Meursault, bir alıntı ekledi.
5 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

...sonra bir gece sanki gökyüzü aydınlanmış gibi oldu: İlk kez gülümsemişti.

Benim Hüzünlü Orospularım, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 66 - Can Yayınları)Benim Hüzünlü Orospularım, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 66 - Can Yayınları)

bir tanem!
son mektubunda:
'başım sızlıyor yüreğim sersem!' diyorsun.
'seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
'yaşıyamam!'
yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.
ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
fakat
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazıma!

ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...

karım benim!
iyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

haydi bunlara boş ver.
bunlar uzak bir ihtimal.
paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

Nazım Hikmet RAN

https://m.youtube.com/watch?v=qq_eg0SbCzY

Dinle Küçük Adam
Sınavların bitmesiyle okumak istediğim kitaplara hemen başladım.İlk olarak Emrah Serbes'in Deliduman'ını bitirdim-ki bu yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum-Şimdi de Wilhelim Reich'ten Dinle Küçük Adam kitabını okumaya karar verdim.Bazen 'farklı' bulduğum ya da ilgimi çeken kitapların yazarlarını araştırır eğer varsa röportajlarını bile izlerim.(Hatta Emrah Serbes'in de izlemiştim.Adamın açık sözlülüğüne hayran kalıyorsunuz.)Her neyse ben de dedim ki madem okuyorum bari burada da yazayım.

Reich, Sigmund Freud ile birlikte çalıştı. Hayatının büyük bölümünde hatırı sayılır bir analist olarak tanındı. Hastalarda ortaya çıkan nevrozların fiziksel, cinsel, ekonomik ve sosyal şartlardan kaynaklı olduğunu savundu.Ruhsal hastalıkların tedavisinde cinselliği bir tedavi aracı olarak kullandı, başarı sağladı ancak muhafazakar toplumdan gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kaldı.

BAKELE

Benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi Bakele derdim ben de ona. Dedeme ise dede.

Dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı Bakele’ye.
“Sen yorulma, ineği ben sağarım.” Gider sağardı.
“Su vereyim mi Bakele?” Verirdi.
Bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, “Dur Bakele…” derdi elindeki odunları alıp. “Sobayı ben yakarım.” Yakardı.
Şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip “Bakele…” derdi, “Al. Oku sen. İşlere ben bakarım.” Bakele dedeme kocaman güler, “Sağ ol İbrahim.” deyip gömülürdü getirdiklerinin arasına. Okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. Sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, “Bakele’ye bi şey mi oldu dede?” diye sorardım. “Şşt.” derdi dedem. “Okuyor oğlum, ne olacak? Hadi gel, biz de gazetenin resimlerine bakalım seninle.” Alırdı beni kucağına, işaret parmağıyla göstere göstere okur, anlatırdı.
“Sen niye okumuyosun dede?”
“İşte ben de gazete bakıyorum ya.”
Yanlarına gittiğim her yaz bir şeyler öğrenirdim. Kitap okunur, gazete bakılırdı meselâ. Sağılan ineğin arkasında durulmazdı. Uyuyan köpeğin yakınından geçilmez, eriğe tırmanılmaz, örümcek, kelebek öldürülmezdi.
Öğrenirdim.
Bakele macirdi.
“Macir ne demek dede?”
“Göçmen demek oğlum.”
“Göçmen ne demek?”
Başka memleketten gelmiş insan demekti.
Okul gibiydi benim için köy. Duvarsız, çatısız. Kışın şehirde okurdum, yazın köyde.

Yazdan yaza gelip gidiyor, her yaz biraz daha büyüyor, okuryazar falan oluyor, dedemin getirdiği gazetelere kendim bakmayı, Bakele’nin elinden bıraktığı klitapları kendim okumayı öğreniyordum.
Macir’in macir değil muhacir olduğunu meselâ… Orta iki’de.

Ve Bakele’nin gözünün içine bakan dedeme saygı duymayı, onu giderek Bakele’den daha fazla sevmeyi öğreniyordum. Ama dedemi daha çok sevdiğim için değil; dedem Bakele’yi babamın annemi sevdiğinden daha çok sevdiği için.
Babam annemden su isterdi: “Semiha, su getir.” Dedem, Bakele istemeden getirirdi suyunu. Soğutur da getirirdi hem.
“Semiha çay koy.” derdi babam. Dedem çayı demler, getirip Bakele’ye ikram eder, “Beğendin mi?” diye de sorardı.
Babam anneme kızardı sık sık. Temizlik yaparken “Ayağını kaldırıver.” dediğini duysa, “Bir rahat vermedin.” diye terslenirdi. “Bağırttıracaksın beni şimdi çocuğun yanında.” Annem korkardı babamdan.
Dedem, Bakele evde yokken temizlerdi evi; en çok da onun oturup kitap okuduğu köşeyi temizlerdi. “Mis gibi yaptım Bakele. Otur, rahat rahat oku.” Bakele dedemden hiç korkmazdı.
Bakar öğrenirdim ben. Güzel şeyler öğrenirdim.

Lise sondaydım. Bir kış vakti döndüm ki babam evde; gözleri kızarmış, annem bir köşede hem ağlıyor hem toparlanıyor. “Köye gidiyoruz. Hazırlan.” dediler. Bakele ölmüş.

Yol boyu Bakele’yi düşünmeye çalıştım ama hep dedem geliyordu gözümün önüne. Kime su getirecekti? Kim yorulmasın diye ineği sağacak, rahat okusun diye köşeyi süpürüp silecek, kim için çay demleyecekti?
Ne edecekti?

Biz vardığımızda gömmüşlerdi Bakele’yi. Günahmış. Ölü bekletilmezmiş. Dedem önümüze düştü, annem ağlar, babam ağlar, köyün küçük kabristanına gittik. Başucuna bir tahta dikmişler, toprak hamile gibi kabarmış, Bakele içinde yatıyor. Ama ben gene ona veremedim aklımı. Gözüm de dedemdeydi gönlüm de. Ne zaman başucu tahtasında “Vesile Kara, Ruhuna Fatiha” yazısını gördüm, anca o zaman Bakele’ye gitti aklım.

Vesile?

“Acaba…” diye düşünüyordum dua edermiş gibi yaparken, “Bakele babaannemin gayrimüslim adıydı da dedem tutup vatan hasreti çekmesin diye?..” Ama yok. Bakele yedi göbekten müslümandı.

Üç gün kaldık köyde. Gelenden gidenden anneme de yaklaşamadım babama da. Ağlayıp duruyorlardı. Dedem donmuş gibiydi bir tek. Gözü hep Bakele’nin kitap okuduğu köşede, onu ne kadar özlediğini bilmesen gülüyor dersin, yüzünde de yumuşacık bir ifade.
Annemgil komşulara veda etmeye gidince cesaretimi toplayıp yanaştım dedeğimin eteğine.
“Dede?..” dedim, “Bakele ne demek?“
Anlattı.

“Canım” demekmiş.
Ve “Aşkım” ve “Bir Tanem” ve “Her Şeyim” ve “Ömrümün Vârı” ve “Gözümün Nûru” ve “Kalbim” ve “Işığım” ve daha yüz binlerce güzel söz, güzel ses demekmiş.

İlk “Canım” demek istediğinde ar etmiş dedem, “Hanım” dese “malım” demiş gibi olur diye korkmuş, “Vesile” dese çok resmi, soğuk. Ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onun içini, yüreğini, sevdasını fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. “Baksana” dese olmaz, “Bak hele...” demiş, devamını getirebilecekmiş gibi.
Bakele dönüp bakmış.
Dedem bütün söyleyeceklerini unutmuş, öylece kalmış.
Beklemiş beklemiş Bakele, gülümsemiş, dedemin elini tutmuş, bakmış ki dedem yutkunup duruyor, “Anladım İbrahim….” demiş. “Anladım… Sen bana Bakele de bundan sonra, ben anlarım senin ne demek istediğini.”

Aşk, âşık olduğunla yekvücut olmakmış.
Öyle dedi dedem.

Sezgin Kaymaz /Bakele

Şimal, Özün Özü - Lübb'ül - Lübb'ü inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ramazan ın ilk günü bitirdim kitabı. An itibariyle demekki bazı yerleri okumak ve anlamak için kalıbın sindirim için efor sarfetmeden tüm gücünü kalp ve akla yönlendirmesi gerekiyormuş diye düşündüğüm bu hoş kitap için incelemeden ziyade bir kaç kelam da ben edeyim niyetiyle birşeyler yazacağım inş.
16 gün önce okumaya başlamışım. sitenin güzelliği her türlü kaydı tutması :) lakin zaman koşuyor adeta.ne çabuk geçti 16 gün..
110 sayfalık bu özün özü yani damıtılmış bir nevi, bilgileri okumam kolay olmadı açıkçası. bi bitiremediniz diyenlere ismi lazım değil (ismail yk :) )selam ederim bu arada :)
Beni etkileyen kısımları alıntı yaptım fakat değinmek istediğim bir kaç nokta var. İbn i Arabi Endülüs ve Şam da yaşamış bir Zat. şu halde gitmek istediğim ama gidemediğim bir yer olması hasebiyle çok üzüldüm açıkçası. inş Endülüs e yani ispanya ya gitmek nasip olur. Nitekim çok okuyan değil okuduğunu yerinde gören daha makbul zannediyorum.
Tercüme eden sadeleştiren İsmail Hakkı Bursevi ve Abdülkadir Akçiçek in de ruhları şad olsun büyük bir hizmet bizlere ulaşmasına vesile olmaları. .bu ilimler için ve aktarmak için bir ömürlerini verdiklerini görünce kendi adıma "ne yaptım ben bu yaşıma kadar kendime hizmet etmekten başka" diye ciddi esef duydum.ne bıraktık ardımızda değil mi insanlığa yararlı bir şey olarak??
İçerik anlamında kitapta silsile ve tekvinin anlatıldığı yerler çarpıcı..zan ile İlah kavramları mükemmel anlatılmış..
Damıtılmış özün özü isteyenler buyursun lar efendim..iyi okumalar anlamalar ve hazmetmeler diliyorum.

Hilal Demir, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bu kitabı ilk okuduğumda 10.sınıftaydım. Gerçekten hayatımdaki en özel yere sahip kitaplardan birisi. Bana gerçek dünyanın yansıttığı, görülmeyenin gösterildiği mükemmel bir eser.

MEHMET VEYSEL SÖNMEZ, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Bazen hayat bizi öyle kişilerle karşılaştırır ki , hiç tanımadığımız insanlar ilk görüşte dikkatimizi çeker. Kanımız kaynar, bir şeyler mıknatıs gibi bizi çeker onlara.

Suç ve Ceza, Dostoyevski (Sayfa 16)Suç ve Ceza, Dostoyevski (Sayfa 16)