• “Sevgili anneler, çocuklarınıza erkeklerin de ağlayabileceğini öğretin. Kadın-erkek ilişkilerinde mutlu bir toplum ‘alınmış diplomaların’ çokluğuyla değil, ilk adımla birlikte sizin öğreteceklerinizle mümkün olabilir !”
    Cihad Kök
    Sayfa 71 - Destek Yayınları
  • Halil Cibran adını pek çok kez duyduğum, birkaç güzel sözünü de bildiğim ancak kitaplarıyla tanışmadığım bir yazardı benim için. Bir kitap fuarında Kırık Kanatlar kitabına tesadüfi şekilde denk geldim ve satın aldım. Sonra hemen okumaya başladım. Kendi adıma konuşursam ben düşündüklerimi yazıya dökmekte zorlanırım çoğu zaman. Benim gibi niceleri de vardır elbette. Okuduğum onlarca yazar arasından düşünceleri yazıya dökmekte en usta kalemlerden. Selma Karami'ye olan aşkını, sevgisini öyle güzel tasvir etmiş ki... Onun yaşadığı acıyı da aşkı da hissetmemek, anlamamak mümkün değil. Kavuşamadığı, toplum baskısına kurban verdiği ilk aşkı onun Selma Karami...
    Yaşadığı ülkenin sorunlarını da anlatıyor aslında bize kitabın içinde gizli mesajlarla. Piskoposların dini kullanarak insanlari sömürmelerini, zenginlerin fakirleri nasıl ezdiklerini, aile baskısıyla yapılan istenmeyen evlilikleri... Kitapta kullanılan dil birçok kişiye ağır gelebilir ancak bana çok güzel geldi. Hemen okuyup bitirdim ve herkese okumasını, Halil Cibranın diliyle tanışmasını tavsiye ederim.
  • Okumam için sırada bekleyen Kırlangıç Çığlığı’nı az önce bitirmiş bulunuyorum. Anlatılanlar, üslûp ilk sayfadan itibaren insanı etkilemeye başlıyor. Hem bir an önce sayfalar akıp gitsin istiyorsunuz hem de böyle güzel bir anlatımın bitmesinden kaçınıyorsunuz. Öyle sürükleyi, akıcı bir kitap ki bazen cümleleri, kelimeleri ikişer üçer okumaya başladığımı fark ettim. Konusu çok fazla uzak olmadıdımız, özellikle ülkemizde de fazlasıyla gündeme gelen çocuk istismarı üzerine kurulu. Kitaptaki karakterlerle bütünleştiğimi hissettim. Pek çok kez tahminlerde bulundum ve kurgunun şahaneliği burada çıkıyor karşınıza. Şu ana kadar eksikliğini hissettiğim bir durumdayım çünkü Ahmet Ümit’in okuduğum ilk romanıydı. Vakit kaybetmeden diğerlerini de okumak için sabırsızlanıyorum. Herkese tavsiye ediyorum.
  • Dr. Charles Drew, insan kanını plazma şeklinde uzun süre saklama metodunu keşfeden bilim adamıdır. Bugün milyonlarca insan, onun bulmuş olduğu yöntem sayesinde kan ihtiyacı doğduğunda hayatta kalmaktadır. Charles Drew bir zenciydi.

    1950 yılında bir konferansa katılmak üzere arabasıyla yolda giderken kaza geçirdi. Ağır yaralanmıştı, acilen kan verilmesi gerekiyordu. Hemen en yakındaki hastaneye kaldırıldı. Hastane yetkilileri, sadece beyazlara hizmet verdiklerini, zenci bir kişiyi kabul edemeyeceklerini söylediler.

    Ve yakında zencilere hizmet veren başka bir hastanenin adını verdiler. Charles Drew, o hastaneye ulaşamadan öldü. İlk hastane kendisini kabul etseydi bulmuş olduğu yöntemle korunan kan verilecek ve hayatta kalacaktı.
  • Bosna Hersek`te yaşanmış okurken ben olsam napardım,nasıl dayanabilirdim diyebileceginiz bir hayat hikayesi.İlk kez yazarın kitabını okudum ama anlatımı olayın içine sizi alışı iyi.
  • Öncelikle ilk belirtmek istediğim. Kitabı aylar önce okuyup inceleme yazmamışım. İncelemeyi bırakın iki üç cümle dahi yorum yazmamışım. Kendime az önce çok kızdım. Okuduklarım arasında en iyilerden olan bu kitabı nasıl olur da hiçbir şey yazmamışım.

    Kitapta 3 hikaye bulunmaktadır.

    İlk hikaye ''Yetenekli Öğrenci'' Spoiler vermeden kısa kısa bahsetmek istiyorum. Dram ve gerilim bir arada ilerliyor. Öğrencimiz derslerinde çok başarılı bir gün ihtiyar Nazi askeri ile karşılaşıyor ve onun hayatını gizliden araştırıp takip ediyor. Nazi askerimiz kimliğini saklamaktadır. Kimseler onun öyle olduğunu bilmiyor. İhtiyar ile tanışan öğrenci neler neler yapacaklar. Okurken çok gerildim, dram ağırlıklı olmasına rağmen King yine çok başarılı. Devamı yok okumanız lazım. Çok beğendim. Çok sürükleyici ve merak uyandıran hikayeydi.

    ikinci hikaye ''Esaretin Bedeli'' size tek link ile göstereceğim ne efsane bir hikaye olduğunu.
    https://www.imdb.com/list/ls000062946/
    Dünya'da onu geçen film daha çıkmadı. Kitabı siz düşünün artık.

    Son hikaye ise ''Solunum Metodu'' iki hikayeye göre yavan kalmış ilk iki hikaye mükemmeldi. Onlarla kıyaslayınca hafif kaldı ama yine de akıyor sürükleyici. Finali için bile okunur.

    Bu kitap nasıl en az okunanlar arasında kalır? Nasıl keşfedilmedi?
    Benim için ''Yeşil Yol'' kitabından daha güzel bir kitap.
    Yeşil Yol zaten mükemmeldi.

    Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli, sizleri bekliyor...
    Dram ve gerilim severler kaçırmayın derim.
    King okurlar siz hiç kaçırmayın derim...
  • Çoğu Stefan Zweig kitabı gibi
    “...kısa ve sarsıcı...”
    Diğer biyografik kitapları gibi bu da çok güzel biyografik bir hikâyeydi... Belki de efsane...

    İçerisinde iki adet öykü var. İkinci öyküden bahsetmek istemiyorum zira “Mürebbiye” kitabındaki ikinci öykü olan “yaz novellası” öyküsünün aynısı ve daha önce okumuştum.(İş Bankası yayınlarındaki çeviri çok ama çok daha güzel) Şu Zweig kitaplarında uğradığım yayınevi azizliğine başka kitaplarda uğramadım...Bir de Dostoyevski kitaplarında her kitaba bir “beyaz geceler, yufka yürekli”yi sıkıştırıp durmaları da baydı. Bu olay Zweig’in kitaplarında kat ve kat daha fazla. Yayınevleri de içerikten ziyade kapak tasarım yarışına girmişler resmen...Neyse.

    İlk hikâye o kadar güzel ki yine içime dokundu Zweig... Hikayede krallık için çalışan, kralın dostu olan Virata adındaki bir adamın inzivaya çekilmesi, günahsız yaşamak için her şeyi yapmaya ve her şeyden vazgeçmeye çalışan kendini arayan, kendi içsel dünyasında arınma yaşayan bir adamın efsane öyküsü...
    Bu içselleşme Viratanın abisini yanlışlıkla öldürmesinden sonra başlıyor. Her günahında o kara gözleri görüyor. Biz buna vicdan diyoruz... Ve bu hikayeyi okuduktan sonra ne kadar günahkar olduğunuzu sorulayacaksınız...


    Kitabın özü, özeti...
    “... her kim hüküm veriyorsa, diğerlerini tutsak eder ama en büyük tutsak kendi ruhudur. Eğer bir kimse günahsız yaşamak istiyorsa, ne bir evde ne de başkasının kaderinde payı olmalıdır, başkasının hizmetinden faydalanmamalı, başkasının teriyle geçinmemeli; bir kadının şehvetine , doyumun uyuşukluğuna bağımlı olmamalıdır.Ancak tek başına yaşayanlar Tanrı için yaşar; yalnızca eylemde bulunanlar onu duyumsarlar.Yoksullar daima onu en derinden hissederler. Ama ben görünmez olana , toprağıma olduğumdan daha yakın olmak isterim, günahsız yaşamak isterim...”