Tuğçe Bayrak, bir alıntı ekledi.
 13 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bak güzelim, ne olursa olsun aldırma ona. Bir erkek karşına kurulmuş, sanki sen onun kaburga kemiği bile etmezmişsin gibi bir tavırla,senin hakkında,geçmişin,geleceğin,ne olduğun,ne olamayacağın hakkında ahkâm kesmeye kalkışınca onu sakın dinleme. Sana kalçalarının fazla yağlı,göğüslerinin sarkık,gözlerinin daima uykulu olduğunu,kafanın pek hızlı işlemediğini söylüyorsa,edebiyat zevkini bayağı bulup, lisansüstü çalışmana ya da acemiliklerle dolu ilk şiirlerine,bestelerine bıyık altından gülüyorsa anın da bırak onu. Hele hele,bir de tutmuş senin asla mutlu olamayacağını ileri sürüyorsa,haddini bilmez bir alçaktır, burnunun üzerine bir yumruk hak etmiştir.

Mucizevi Mandarin, Aslı Erdoğan (undefined)Mucizevi Mandarin, Aslı Erdoğan (undefined)
selin, Calamity'i inceledi.
 16 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Steelheart ve Firefight'ı okuyalı yaklaşık iki sene falan oluyor;Calamity'nin de Türkçeye uyarlanıp basılması derken bayadır okumayı istiyordum yani.

Steelheart ilk Brandon Sanderson kitabım fakat bu yüzden olduğunu düşünüyorum ki; Sandersonla tanışayım diye Steelheartı okumam için veren kuzenim ve yazarın diğer hayranlarının aksine bu seri Harry Potter'dan sonra kalbimde ayrı bir yere sahip,o kadar seviyorum,ayıla bayıla okudum.

Calamity hakkında yorumuma gelecek olursak tabi ki enfes oldugunu düşünüyorum.Steelheart'ta ve Firefight'ta nispeten daha az olan aksiyonun iki katını burada bulabilirsiniz.Öyle ki "50 sayfa okuyayım gerisini yarın okurum erkenden bitirmeyeyim." tarzında düşüncelerle basladığım kitabı iki günde elimden bırak(a)madan bitirdim.

Kitabın son bölümleri özellikle tam anlamıyla "şok üstüne şok"tu ve yine bu bölümlerde bazı yerlerde kitabı elimden adeta fırlatıp,bir süre pencereden boş boş bakacak kadar şaşırdım.Kitabın son sayfasını çevirdikten sonra da baya eksik hissettim.

Her ne kadar kitabı bitirir bitirmez "kusursuz muazzam harikulade!" tarzında seyler düşünsem de,ki hala düşünüyorum,kitabı bir sindirince bazı göze batan şeyleri farkettim.

Öncellikle olayların Jonathan Phaedrus nam-ı diğer Prof ya da Limelight kısmı gereksiz uzatıldı bana kalırsa.Bir ara "Calamity'e nasıl bağlayacaklar,baksana kitap bitiyor?" diye düşündüğüm de oldu.
Ve düşündüğüm gibi, olayların Calamity kısmı ise aceleye gelmiş gibi oldu.
Hele o son sayfalarda "Ne?Ne oldu?Hayda!" falan derken bazen ne olduğunu anlamadım birkaç sayfa geriden tekrar okuduğum oldu.

Tüm epik olaylarının başlamasına neden olan şahısla ilgili olan bölümler bir anda geldi ve gitti,size öyle söyleyeyim.

Bunların dışında sonda kafamda o kadar soru isareti kaldı ve bazı şeyleri sindiremedim ki,sanırım sakinleşince son sayfaları hatta belki kitabı bir şeylerin cevabını bulabilirim diye tekrar okuyacağım.

!SPOILER ICEREN ALAN!

Şimdi,buraya kadar okuyanınız varsa helal olsun,muhtemelen spoiler içeren yorumlarımı yapayım.

Öncelikle David kadar cringe bir canlı görmedim,ama güldürüyordu yine de.Bununla beraber;Sanderson nasıl bir kişilik,konuşmaları David'e benziyor mu,bunu merak ediyorum işte.

Megan,hayran olunası insan,olmasa kitabın ilk sayfalarında ölmüşlerdi zaten.Onun hakkında bir tek şeyi sevemedim bu kitapta.
Korkusuyla yüzleşmesine rağmen habire güçsüzleşip zorlanması.Ya sen her açıdan güçlü kadın,Yüksek Epik Megan'sın,kötü çocuğun karşısında duran masum narin kırılgan Wattpad kızı değil.

Tia'ya karşı nötrdüm ama ölmesi bir üzmedi değil.Bir de aptal!Oradan çıkması gerekiyordu.Ama neyse belki boylesi iyidir planları aldılar sonuçta.

Heh buldum!Cody de David gibi cringe bir insan.Abraham'a da nötrüm,tek sey aklımda kaldı.Geçmişinde ne oldu?

Mizzy zaten Firefight'tan beri adamımdır.

Knighthawk da kaçığın teki ama sevdim kendisini.

Prof'a bir miktar öfkeliyim.Her şeyin sorumluluğunu David'e yıkmaya çalıştı ama bence daha güçlü olsaydı bunların hiçbiri olmazdı.(gerçi bu da korkusuyla doğru orantılı)
Ama bir noktada hak vermek lazım.Başaramama/başarısızlık korkusu gerçekten hafife alınacak bir şey değil.Prof'u seviyoruz,korkutucu olsa da.
Ve bir de,karanlıktan arınmış Prof'u çok göremedik.

Diyorum ya aceleye gelmis gibi sonu!

Obliteration,ismini duydukca gülümsüyorum çatlağın.Korkutucu manyak bir katil olmasına katil ama,kıyak adam.

Ve Larcener yani CALAMITY,aslında ipucları kitabın aralarına serpiştirilmiş ama o kadar beklemiyorsunuz ki,şok oluyorsunuz.
Nefret mi etsem,hayranlik mı beslesem bilemedim.
Gerçekten nasıl bir varlık olup amacının ne olduğunu tam anlayamadım ve sindiremedim.Şok geçirmekle meşguldüm çünkü.Oraları bir daha okuyacağım.

Son olarak,David'in çelik güçleri kazanması,paralel evren ve babası olayları çok güzel detaylardı.

Ama dediğim gibi,sonu bence aceleye getirilmişti ve biraz açık bırakılmıştı Obliteration meselesi falan.

Ama Brandon Sanderson kalemine sağlık,hala etkisindeyim,Steelheart için film falan olacak diyorlardı umarım olur.

ÖMER CAN KOÇ, Satranç'ı inceledi.
 25 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · 8/10 puan

Tam bir psikolojik gerilim... Nazi zülmünden nasibini alan Dr. B. bir hücreye kapatılmıştır. Sadece bir yatak bir leğen ve bir koltuğun olduğu bir odaya kapatılmıştır. Ve zamanı belli olmayan zamanlarda sorguya alınmaktadır .İlk başlarda her şey iyi gibidir ama gün geçtikçe , psikolojik baskı sonuç vermekte ve Dr B bir çeşit deprasyona girmektedir. Çünkü bakabileceği sadece bir yatak , bir koltuk ve bir leğen vardır.Şöyle der Dr B . Keşke bir taş ocağı işçisi olsaydım. Keşke ellerim nasırlansa, kokuşmuş yemekleri yeseydim ama gece koğuşumda bir kaç insan görebilseydim, onlarla konuşabilseydim. O bu haldeyken , sorgu odasına alınmayı beklediği sırada gardiyanların birinin paltosunun cebinde bir kitap fark eder ve onu çalar. Ama odasına girince tam bir hayal kırıklığına uğrar. Çünkü kitap bir satranç hamleleri kitabıdır. Ve yapacak hiç bir şeyi olmayan Dr B çarşafından bir satranç tahtası yapar ve hamleleri tekrarlamaya başlar. Dr B nin o kadar yapacak bir şeyi yoktur ki hapisten kurtulduğunda dünya satranç şampiyonunu yenebilecek kadar iyi bir satranç oyuncusu olmuştur.

koku nehri, Beyindeki Hayaletler'i inceledi.
29 dk. · Kitabı okudu · 89 günde · 10/10 puan

Bu kitap beyine , nörolojiye , psikiyatriye karşı amatör ya da profesyonel ilgisi olan herkesin meraklı sorularının cevabını bulabileceği nitelikte bir kitap.Kitaptaki teorik bilgilerin fazlalığı ilk başta sizi biraz yorabilir ama kitabı okuduğunuz her sayfa ,geçtiğiniz her bölümün kafanızdaki merak tomurcuklarının bir yenisinin yeşermesini sağlıyor.Nörolojinin bilinmeyen yönlerinin , kapalı kalmış kutularının ardındakimizemlere ışık tutan bir kitap bu. Gizemlerin hepsine cevap vermiyor bu alanlarda yaptığı araştırmaları geçmişteki araştırmalarla karşılaştırılarak yeni ufuklar açıyor . Kitabın en güzel yönlerinden bir tanesi bu , kitap bilimin ne kadar dinamik bir yapıda olduğunu ve sürekli ilerlediğini ve ilerleten yerinde biz bu kitabı okuyanlar olduğu gerçeğini o kadar güzel veriyor ki okuyucuya okuduktan sonra eğer bu alanda çalışan biriyseniz inanılmaz bir Azim duygusuyla doluyorsunuz. bu kitap benim eğitim hayatım için çok güzel ufukları açtı . Kitabı bir çok insanın okunmasını birçok insanın başkalarına tavsiye etmesini istiyorum .

Frida Kahlo
''Bir gün oğlum olursa ona ilk öğreteceğim şey , gönül almak için çabalamanın erkekliğinden hiçbir şey götürmeyeceği olacak.''

Ayçanur Öz, Hoşça Kal Anne'yi inceledi.
 31 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitap için kalabalık sözlere gerek yok bence. Gerçek bir yaşamdan alıntı. Alıntı bile değil aslında çünkü Duygu Batu kendi hayatının kötü kısımlarını anlatmış. Annesini çok sevdiğini, onu nasıl kaybettiğini, ilk aşkınının -babasının- annesini öldürdüğünü..
Bu kitabı tanıdığım çoğu kişiye okuttum. Okuttuğum her kişi ağladığını birkaçı ise ağlamaktan okuyamadığını söyledi.
Hayatın gerçeklerini konu almış sonuçta sevmemek mümkün mü? Ama keşke bu acı gerçekler olmasaydı. Hani bazen diyorlar ya 'bir kitap okursun hayatına şükür edersin'. Bu kitabı okudum ve yaşadığım herşeye şükür ettim.
Umarım kalan hayatı kendisi gibi güzel olur. Tüm hayatında başarılar dilerim.

Ece, Izabel'i inceledi.
40 dk. · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Serinin önceki kitabı gibi bu da hızlıca okunup biten bir kitap. İlk kitabı bana heyecanlı gelmişti, bunda kızın çok hızlı olan değişimi insanı birazcık uzaklaştırıyor. Son kısımlarda hikaye oturuyor. Victor'un ilk kitaba göre 180 derece değişmesi de ayrı bir olay. Değişime dair bir şey yoktu, 8 ay sonra ortaya çıktığında da çok az bilgi verdi, seni aklımdan çıkaramadım, peşindeydim vs. Duygu patlamaları bir anda çıkageldi ve öyle kaldı. Romantik bir kitap zaten değil fakat geçişler hızlı oluyor. Yine de çerez niyetine okunabilecek bir kitap.

Aşina, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
57 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Hüseyin Nihâl Atsız’ın “Arkasında olmasaydı şanlı bir mazî, bu milletten çıkar mıydı bir büyük gazi?” dizeleri aklıma geldi okurken. Bir yandan da Atatürk’ün bu kitabı neden tavsiye ettiğini daha ilk sayfalarda kavradım. Atatürk bu milletin kendi ayakları üstünde durmasını istiyordu. Sonsuza kadar yaşamayacağının bilincindeydi, “kurtarıcı” olmuştu belki ama bu milletin bağrından koparak kurtarıcı olmuştu. Atatürk, milletin maneviyatının ete kemiğe bürünmüş somut bir örneğiydi. Ama ölümlüydü nihayetinde. Ve bir gün milletine veda etme zamanı geldiği zaman o milletin kendisinden sonra nasıl kendi ayaklarının üstünde durmaya devam edeceğine dair, başarısı kanıtlanmış, bir el kitabı niteliğinde Beyaz Zambaklar Ülkesi. Kurtarıcı milletin kendisidir, kurtarıcı sizsiniz. Şikayet etmek yerine nasıl düzeltebileceğinizi düşünün, sorumluluk alın ve inanın. Bu güzel kitap tavsiyesi için Başbuğ Atatürk’e minnettarlığımı sunarım. Vefatından sonra dahi bize yol göstermeye devam ettiği için...

Nazım Hikmet Ran
Ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
haydi bunlara boş ver.
bunlar uzak bir ihtimal!
paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı..

Bahar, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

"...Fakat mektubum ellerinde ise eğer, o zaman bil ki, burada ölmüş olan birinin sana hayatını, ilk dakikasından son nefesine kadar hep senin olmuş olan hayatını anlatmaktadır. Kelimelerim seni korkutmasın;ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez."

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig