Büşra hanım, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi inceledi.
 33 dk. · Kitabı okudu · 37 günde · Beğendi · Puan vermedi

Beyaz zambaklar ülkesinde.. belli bir romansı niteliklerinde didaktik bir kurgu sanmıştım ilkin.Ancak daha ilk başlarken yalın ve sıkıcı olmayan örnekler ve bu örnekleri kendi cümleleri ile pekiştirme yönü etkileyiciydi.Basit cümlelerle,verdiği kısa net örneklerle akıcı bir dil yakalamış yazar.

Mehmet Admış, Genç Kız ve Ölüm'ü inceledi.
 33 dk. · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Aysel Özakın’ın okuduğum diğer kitaplarından farklı bu kitap. Diğer kitaplarında, esas kahraman, hep yurt dışında yaşayan bir insan ve onun orada çektiği zorluklar, sıkıntıları konu ederdi. Bu romanında ise, toplumdaki kadın figürüne eğilmiş durumda. Özakın, yazdıkları roman ve öyküler baz alındığı zaman toplumsal gerçekçi bir yazardır, diyebiliriz.

Bu romanında yarattığı karakter Nuray İlkin, toplumun kadına yaptığı baskılardan bezmiş, küçük yaşta annesini kaybetmiş, babası onu halasının evine bırakmış ve orada büyümüş bir kızdır. Ta o ilk yıllarından beri, kadın ve erkek arasındaki fark/ayrım dikkatini çekmiş ve bu duruma sessiz kalamamıştır. Evlenmiş, ama evlilikten de istediği şeyi bulamamış, bir kızı olmasına rağmen (sanki toplumumuzda bulunan “çocuklar var. Onlar için bu evliliğe katlanıyorum” algısına karşı çıkmış ve) ayrılmıştır. İçindeki bu sesleri susturmak yerine açığa çıkarmak istemiş ve roman yazmaya karar vermiştir. İşte, hikayemiz de tam burada başlar.

Bu roman için, “İki roman in bir” dersek yeridir. Gah Nuray İlkin’in yazdığı romandan pasajlar vererek, gah da (Bu arada Nuray İlkin’in romanı ödül almıştır ve bunun için Ankara’ya gelmiştir) Nuray İlkin’in günümüzde, Ankara’da başına gelen olayları anlatır. Hem “Kahraman” hem de “Tanrısal” bakış açıları kullanılmıştır. Nuray İlkin’in romanı kahraman bakış açısıyla yazılmışken, okuduğumuz roman da tanrısal bakış açısıyla yazılmıştır. Gerçekten de şu ana kadar böyle bir şey deneyen görmemiştim. Gayet başarılı…

Nuray İlkin’in romanı, toplumdaki kadın figürüne eğilmiş, kadının konumuna değinmiş, erkek ile arasındaki farklara parmak basmış, kadının da bir insan olduğunu ve erkeklerden aşağı kalır bir yanlarınının olmadığını, kısaca onların da insan olduklarını savunuyor. Romanda yer alan söylemlerin çoğu, (maalesef ki) hala günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Aysel Özakın’ın romanı ise, toplumdaki kadın baskısından yılmış bir kadının roman yazması ve ödül almasına rağmen, (bu romanını ödüllendiren ve haklı gören kesimin bile) hala toplumdaki kadın anlayışından kopamadıklarını gösterir. Nuray İlkin’in kızı Seçkin aracılığıyla da, o günün şartlarında (70’li yıllarda) toplumdaki kadın ve kadın sorunsalından ve bu bireycilik kafasından daha önemli olayların (biliyorsunuz ki sağ-sol, öğrenci çatışmalarının zirve yaptığı yıllardır o yıllar) var olduğunu savunuyor. Romanın sonunda, beynimde soru işareti kaldı. Şöyle ki:
“Şimdi Aysel Özakın, bunu yapmakla, toplumdaki kadın sorunsalının da en az bu olaylar kadar önemli bir sorundur, mu demek istemiş yoksa; böyle tüm toplumu etkileyen bir olay varken toplumdaki kadın sorunsalına eğilen yazarları (belki de kafasında bir isim vardı) mı eleştirmiş?”

Doğrusunu söylemek gerekirse, hangi amaçla yazmış olursa olsun, hala güncelliğini koruyan toplumsal gerçekçi bir romandır, bu roman. Nedenini bilmiyorum ama, Aysel Özakın’ın kitapları artık basılmıyor diye biliyorum. Ya sahaflardan veya e kitap olarak bulup okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Gerçekten de toplumun aynası konumunda yer alan bu romanın hala güncelliğini koruyor olması nedeniyle kadınlardan çok, erkek okurların okumasını isterim. Bir kadın gözünden, sizin/bizim iftihar duyarak yaptığımız şeylerin ne gibi bir etki yarattığına bakın diye…

Örnek olması babında, kitapta 184. sayfada yer alan Nuray İlkin’in şu cümlesini olduğu gibi aktarıp incelemeye noktayı koymak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim..

"Vardı evet, dedi Nuray. Alnını camdan ayırdı. Gökyüzüne baktı. Aşk... Senin düşüncelerini, sözlerini seviyordum. Şiiri... Şiiri seviyorum. Nasıl anlatsam? Bizi saran bir sis sanki... Bizi başka insanlardan ayıran... Bir sığınak sanki... Öyleydi aşk. Ama sen o ilk gece hani... Beni nasıl ürküttüğünü biliyor musun? O gece nasıl hayal kırıklığıyla sarsıldığımı... O an senin de otobüslerde, yollarda kadınlara sürtünen, laf atan ya da gazete haberlerinde, filmlerde kadınların ırzına geçen erkeklerden bir farkın yokmuş gibi geldi bana. Beni, duygularımı, düşüncelerimi unutmuştun sanki. Bedenime saldırıyordun. Sonraları da gözlerimi yumdum ve kendimi bu göreve alıştırmaya çalıştım. Sis gitgide dağılıyordu."

Safiye Bilgi, Yüzbaşının Kızı'ı inceledi.
42 dk. · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Galiba klasikler arasında okuduğum dili sade ve akıcı olan ilk kitaptı.Yazarın betimlemeleri özellikle de her bölümün başına uygun atasözleri ve halk türküsü koyup olaya giriş yapması çok hoşuma gitti.Eğer klasik kitap okumakla sorun yaşayan okuyucular varsa bu kitabı kesinlikle göz ardı etmesinler.Kesinlikle okumaya değer bir kitap.

Dili Kopasıca
Evet birgün küçük yaştaki çocuk annesine komşusunun bahçesinden çaldığı bir yumurtayı getirir. Annesi evlad bu neyin nesidir. Kimdendir. Haramdır helaldir. Demeden başını okşar ve alır. Ertesi gün bu olay tekrarlanır. Çocuk iyi birşey yaptığını düşünerek tavuk'tu, Kuzuydu, Derken ileri zamanda tam bir eşkiya kesilir.
Derken bir gün büyük bir cinayet işler ve mahkemeye çıkarılır. Karar verilmiştir. İdam edilecektir. Bunu duyan anne mahkemeye koşar, hakim bey benim oğlumu asmayın o benim tek varlığımdır desede kararın dönüşü yoktur. İdam mahkumundan son isteği sorulur.
Mahkum annemin dilini öpmek isterim dedi. Annesi yanına geldi ve çocuk annesinin dilini ısırıp kopardı. Herkes bir anda dehşete düşmüştü.
Mahkum dediki: İşte benim başıma ne geldiyse bu dil yüzünden geldi, ilk yumurta getirdiğimde beni azarlasa idi ben bugün idam edilmezdim. Bari bundan sonra yalan söylemesin, haram helali öğrensin dedi. Ve idam edildi

Kutay Çatar, bir alıntı ekledi.
52 dk. · Kitabı okuyor

İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı... Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçınıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 37 - YKY)Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 37 - YKY)
Neveser, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

“Çünkü benim hasta, zayıf bir kalbim var, sizin kavi, parlak tebessümünüz... Çünkü ben şairim ve siz pürşiir ve hayal, siyah, ilahi gözlere maliksiniz. Rica ederim, prenses dikkat edin.”

İlk Gençlik Çağına Öyküler, Selim İleri (Sayfa 98 - Ölünün Mektupları, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)İlk Gençlik Çağına Öyküler, Selim İleri (Sayfa 98 - Ölünün Mektupları, Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
nilüfer akpınar, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'yu inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 6/10 puan

herkesin çok methettiği bu kitabı ben sevemedim. nedeniyse çok basit. başlarda ve ortalarında çok güzel ve iyi bir anlatım göstermesine rağmen, sonlara doğru, hemde en fazla birşeyler anlatılacak yerlerinde ilginç bir şekilde hızlanarak basit cümlelerle kitabın bitmesi. başlarında verdiği o yoğun duyguyla, devamında ister istemez büyük bir beklenti, coşkunluk içine giriyorsun. oysa koğuşta kaldığı bir gecenin o destansı anlatımından sonra birdenbire herşey sönüyor. üstelik kitap ilginçtir ki, siz kendinizi en kötü sona alıştırmışken hiç beklemediğiniz bir yarı mutlu sonla bitiyor. buna rağmen kırık dökük bir anlatımla son sayfaların hızla gelmesi.. öyle ki, o mutlu son bile size artık yabancı kalıyor.
peyami safa için çok iyi bir edebiyatçı deniliyor. bilemiyorum, ben daha ilk kitabını okudum. yıllardır mükemmel bir klasik olarak tanıdığım, duyduğum kitabı bende hayal kırıklığı yarattı. elimde bir de fatih harbiye kitabı var. acaba onda da aynı durum olacak mı bakacağız bakalım.

Emrah Kars, Pal Sokağı Çocukları'ı inceledi.
 1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

ilk kez bu kitabı okurken ağladığımdan mı bilmiyorum, çocukken okuduğum kitapları düşününce ilk olarak bu kitap ve nemeçek gelir aklıma. farazi ve kayra'nın bu kitapla ilgili bir şarkısı var, şöyle diyor kayra:

"belki bana gelen kahraman tadında bir kitap,
pal sokağı çocukları,
yıllar oldu yıllar olsun orda kaldım,
hala ben nemeçek özlemekteyim,
derdimiz havuz dibi, ne olur ölmeseydin,
şimdi kaç kitap devirse ağlamaz ki kayra,
pal sokaklarında kalmışım bağışla,
akşam altı olmadan sen öldün ben ağladım,
tüm mahalle güldü yanıma karalar aldım,
önüme baktım orda sen de vardın
arsanızda bir savaş çıkarsa ben de burdayım,
artık hepsi nafile çünkü arsalarda koca gri binalar, içlerinde senden haberi olmayan davarlar,
şimdi çok teşekkür ettim eski komşuma,
senle beni tanıştıran da kendisiydi,
eski bir pazartesi elinde bir paketle geldi,
takım elbise içinde çocukluğum ölmedi

pal sokağı çocuklarında kalmışım bağışla,
siz modern hayat peşinde adı bilinmeyen yarışta, kahramanlarım ve ben dört bir yanda,
sallanan bu taşlar alnının tam ortasında..."

daha güzel anlatılamazdı heralde olay.

şarkı: https://youtu.be/FmifHU6DpHg

Kismet Parpar, Kongo'ya Ağıt'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde

Grange'nin "Kızıl Nehirler" kitabını okumuştum. Sanki o daha iyiydi gibi geldi. Bu kitabın ilk 100-150 sayfası ne okuyorum anlamadım, çok sıkıcıydı. Daha sonra açıldı ki devam ettim yoksa bırakabilirdim. Gerilim ve polisiye türü severim bu kitap başka bir tür daha içeriyor bence : kurgu
Grange kurgulamada üstüne yok (tabii okuduğum kitaplar arasında)

Sabriye Yabancı, Tatar Çölü'ü inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir edebî eseri değerli kılan ve onu geleceğe taşıyan en önemli unsurlardan biri de okurun o eserde kendine ve diğer insanlara dair pek çok yön bulması, eserin onu yüreğinin en hassas yerinden yakalayıvermesidir.Hele ki bu eser her okuyanda farklı çağrışımlar oluşturup okuyucu sayısınca yeni anlamlar kazanıyorsa bu eserin hafızanızda ve yüreğinizde siz yaşadığınız sürece yer edineceğinden emin olabilirsiniz.
Tatar Çölü'nde girift bir olay örgüsü yok belki ancak o tek ana olaya bağlanan anlam bütün insanlara "Dur! Hayatını gözden geçir! Sen bunun neresinde ne kadarında yer alıyorsun?" mesajını öyle derinden veriyor ki bana göre eserin başarısı da buradan geliyor. Tatar Çölü ve Bastiani Kalesi hepimizin yerlerine hayatımıza dair bir şeyleri rahatlıkla koyabileceğimiz imgeler olmuş yaşamı ve onu nasıl harcadığımızı sorgulatıyor.
Eserin dili son derece akıcı ilk cümleden başlayarak çekiyor okuru içine. Özellikle betimlemeler kitapta konuyu daha iyi kavratmak amacıyla ustaca kullanılmış. Hayattaki o döngü tekrarlarla mükemmelen verilmiş.
Eseri okuyunca şunu farkettim ki: Aslında her insan bir Tatar Çölü yaratır hayatında.Farkına varsa da varmasa da...
Not:Eseri Ayşe Y.'nin harika incelemesinde keşfetmiş ve okumaya karar vermiştim.Eseri okumama vesile olduğu için teşekkür ediyorum.Kitabı okuduktan sonra bazı incelemeleri okuduğumda söylenebilecek pek çok şeyin söylenmiş olduğunu gördüm. Metin T.'nin yaptığı o kendini okutan güzel incelemeyi daha önce görmediğime hayıflandım.Bu vesileyle sitede özenerek incelemeler yazan ve bana farklı dünyaların kapılarını gösteren tüm kitap dostlarıma teşekkür ederim.