jale ve vatanına olan aşkı onu tekrar bu topraklara getirmiştir.

Mustafa İnan kimdir? Mustafa İnan düşünmeyi unutmuş, yeniden ayağa kalkmaya çalışan yorgun bir ülkenin ufuklarını açmaya, sınırlarını zorlamaya çalışan bilim insanıdır. Ülkesine bilim adına bir çok ekol getirme çalışırken sağlığını hiçe sayan sadece sağlık olsa bütün yaşamını hiçe sayan bir bilim adamı. Mustafa İnan öğrencilerine daha geniş yelpazede ülkesine düşünmeyi, sorgulamayı öğretmeyi amaçlar. Budur gayesi, budur gökyüzüne baktığında gördüğü hayal, budur odasının tavanına baktığında gördüğü resim. Elastisite'yi, mekaniği, en önemlisi matematiği ülkemize kazandırmaya çabalar. 56 yıllık yaşamı boyunca bunun savaşını verir.


Meselesi olan adamdı. Meselesi Türkiye idi. Aslen Malatya'lı olup Adana'nın bağrından kopan bir gardaşımız, abimiz. İsmini bile zor yazdığım mukavemeti, elastisite'yi ülkemize tanıtmak istedi. İleri gitmek ancak düşünmeyle, düşündüğünü icraate geçirme ile olabilirdi. Ekonomik zorluklar da hayatında hiç ama hiç eksik olmadı. Hayatındaki eksiklikler onu hiçbir gayesinden eksiltmedi.
Hayatı boyunca kendi ülkesinde yaşamak isterdi Mustafa İnan ve herhalde kendi ülkesinde ölmek isterdi. Mustafa İnan öldükten sonra bile borçtan kurtulamadı. 1911 yılının Ağustos ayında elli altı yaşını dolduramadan vefat etmişti.

#28602277 nolu etkinlikle sevgili kardeşim Ömer Gezen in ısrar seviyesine ulaşan tavsiyesiyle okudum. İyi ki de ısrar etmişsin :) Okurken büyülendiğim bir kitap oldu. Ayrıca dilimize sonradan giren sözcüklerle alakalı kısım çok hoşuma gitti. Mustafa İnan sayesinde bende bu konularda daha araştırmacı olacağım. Bir bilim adamı olamayacağım belki ama ülkeme yararlı bir birey olacağım. Her şey okumaktan geçiyor, bilme eylemini gerçekleştirmemiz gerekiyor. Okuyup, daha çok öğreneceğim. Hocam bunun sözünü verebilirim. Allah senden razı olsun!

Rektör İzzet Gönenç'in sözüyle bitirelim: ''Mustafa İnan Türkiye'de bir bilim ekolü yaratıp, bir devir açmıştı'' Ruhun şad olsun hocam.

Leyla Adige, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

“İnsan kocaman bir adam olur, hayatta yolunu çizer ve nesneler değişir.”

Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 69 - Can)Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 69 - Can)
Leyla Adige, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

“Yalnızca bana sevgisiz hayatın beş para etmediğini öğreten bir adam.”

Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 59 - Can)Güneşi Uyandıralım, José Mauro De Vasconcelos (Sayfa 59 - Can)