Mücahit, bir alıntı ekledi.
34 dk. · Kitabı okudu

“O andaki hislerimi, bilhassa aradan bu kadar seneler geçtikten sonra, anlatmama imkan yok. Yalnız orada, kürk mantolu bir kadın portresinin önünde, mıhlanmış gibi durduğumu hatırlıyorum. Resimleri seyredip geçenler, vücutlarıyla beni sağa sola itiyorlar, fakat ben olduğum yerden ayrılamıyordum. Bu portrede ne vardı?.. Bunu izah edemeyeceğimi biliyorum; yalnız, o zamana kadar hiçbir kadında görmediğim garip, biraz vahşi, biraz mağrur ve çok kuvvetli bir ifade vardı. Bu çehreyi veya benzerini hiçbir yerde, hiçbir zaman görmediğimi ilk andan itibaren bilmeme rağmen, onunla aramızda bir tanışıklık varmış gibi bir hisse kapıldım. Bu soluk yüz, bu siyah kaşlar ve onların altındaki siyah gözler; bu koyu kumral saçlar ve asıl, masumluk ile iradeyi, sonsuz bir melal ile kuvvetli bir şahsiyeti birleştiren bu ifade, bana asla yabancı olamazdı. Ben bu kadını yedi yaşımdan beri okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri kurduğum hayal dünyalarından tanıyordum. Onda Halit Ziya’nın Nihal’inden, Vecihi Bey’in Mehcure’sinden, Şövalye Büridan’ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra’dan, hatta mevlit dinlerken tasavvur ettiğim, Muhammed’in annesi Amine Hatun’dan birer parça vardı. O benim hayalimdeki bütün kadınların bir terkibi, bir imtizacıydı.”

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 52)Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 52)
Mücahit, bir alıntı ekledi.
36 dk. · Kitabı okudu

“İnsanlar birbirini ne kadar iyi anlıyorlardı… Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?”

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 34)Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 34)

***
Hatırlıyorum, küçükken beni çok üzen bir sahneyi hatırlıyorum. Küçüklüğümden beri o sahne hala benim için bir insanın içini acıtabilecek olanın en büyüğüdür. Hayal kırıklığıyla sulanan bir çift göz benim için gözlerin en acılısıdır. O hayal kırıklığıyla verilen bir vazgeçiş kararı, kararların en acımasızıdır.

Bir çocuğun çok sevdiği bir oyundan ben oynamıyorum diyerek çıkmak istemesi gibi bir şey sanki bu. Kıyamam o çocuğa, kıyamam, onun bu en sevdiği şeyden vazgeçerkenki acısını görmeye dayanamam. O çocuğa kocaman sarılmak isterim ancak, kollarımla onu sarmak, içime sokmak isterim… Kim peki bu çocuk? Benim çocukluğum mu, yoksa içimdeki çocuk mu?

***
Mumya... Defalarca izlediğim, her defasında zevkle, heyecanla izlediğim bir filmdi mumya. Mumya… Ah, mumya!.. Kötüydü, korkutucuydu ama, bir sahnesi vardı ki orada, o da duyguları olan bir varlık olarak vardı.

İçimi acıtırdı her defasında mumyanın hayal kırıklığıyla sevdiği kadına bakarken yaşadığı üzüntüyü seyretmek. Sevdiği kadına her şeyden ve herkesten çok güvenerek onu inanılacak tek kişi olarak görmesinin ardından yanılmışlığını fark ediş anı ezer dururdu içimi hep. Ne kadar çocuk olursam olayım, kaç defa izlediğimi bilmediğim bu filmin hep aynı sahnesinde, aynı duyguları yaşardım, aynı acıyı, aynı hüznü, aynı üzüntüyü. Yıllar oldu artık izlemeyeli, fakat şimdi gözlerimi kapattığımda görebiliyorum onu, yaşadığı o anı, o hayal kırıklığını, o yürek burukluğunu, o dayanılmaz darbenin acısını, sevdiği kadının ihanetini gördüğünde gözlerinde oluşan yangını, gözlerinin erimek istercesine sulanışını, vazgeçişini, ateşe bırakışını kendini; görebiliyorum. Ne olursa olsun, kötü niyetli olduğunu düşünüp de kendisine sevgi göstermediğim bu ölünün, bu yaşayan ölünün, hüznüyle hüzünlendiğimi hatırlayabiliyorum. O anı seyrederken munyanın her şeyi hak ettiğini düşünenler var mıydı, onun için bir nebze de olsa üzüntü duymanın aksine, güvendiği, inandığı tek kişinin bir yıldırım hızıyla kendisine ihanet ederken yaşadığı sarsıntı ve karşılaştığı kocaman boşluğun neden olduğu hüzne, meğerse yalnızca bir yalana inanmış olduğunu fark edişine, sevgi zannettiğinin yalanlığını, güveninin aslında bir “boş”a sarılmış olduğunu anlayışına, gördüklerine daha fazla katlanamayışı, yıkılışı ve ellerini bırakışına, kendini ateşin kucağına atışı, ve o “kendinden” vazgeçişine; sevinen olmuş muydu? Hak ettiğini söyleyebilen, içinin hiçbir köşesi acımadan iyi oldu diyen olmuş muydu?

Ah, nasıl üzülmüştüm ben oysa. Hala üzülürüm o hayal kırıklığına, bir güven ve inanç sarsıntısına, yanılmış olmaya, tüm bunları fark etmeye, ve vazgeçmekten kendini alamamaya üzülürüm. Mumya için de üzülmüştüm, içimin köşelerinde acı’mıştım ona. Acımıştı bir yerlerim, sızlamıştı. Yıllar sonra tekrar geldi o sahne gözlerimin önüne, yıllar sonra ilk kez. Nasıl da unutmamış, beynime kazımışım. Bilmiyordum oysa benim için bu denli önem ifade ettiğini, bilmiyordum…

Acı dolu bir bakış, yıkılış, şaşırız, mahvoluş, kahroluş. Ve vazgeçiş. Tüm görülmüşlüklerden sonra nasıl devam edilir hala yaşamaya? Tüm görülenlere rağmen ve onlarla, nasıl devam edilebilir? Görmez olsaydı bu gözler, sezmez olsaydı bu ruh, idrak edemez olsaydı beyin. Fakat gördü, ne çare? Gördü. Bir şimşek gibi gürledi tüm gerçekler kulağına kulağına, düşen yıldırımların ışığı yaktı gören gözleri. Tüm bedeni, tüm hücreyi, tüm zerreyi yaktı. Yapılacak tek bir şey vardı, gitmek karanlıkların en uzağına, en derinlerine gömmek kendini. Vazgeçmek. Tüm uğraşından, tüm emeklerinden, tüm sevgisinden vazgeçmek. Fakat seveni sevgisinden ayırmak ne mümkün?.. Öyleyse bir tek şey kalıyor geriye, bu sevgiyle birlikte gitmek. Bırakmak her şeyiyle birlikte kendini, bırakmak. Ellerini, tutunmayı bırakmak ve düşmek boşluktan aşağı. Düşmek ve gitmek. Yine de giderken iyi olmasını dilemek; yeter ki iyi ol, fakat ben iyi oluşun böylesine dayanamam, hoşça kal.

Ah! Bıraktım işte ellerimi, kollarımı, bıraktım kendimi bu boşluğa, vazgeçtim kendimden, bıraktım. Düşüyorum şu an, şiddetle düşüyorum, yere çakılışım, parçalanışım ne zamana tamamlanır bilemiyorum. Ne olur bu düşüşün sonu bilmiyorum. Neyle karşılaşacağım kim bilir bu düşüş yollarında. Ama işte bıraktım kendimi ve düşüyorum. Bıraktım ellerimi daha ne diyeyim, gidiyorum! Düşüyorum boşluğa, düşüyorum…

Tesla Yunus, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir ülkenin dilini ilk önce şairlerden öğreneceksiniz, çünkü dili yapan ve geliştiren onlardır.

Karışık Duygular, Stefan ZweigKarışık Duygular, Stefan Zweig
Mehmet C., Zamandan Kaçış'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 7/10 puan

Yazarın okumuş olduğum ilk kitabıydı. Kurduğu evren ve hayatlar oldukça orijinaldi. Değişmeyen şey olan insani tutumların, doğrunun, yanlışın ve hırsın hangi zaman diliminde hangi uzayda yaşarsanız tekrar yaşanacak olmasını göstermesi de bence yazarın varmak istediği noktalardan biriydi. Sadece bilimsel olayları daha fazla görmek isteyebilirdim, beklenti olarak bunu söyleyebilirim. Tavsiye edebileceğim, ufuk açıcı bir kitaptı.

Gecelerin nabzını hızlandırır bakışların gündüzlerin iki yüzlülüğünü unutturur yüzün bana, yere bakarak yürür ceylan gözlerin kokun alır götürür beni, karşımda el değmemiş bir ilk bahar, Söylemesem denizlerim çekilir kururum, söylesem bütün nehirlerim tersine akar. Oysa bu sonbahar serinliğinde sımsıcak bir çayı yudumlamak vardı seninle. kalbinde paslanmış nice o yarım kalan arzularla bir çoban ateşinin etrafında türküler dinlemek vardı senin sesinle, her sabaha varlığına duacı uyanmak ve her rüyada yokluğunla sınanmak vardı. Kısacası sevgili seninle yaşayıp yaşlanmak vardı.

Aklınıza gelen ilk öykü yazarını söyleyin diye anket yapılsa büyük ihtimalle birinci sırada Anton Çehov çıkacaktır, öyle ki yazarın tarzı literatüre kendi adıyla geçmiştir.

8 ciltlik Çehov öykü külliyatının ilk cildi bu kitap, gerçekçi tarzda yazılmış kısa öykülerden oluşuyor. Yazar dönemin Rus toplumuna ışık tutmuş; erkeklerin alkol ve kumara düşkünlüğü, kadınların sadakatsizliği, lükse ve paraya düşkünlükleri, insanların ikiyüzlülüğü, bürokrasideki saçmalıklar, dalkavukluklar vs. hicvedilmiş. Öyküler basit ama eğlenceli. Ama edebiyat biraz da zevk işi. Kitaptan keyif almama rağmen yazarın mesajı doğrudan göze sokan tarzı benim çok da hoşlandığım bir tarz değil. Ben sosyal mesaj kaygısı taşıyan eserlerde bu mesajların daha derinlikli işlenmiş karakterler aracılığıyla, olay örgüsü içinde yedirilerek ince ince verilmesinden daha çok keyif alıyorum. Çehov öykülerini bu şekilde okumaktansa tiyatro uyarlamalarını izlemekten çok daha keyif alacağımdan eminim.

Yazar ise öykü anlayışını şu sözlerle dile getirmiş:

"Kaleme alınan konular, "sade" olmalı. Piyer Semenovi, Maira İvanovna ile nasıl evlendi gibi... Hem sonra, yok psikoloji tahlilleri, yok hikâye, yok bilmem ne imiş! Bunlar hep özenti... Hatırınıza ilk gelen başlığı koyun, kılı kırk yarmayın, tırnak, çizgi gibi işaretleri çok az kullanmaya bakın, gösteriştir bu. Benim işim anlatmaktır. Ancak, onu başarabilirim."

Usta böyle diyorsa bana da susmak düşer :)

Yalnız öykülerin beklentilerimin altında kalmasında çok daha önemli bir etken ise çeviri konusu. Kitabı Cem Yayınları'ndan Mehmet Özgül çevirisiyle okudum. Everest Yayınları'ndan çıkan kitaplar da Mehmet Özgül çevirisi. Kitabı okurken garip bir hisse kapıldım ama sebebini bir türlü bulamıyorum. Acaba çeviriden olabilir mi diye düşündüm. Daha sonra öykülerden birini baştan sona cümle cümle inceledim ve sebebi ortaya çıktı. Çevirmen öyküye geniş zaman kipi kullanarak başlıyor, devamında şimdiki zaman, bazı yerlerde di'li geçmiş zaman... Bildiğin çorba. Bunu farkettikten sonra her öyküde şekilsel hatalar gözüme takılmaya başladı ve hikayelerden yeterince keyif alamadım. Sonra aklıma geldi, yıllar önce Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını beğenmediğimi hatırladım. Çoğu insanın bayılarak okuduğu bir eserdir. İletişim Yayınları'ndan olduğunu hatırlıyorum ama çevirmeni hatırlamıyorum. Kitaplığımda kitabı buldum ki... rataştaştataş!!! Mehmet Özgül.

Çevirinin ne kadar zor bir iş olduğunu biliyorum. 8 ciltlik bir külliyatı Türkçe'ye kazandırmak başlı başına bir olay. O yüzden emeğe saygısızlık etmek hiç istemem ama bundan sonra Rus edebiyatı çevirilerinde Mehmet Özgül'ü tercih etmeyeceğim ve külliyatın geri kalanını okumayı da düşünmüyorum.

"Mutluluk, bir acının bilincine varıp da onu dönüştürmektir
Yaşamın sonsuzluğunda karar kılan bir umuda
Sevgilinin boynuna dokunduğunda duyulan ürpertidir
Öpülen ilk dudak, içilen ilk sigaradır belki
Denizden yükselen kokudur sabah karanlığında
Kabullenmektir yani yaşamı, acısı ve sevinciyle
aynı boyutta
Yalnızca yaşamaktır belki de kimbilir...

Ne yerdedir, ne göktedir o - değil mi Abidin?
Mutluluğun resmini yaptın mı bilmem
Ama ben onun şiirini yazmak isterim..."

Ahmet Erhan

Aykut, Mesnevi'den Seçmeler'i inceledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Mesnevi'yi ilk olarak okuduğum da sanırım 15 ya da 16 yaşlarındaydım.Şimdi ona inceleme yazmadığımı fark edince bu kitap vesilesiyle onun hakkında ki görüşlerimi de belirtmek istedim.Bu zamana kadar okurken en çok zorlandığım kitaptı. Anlamak istiyordum neticede 750 yıllık bir tasavvuf,felsefe,sunum. Dili o kadar ağır geldi ki bırakmak istedim, yaşım henüz gelmemiş diye düşündüm :)
Sonrasında yanıma defter alıp anlamını bilmediğim kelimeleri yazdım ve sözlükten bulup tekrar,tekrar okudum.
800 sayfa boyunca kendimi araştırmacı gibi hissettim çünkü sık sık durup ya sözlüğe bakıyordum,ya internet'ten sözü edilen hikayenin tam anlamını araştırıyordum :)
Zamanla kitaba bağlandım diyebilirim,bu yaptıklarım bana zor gelmiyor hatta çok zevk alıyordum çünkü anlatılanlar o kadar güzel geliyordu ki bir kitabın ilk defa bana bu kadar çok şey kattığını hissediyordum. Ruh'un kullanım kılavuzu gibiydi okuma sürecim yaklaşık 4 ay sürdü.Bittiğinde hem gurur duydum kendimle, hem de alışkanlıklardan ayrılmanın hüznü vardı. :) Mesnevi benim için bir kitaptan daha ötedir.Halen tam olarak ''Şunu anlatıyor,bunu demek istemiş'' gibi cümlelerim yok hakkında.
Şuan incelemesini yazmış olduğum ''Mesnevi'den seçmeler'' kitabına gelecek olursak da yine derinliğini koruyor,anlattıklarıyla. Ama en azından okuması ve anlaması çok daha kolay. Mesnevi'yi merak edenler ilk olarak bu kitapla başlayabilir :)

Not Talkative, Otomatik Portakal'ı inceledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Birtakım gençler ve uyguladıkları türlü suç ve ölçüsüz şiddet ile insanların evinde bile rahat hissedemediği bir zamanda,bu gençlerden biri olan Alex ve çetesi yine bir gün bir soygun yaparken yakalanır. Bir süre hapiste kalan Alex,ilk defa yapılacak bir uygulamanın ilk deneğidir. Deney,insanın iyi/kötü olma seçeneğini ortadan kaldırarak iyi olmaya zorlayan bir uygulamadır.

Kitap kadar yazarın da hayat hikayesi oldukça ilginç. 1 yıl ömrü kaldığını öğrenen Burgess'ın yazdığı kitaplardan biridir bu kitap. Daha sonra bunun yanlış olduğunu öğrenir ve yaşamaya devam eder.