• O gül-endâm bir al şâle bürünsün,yürüsün
    Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün,yürüsün

    Vâsıf
  • Bak şu gül bile yalan söylüyor. Öyle taze bir duruşu var ki, manası: "Ben solmayacağım, ben ebediyim’den başka bir şey değil. Yarına kadar solacak halbuki. Yalan söylüyor.
  • Kâğıt ile kalem arasında geçen günlerini özlüyordu. Zamanı geri döndürebilseydi, acaba, eski hayatını devam ettirir miydi? Her şey gül gülistan olsa belki. Aynı şartlarda aynı şekilde davranacağına inanıyordu, İslâm âlemi, dört yandan tutuşmuş yanarken, Müslümanlar kan ağlarken, bir köşede edebî manzaraları sürdüremezdi. Mutlaka kılıca el atar, kalemle yapamadığını yapardı. “Allah’ını seven arkamdan gelsin!” diyerek.
  • Bugün Sarıldık Seninle Haberin Yok

    Suyu fazla konulmuş bir leğen gibi
    Taşıyorum
    Sallayarak götürüyor özensiz biri beni
    Ama yere dökülmüyorum
    Bir kova getiriyorlar
    Fazlalılığımı ona dolduruyorlar
    Birkaç damla düşüyor yere
    Aldırış etmiyorlar
    Hoyrat bir bezle hemencecik siliyorlar
    Bırakın silmeyin diyorum yalvarıyorum
    Benim de bir izim kalsın bu dünyada
    Belki çiçek bile açar laminatlarda!
    Ama ağzımı kuru gül yapraklarıyla tıkamış
    Bir faili meçhul
    Duyulmuyorum...
    İçimde kova kova sen

    Bilsen nasıl bir savaştayım
    Siren sesleriyle dolmuş gökyüzüm
    Biber gazı sıkıyorum tüm güzel duygulara
    Sokaklarımda eylemciler
    Ellerinde koca koca pankartlar
    İçimde biriktirdiğim kova kova seni
    Protesto edip yollara dökesim var...
    Seyirci kalamam bu olanlara
    İstedikleri şey öyle yanlış
    Öyle yasak ki
    Yağmur yağdırıyorum
    Fırtına çıkarıyorum
    Tüm o maske olarak kullandığım
    Şahşalı binalarımı
    Üstlerine yıkıyorum
    Öyle bir özgürlük tutkusu ki bu yılmıyorlar
    Yürüdükleri o sokakların sonu
    Rehaya çıkacak sanıyorlar
    Oysa her birinin ayağına
    Bir Kaya bağlayacaklar
    Sürükleyebilmek için Kaya'yı
    Mantıklarını ve pankartlarını
    Oraya bırakacaklar
    Dar yolların en ücra köşelerinde
    Kendilerini unutacaklar
    Ve her zerrem sende tutuklu kalacak...

    Her şeye rağmen
    Bugün sarıldık seninle
    Haberin yok
    Öyle sıkı sarıldık ki
    Tüm yorgunluğunu kollarımda bıraktın
    Olur ya belki bir dahakine
    Yalnızlığını da bırakırsın diye
    Ben gelir yine habersizce sarılırım sana
    Birde bugün gözlerini gördüm
    Ağlıyorlardı
    Siyahın tek olmadığını hatırlattı bana
    Siyahın matemi iliklerime işledi
    Karşımda olmayan sana sarılıp
    Karşımda olmayan gözlerine baktım
    Karşımda olmayanın
    Yanımda da olmadığını bilerek...
    Alışmak mı lazım tüm bu kargaşaya
    Kaçmak mı?
    Yoksa her bir parçan
    Bir öncekini tamamlasın diye
    Hiç acelem yokmuş gibi
    Yavaş yavaş
    Aldırış etmeden mi sevmek gerek seni?
    Acelem var...
  • Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? 
    Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? 
    Sevmek için güzele mi bakmalı? 
    Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? 
    Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? 
    Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? 
    Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? 
    Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? 
    Solması için gülü dalından mı koparmalı? 
    Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? 
    Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? 
    Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

    Victor Hugo
  • Kalpağı Gül Oyalılar

    Mondros Mütarekesi’nin zor günlerinden başlayan ve Kurtuluş Savaşı yılları boyunca devam eden bir serüvenin içinde buluyoruz kendimizi.
    Kurguyla tarihsel gerçekleri iç içe geçirerek ve her iki unsuru kaynaştırarak tarihsel romandaki kadın karakterlerin güçlü, yürekli, fedakâr, umutlu ve inançlı tutumlarından, etkilenmemek mümkün değil. Cesur Anadolu kadın kahramanlarımızı saygıyla anıyorum. Yazarın akıcı diliyle kitap bizi o yıllara götürüyor. Tavsiye ederim.
  • Merhaba canım insanlar, hepinize ağız dolusu gülümsedim :"))

    Şiir kitaplarına inceleme yapacağım zaman hep eksik kalacak gibi geliyor. Sanki ne söylesem, çok başka şeyler de söyleyecekmişim, hepsini kafamda kurmuşum aslında da konuştuğum kişi gitmiş gibi, ben söylenmemişler ile kalmışım gibi oluyor..Yine de bir şeyler söylemeye çalışacağım bu kitaba ve Mungan'a dair. Bunca dokunan ve var'olan dizlere dair..

    Murathan Mungan, aslında pek çoğumuzun okuduğu, dolaylı
    yollardan dinlediğimiz bir canım insan..
    Pek çok türde, pek çok kitabı var. Mardin'li ve Doğu'nun doğurduğu pek güzel insanlardan biri...
    Bir çoğumuzun bildiği şu şarkının sözlerinin yazarı..

    "olmasa mektubun yazdiklarin olmasa
    kim inanir senle ayrildigimiza
    neydi bir arada tutan sey ikimizi
    birlestiren neydi ellerimizi
    birak bana anlatma imkansiz sevgimizi
    sevmek bir cok seyi goze almaktir

    Yeni Türkü, ses vermiş bu dizelere, şuraya bırakayım, dinlersin belki.

    https://www.google.com.tr/...F1D2VyuANB4sb2FoiXdn

    Mungan da istemiş söylemeyi de sesine güvenememiş, o da yazmış da yazmış..İyi ki de yazmış, iyi ki de okumuşum, okuyoruz :))

    Kitaba gelecek olursam, yine bol notlu ve dolu dolu okuduğum bir kitap oldu,
    Her iki sayfadan birinde sayfa kenarında bir yonca resmi, yada bir dipnot, " :") " var..Az önce aniden bozulmasaydı telefonumun kamerası birkaç sayfayı paylaşmak istiyordum da kısmet..

    "Geçerken uğramaya kurulmuş ayaküstü saatler"(syf,29)

    'Geçerken uğra :") 'yazmışım mesela bu sayfanın kenarına, geçse buralardan Mungan, o geçerken de ben onun bastığı yolun kenarındaki bir kedinin başını okşuyor olsam, -malum artık dokunabiliyorum kedilere, iyi ki- sonra uzun uzun sohbet etsek, sarılsak, gülsek ve inansak birlikte. Ne mis olurdu :) Senin de canım insan kim, ne varsa uğramış olmasını istediğin uğrasın yarın ve hep yanına..

    "Aynı kandandık ama öldürdük birbirimizi" (syf 60)

    Uğradığında ona 'canım insan değil, cani insan oluyoruz, ne yazık' desem, geçen ay yaşadığım olayı anlatsam, canım insan olmak için neler yapabileceğimizi konuşsak uzun uzun, konuşmakla kalmasak, eyleme geçsek o an..

    "Herkes kalabalık herkes yalnız
    Gecenin evi nerde gecenin evi nerde? " (syf, 59) desek yoldan geçen birine, gitsek üçümüz yürüsek, yürüsek, bulsak o evi. Sığınsak o eve, birbirimize, kendimize..

    "Azalmış yarınları, büyük günbatımlarının"(syf,49)

    azalan günbatımlarına, ve umudu hep yitirilen yarınlara rağmen, "UMUTLUYUZ"diye bağırsak gecenin evini bulmak için yürüdüğümüzde, sesimizi duysa birkaç kişi, takılsa peşimize.

    "Kokladığın gülün kokusu kalmış sende
    baktığın denizin tuzu" (syf, 47)

    Bir parkta dursak sonra, saksıdaki çiçekleri eksek, saksısı park olsa çiçeklerin, Mungan gül ekse, ben sardunya, sen de ne istersen ek, unutma ekmeyi, ağaç ek, çiçek ek, soğan ek, bir şey ek işte ve yeşile inan. Ektiğimizin kokusu hiç gitmese. Çiçek koksak, temiz kalsak..

    "Bir yandan başkaları adına acı çekiyoruz
    Bir yandan kendi acılarımızı tanımıyoruz daha"(syf 42)

    Bütün bunları yaparken hiç çıkmasa bu dize aklımızdan, "başka"laşmasak, kendimiz olsak, kendimizi bulsak. Başkalarının acısını görsek, 'iyi'leşmesi için sarılsak da, onun da yaşamasına izin versek, sahiplenmesek, bastırmasak. Kendimize de uygulsak aynısını, kaçmasak.

    "Belki şimdilik
    Belki bundan sonra hep böyle" (syf 46)

    Bir kısmını yapsak...Yok vazgectim, hepsini hatta daha fazlasını, yapsak, mübalağ sanatını dibine kadar kullansak bu konuda, canım insan olsam, olsak ve "bundan sonra hep böyle" kalsa..

    Geçerken uğra, yazdıklarımın hepsi gerçek olabilir, inandım, inan

    Daha çok şey söylenir, şimdilik toparlayabildiğim bu kadar cümle..

    Etkinlik, beni dürttüğü, bu kitabın okunmasına, bu incelemenin, yazılmasına vesile Nausicaä 'ya bin minnet :))

    İyi kalın, uğrayın geçerken, bekliyorum, Murathan Mungan'ı da seni de