• Bok gibiyim hissizleştim ne hissettiğimi bilmiyorum. Aslında biliyorum ama kelimelere dökecek kadar cesaretli değilim sanırım. Ne yapacağımı bilmiyorum. Genel bir durum ve amına koyduğum dünyasının neresinde bir rolüm var ve ben ne sikime geldim bilmiyorum. Ama sordun ya söyleyeyim şimdi, aslında çok iyiyim ya sen?
    Onurcan
  • 194 syf.
    ·2 günde·1/10
    .

    Dünya üzerinde herhangi bir insanın zekâsını tartışmak, ileriliği geriliği üzerinde fikir yürütmek bence ahmaklık göstergesidir. Hele bir insanın kendini çok zeki, etrafındakileri işe yaramaz, aptal, kendinden aşağı göstermesi, eleştirdiği insanları değil kendini alçaltan bir tutumdur. Yani, bence öyledir !

    Kitabı bitirdikten sonra, “Keşke okumasaydım.” demiştim ama biraz düşününce “Yok yok okumam iyi oldu.” dedim. Necip Fazıl hakkında birileri bana, egoist kendini beğenmiş biri deseydi, “Hadi ordan sen de!” der, kâle almazdım. Kendi hayatını kendinden okudum ve kendisi hakkında gerçekten hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.
    Şimdi bazı arkadaşlarım, bu yorumuma muhalefet edip “O’nun egoistliği Allah içindir. Devrin şartlarından ötürüdür, kendine saldıranlara karşı direnç göstermedir.” diyebilir.
    Peşinen belirtmeliyim ki, hiç de öyle düşünmüyorum. Necip Fazıl’ın sanatçılığı, zekası, yeteneği hakkında hiç kimseden eleştiri okumadım, duymadım diyebilirim.
    İnsanız, elbet de sevdiğimiz sevmediğimiz, doğru bulup eğri bulduğumuz taraflar olacaktır, icabında eleştirecek yorumlayacağız ama hiç mi yetenekli insan yoktu? Herkesi bir küçümseme herkesi bir yetersiz görme ..
    Nazım Hikmetof’tan tutun da Ziya Gökalp’e, Hamdullah Suphi’den tutun da Yahya Kemal’e .. herkes kötü, hiçbirinin edebiyatçılığı beş para etmez de bir sen mi iyisin?
    Olmadı Üstat ! Kişi mütevazı olmalı.

    Kendi nasıl zengin bir ailece, ne derece şımartılmış büyütüldüğünü zaten anlatmış. Gerçi hayat bu, herkes eşit şartlarda doğup büyüyemez ama bunun olumsuz etkisi maalesef üstünden gitmemiş.

    Ayrıca kafamı kurcalayan bir konu daha var;

    Çanakkale Savaşı sırasında bahriye okulunda öğrenciymiş, sağlıkla ilgili askerliğe mani hiçbir durum söz konusu değil, okul bitmeye yakın okuldan ilişiği kesilmiş,', sonra Erzurum’a dayısının yanına gelmiş, ardından İstanbul’a dönmüş. Yani bu süreç 17 – 18 – 20 li yaşlarına tekabül ediyor. Ülkede kurtuluş savaşı yılları, herkes canını dişine takmış canla başla mücadele ediyor. Bizimki sağda solda kendine gelecek kurma peşinde. Acaba niye cepheye katılmamış?
    Kitap boyunca da Cumhuriyete, dönemin ileri gelenlerine giydirmeyi ihmal etmiyor. Vallahi babam da olsa kusura bakmasın, sen zengin deden sayesinde güvenli, gayet hoş konaklarda keyif çatarken, dayının yardımıyla Erzurum’dan Kars’a meyve satmaya giderken ben çekirge unundan yapılmış ekmek yiyerek Medine’de Peygamber Efendimiz’in kutsal emanetine sahip çıkmaya çalışıyorsam, o yoklukta imkânsızlıkta üç kıta yedi iklimde canımı sebil edip oluk oluk kanımı akıtıyorsam, fırtına dindiğinde, masaya oturulduğunda senin değil benim dediklerim olur.

    Kitabı iyi ki okumuşum, bence siz de okuyun.

    23.01.2020 23.00 Erciş

    .
  • Allah Teala C.c.kullarını affeder.Ama gel gelelim kul kendi gibi kulu affetmez.böyle garip bir durum
  • 144 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    •Yalnızlık hiç bu kadar zevk vermemişti.


    •Dostoyevski’nin kitaplarını neden okulda işlemiyorlar anlamıyorum. Kendisi insan analizlerini en iyi yapan birkaç yazardan biri.


    •Öyle ki kitap 150 sene önce yaşamış bir adamın iç dünyasını anlatıyor. Ve nasıl oluyorsa okuyan herkes bu adamda kendinden bir parça buluyor.
    Kendi bilinçaltından, karanlık bir parça.


    •Yazar kitaptaki “yeraltı” ifadesi ile bilinçaltı ve kişilerin iç dünyasını kast ediyor. Baya karamsar bir ruh hali ile yazılmış.


    •Kendine yarattığı küçük ve tek kişilik bir dünyada yaşayan sıradan bir insanın kendini yererken aynı zamanda insanlığı da eleştirmesi hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.


    “Kendimizdeki kusurları başkalarında görmeye hiçbirimiz dayanamayız...” Oscar Wilde.



    •Kendi iç dünyasına kapanan insanlardan tiksinen, insanları hiç sevememiş, adı olmayan kırklı yaşlarda bir kişinin iç çatışmalarını ve hezeyanlarını dile getirmiş.


    •Kendisini aciz, zayıf ve işe yaramaz bir varlık olarak hisseden karakter, buna karşın dış dünyadaki insanları da düşüncesiz, salak ve yaşadıkları dünyadan bihaber olan canlılar olarak tanımlıyor. Buna göre kendisi aslında o insanlardan daha zeki ve görgülüyken, yine de normal bir yaşamı hak etmeyecek kadar zavallı olduğundan kendisini yeraltında yaşamaya laik görüyor.


    •Yeraltındaki bu karakter bir takım itiraflar yapıyor, serzenişlerde bulunuyor, ahlakı ve diğer insanları yargılıyor, ikiyüzlü insanlara hakaretler ediyor, iç konuşmaları ile şikâyetlerini, isyanlarını ve hayıflanmalarını anlatıyordu.


    •İkinci bölümde yer üstüne çıkan kahraman gençlik dönemlerini gözden geçirip önceden arkadaş olduğu birkaç kişi ile yarım kalmış hesapları görmeye çalışıp, neden bu hale geldiğini anlamaya çalışıyor.


    •Gittiği yerde bir kızla tanışıp kıza ev adresini de veriyor. Bir yandan kızın gelmesini istemiyor bir yandan da her gün onu bekliyor... Kıza âşık olduğunu kendine bile itiraf edemiyor.


    •Ona göre aşk ve evlilik birinin diğerinin üzerinde üstünlük kurma hakkı kazanmasıdır. Buradaki aforizmalar baya akılda kalıcıydı.


    •Bir sabah yardımcısı Apollo ile tartışırken kız çıkıp evine geliyor. Bu durum onu daha da öfkelendiriyor, başkaları onun kalbini ve gururunu nasıl kırdıysa o da kızın kalbini ve gururunu  sözleriyle, tavırlarıyla kırdığı için her şey daha başlamadan bitiyor. Ve adam tekrar kendi karanlık iç dünyasına geri dönüyor...
  • 400 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Oldukça sürükleyici, güzel bi' kitaptı. Her sayfa kendini merakla okutturdu. Acaba bu kitapta konu, yani bela ne olabilir, diye arka kapak yazısını okuduğumda altından ne çıkacak, diye merakla kitaba başlamıştım. Ve ortaya çıkanlarla, Cat ile birlikte biz de şaşırıyoruz. Meğer bizim, hatta olayın baş karakteri Cat'ın bile bilmediği, hatırlayamadığım neler varmış... Bones, mükemmel, aşık adam. Neler çekti yahu. Evet, Bones'i biraz fazla hanımcı buluyordum ama sonunda, onun bile canına tak etti ve içini boşalttı. Sonuna kadar haklıydı. Cat, bazen oldukça çocukça davranıyordu. Kendini kanıtlama pahasına gereksiz durumlara sebebiyet veriyordu ama çok da can sıkmıyordu, ta ki Bones'in önüne geçip; her şeyi ben hallederim, sevdiklerimi ben korurum, saçmalığıyla her planı bozana kadar.

    Bones ve Cat, düşmanlar tarafından çok sınandı, çok olay gördüler ama ilişkileri yönünden Cat'ın onu bırakıp gittiği zaman haricinde bir durum yaşamamışlardı. Evet, onu atlattılar ama bu kitapta Gregor adındaki Bones'ten bile güçlü vampirin Cat'ı istiyor olması ilişkileri yönünden dengeleri sarsacak ve bir şeylerin iyi ve kötü yönden değişmesine sebep olacak bir duruma sebep oluyor.

    Ortalığın fazlaca kızıştığı, duyguların coştuğu ve tehlikenin her bir koldan geldiği bir kitap oldu. Kayıplar verildi ve büyük değişimler yaşandı. Ve Cat, bir kez daha farklılığını ortaya koydu. Diğer kitapta olaylar olaylar.️ Okuması da bayağı keyifli bir kitap oldu, en azından kızdığım durumlar haricinde.
  • Olay  babamın ve annemin  gençliğine  uzanıyor .
    Annem ve babam  amca oğlu amca kızı.
    Babam gençliğinde de yardım sever hoşgörülü bir kişiliğe sahip yardım  edilmesi gereken herkese koşup yardım eden bir kişi .
    Annem de  babamın özelliklerini aratmayacak özelliklere sahip artı olarak elindekilere sahip çıkmasını iyi bilen  bir kadın .

    Babam köyün  yakışıklısı  tuttuğunu kopartan canla başla tarlayı eken biçen ahırlarda bulunan yetiştirilen hayvanlar ile ilgilenen evin seçilmiş  çalışanı hani her evde vardır ya birisi hep bütün günahları çeker  babam da o şekilde seçilenlerden imiş .

    Annem ile babam ne yazıktırki bu konuda da aynı kaderi yaşamışlar
    Her ikiside iki hanenin kendini parçalayan evlatları olmuşlar

    Babamın  artık genç yakışıklı deli kanlı annem hanım hanımcık ev kızı  çünkü böyle olmak zorunda orası bir köy
    Evler karsılıklı olmasına rağmen o dönemler de 10 metre karşıya geçerken bile kadınlar kızlar yüzlerini eşarpları ile örterek geçermiş .
    Çarşıya pazara giderken örtünüp kara çarşaflar A bürünürlermiş .

    Ara ara dedemin babama ettiği zulümlerden babam bıkmış  farklı kaçış yolları aramaya başlamış  ilçede şehirde yada bölgede
    Evden uzaklaşacağı bir iş be olduğu önemli olmayan amaç evden uzaklaşmak

    Babam bir dönem Trabzon'da bir bisküvi fabrikasında çalısır  işde Trabzon'a gelen giden le görüşür buluşurmuş
    Gelen giden büyükler etme oğul o senin baban gel gidelim derken babam köye geri gelir

    Annem ile evlilik niyetindedir 
    Babam iki evin işlerini yüklenmesine  rağmen annem in babası bu işi yokuşa sürer Nuh der peygamber demez

    Onu araya sokarlar bunu araya sokarlar  bu durum bu düşünce değişmez

    Babamın babası da annem in babası ile dargın küs olduğu için bu niyet yokuşa sürülür

    Annem 17
    Babam 16 yasında  babam artık ısrarcı bu duruma o diyor başka birşey demiyormuş
    En sonunda  babam çekiyor belinden silahını
    " TEYZEME YA BANA GİDER ALLAHIN EMRİYLE KIZI İSTERSİNİZ YADA BEN GİDİYORUM  "
    Annemde niyetliymiş bu duruma varıp evlenmek niyetinde ama büyüklerimiz dedelerimiz olsun der olurmuş olmaz dermiş olmaz mış .

    Teyzem bu durumu gidip babamın babasına söylüyor baba bu oğlan böyle böyle diyor o diyor başka birşey demiyor gel etme gidek isteyek Allah'ın emriyle düşman değiliz verirse alırız vermezse hal yoluna bakarız .

    Dedemin inadı ağır basıyorken babamın restine rest çekiyor ve o iş olmaz diyor  sayıp söverek .

    Annemin babası duyuyor  durumu  kızı vermezlerse gidecek ,

    Annemin babasıda çok severmiş babamı

    Gelsin alsın kızı o benim kızımsa o da benim oğlum demiş vermiş annemi .

    Durumlar böyle olunca düğündü dernekti derken  evlerin birisi annem ve babama tahsis edilir .

    Kimseden bir fayda olmayacağını  bilen annem ve babam Sırt sırta verip kendi yuvalarını kendileri gıdım gıdım oluştururlar
    Günler bu şekilde karlı yağmurlu güneşli giderken

    İlk evlatları ablam doğar
    Üç sene sonra
    Diğer ablam
    Üç sene sonra  abim
    Bu arada iki hiç tanımadığım görmediğim iki kardeşim de rahmetli olur kırkları çıkmadığı söyleniyor
    Ve 1986 senesinde ben doğuyorum
    İki kız iki erkek kardeşler olarak ailemiz  toplam 6 kişi oluşuyor  .

    6.BÖLÜM "ACI MEKTUP  YÜREK SIZLATIR .... "



    olarak siz değerli okuyucular için sunulacaktır .
  • 200 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Bir kazancı haksız yere sahip olmakla negatif bir enerji yaratılır. Bu zamanla ruhları kirletir ve mutsuzluğu beraberinde getirir. Buna HUŞA denir. Kazanma kendini iyi hissettirse de bu HUŞA yüzünden insan bir türlü mutlu olamaz. Bir süre sonra karakteri değişir ve yaşlandıkça yüzüne vurur. Servet ne kadar artarsa artsın bu durum değişmez.HAKLI BİR KAZANCIN GETİRİSİ BİZE KATTIĞI SERVET İLE DEĞİL, BİZİ HUŞA'DAN UZAK TUTMASIYLA ÖLÇÜLMELİDİR.