...
İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Sehzadebaşı'nda akşamüstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban oldugum
Kalın dudaklarında yapıncagın balı
Tepeden tırnaga arzu dolu
Sam yeli sögüt dalı harmandalı
Bir şarap mahzeninde dogmuş olmalı
Sehzadebaşı'nda akşamüstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü
..
hadi hadi
bırakın salaklığı
bakmayın gözlerime
bakıp durmayın
işsizim yersizim yurtsuzum diye
öldürecek filan değilim kendimi baylar
şu koskoca ülkede
milyonların içinde
nedir ki bir benceğiz
bir yaprak eksik olmuş
ne anlar koca çınar
Bir çiçek bıraktım pencerenin kenarına,
Senin kokunu taşır diye.
Ama rüzgâr onu savurdu,
Ve sadece boş bir pencere kaldı geriye.
O anda fark ettim,
Sen, rüzgârın taşıyamayacağı kadar
ağırdın.