• Çağdaş insan işlerini hızla yapmazsa, bir şey -zaman- yitirdiği kanısındadır, fakat kazandığında ne yapacağını bilemez o zamanı, öldürmekten başka yolu yoktur.
  • Yalnızlık... Seni bir gün biz seçeceğiz. O zaman güzel olacaksın.
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 53 - Kırmızı Kedi Yayınları
  • 144 syf.
    ·198 günde·Beğendi·9/10
    Bu yaşamda, özellikle son yıllarda sıkça kafamı kurcalayan soru şu: What is all about: Bütün bu olanların nedeni/anlamı ne?
    Milyarlarca hücreden oluşan canlı mikro/makro organizmalar, milyarlarca gezegenlerden birinde (veya birçoklarında) büyük bir yaşam mücadelesi veriyor. Doğum veya var oluş; öncelikle temel ihtiyaçlar için verilen mücadele; sonrasında bunlar giderildiğinde diğer sosyal ihtiyaçların gerçekleştirilmesi / gerçekleştirilememesi, tatmin / tatminsizlik, acı /can sıkıntısı, ve sonucunda başladığın yere geri dönüş-ölüm veya yok oluş.
    what is all about. Bütün bunlar neden.
    Doğada Canlılar var olmak için diğerini, güçsüzü öldürmek / yemek zorunda. İnsanlarda benzer şekilde varolmak, daha çok kapitale sahip olmak için başkasını tüketmek zorunda. Sonuçta canlıların ihtiyaçları sonsuz, imkanlar kısıtlıdır. Bu nedenle imkanlar sürekli el değiştirmektedir. Bu yaşam mücadelesi gerçekten maliyetini karşılayan bir uğraş mıdır?
    Sonucunda yokolacağını bile bile var olmayı yine de tercih eder miydin; yoksa hiç var olmamayı mı? Sahip olup kaybetmeyi mi tercih edersin; hiç sahip olmamayı mı?
    Bu anlam arayışı içerisinde karşılaştığım kitap. Bu zamana kadar düşündüğüm hissettiğim düşünce ve duyguları Schopenhauer'in kaleminden okumak ayrıca gururlandırdı beni.
    Yazar bu kitabında tamamen olmasa da büyük bir oranda yaşama kötümser yaklaşmış. Küçük bir oranda ise bu kötümserliği nötüre çevirebilecek bir yol sunmuş.
    Kısaca kitabı yorumlayacak olursam: Hayat; istekler, bu yönde mücadele, elde etme/edememe, boşluk/can sıkıntısı ve yeni bir döngü üzerine kuruludur. Bu süreçte acı, sefalet, fakirlik, hastalık, savaş, kan, gözyaşı, kıyılara vuran bebekler, kolları bacakları canlı canlı kesilen insanlar, yıkılan kentler, işkenceler vs ile kuşatılmışızdır. Her an her türlü felakete eşit olasılıkla uzağız. Elde edemediğimiz isteklerimiz arzularımız var. Bu nedenle acı çekmeyen/yaşamayan birileri var mıdır?
    Diğer yandan her an bir yokoluş içerisindeyiz. Nihayetinde ne olmuş olursak olalım, hangi isteğin peşinden koşmuş olursak olalım acısıyla tatlısyla ne yaşandıysa öleceğiz. Bu kapsamda bütün bu mücadelemiz bir yokoluşla sonuçlanacaktır. So what? Eee o zaman bütün bunların amacı neydi? Yokolacaksa isteklerimiz uğruna verdiğimiz mücadele sonucunda elde ettiğimiz mutluluk, ne gereği vardı? Kaçınılmaz son; bütün uzuvların çözülüp dağılması ve cesetlerden yayılan fena kokulardır.
    Schopenhaur'a felsefesinin rahat ve huzur vermekten uzak, soğuk, neşesiz olduğu söylenir. Oysa insanlar Tanrının herşeyi tam olması gerektiği gibi yarattığını duymak isterler. Schopenhauer bunlara şu şekilde cevap verir "Siz kiliselerinize gidin ve biz filozofları rahat bırakın". :)))
    Dünyayı her şeyi bilen, iyiliği herşeyi kuşatmış her şeye kadir üstün güç ve kudret sahibi bir varlığın başarılı bir eseri olduğu yolunda izah etme tarzı; bir taraftan dünyayı dolduran ıstırap ve sefalet, diğer taraftan bu dünyada var olan en kusursuz şeyin, yani insanın bile aşikar illetlere malul olması ve o kusursuzluğun bozuk ve gülünç bir taklidi olması nedeniyle inanmayı imkansız kılacak derecede çelişkilidir.
    Yorumu uzattığım için özür dilerim. Ama son bir nokta; Schopenhauer bu kötümserlikten iradenin yadsınmasıyla yani isteksiz beklentisiz ve tepkisiz olmakla kurtulacağını vaz eder. Kendisi öyle yapmış. Ben buna haddim olmayak itiraz ediyorum. Arzularım tutkularım hayallerim olmadan yaşayamam. Her ne kadar acı olsada bu süreç, koyun gibi beklentisiz isteksiz tepkisiz olamam.

    Hayatta acı çekmiş, istekleri / arzuları olmuş ama ulaşamamış veya herşeyi elde etmiş can sıkıntısı içinde boğulan herkese tavsiye ediyorum.
  • Şeyh Mustafa Sabri'nin, İslâm tarihinden çıkardığı kesin delile göre, din ve siyasetin ayrılması gerçekte hükümetin dinin emir ve hükümlerinden soyutlanarak kendi kısa aklına göre hareket etmesidir. Tüm İslâm tarihi boyunca hiçbir hükümet buna cesaret etmemiştir. Ne kadar zalim ve fasık olursa olsun, Müslümanların hiçbir hükümeti bunu aklından dahi geçirmemiştir.

    Sahabelerden (r.a.) Atatürk'e kadar gelen hükümetler halka hükmetmiş, onlara ise İslâm hükmetmiştir. Bu hükümetlerden herhangi birinin dine muhalif bir hareketi olduğu zaman, bu o hükümetin günahı olarak kabul edilmiştir. Nasıl ki bir Müslüman hevasına uyup günah işler; sonra kalbi Allah korkusuyla çarpar.

    Şimdiye kadar İslâm tarihinde alenen İslâm dairesinden çıkan ve din ve siyaseti yani dinî hükümleri yönetimden uzaklaştırmaya çalışan bir hükümete kesinlikle rastlanmamıştır.

    Şeyh bu meseleyi yabancı hükümetleri taklitten doğan bir ekol olarak incelemiştir.

    Türkiye'de vaktiyle yaşanan ise, hükümetin İslâmiyet'e savaş ilanıdır. Savaşlarda mutad olduğu gibi, önce hükümet savaş ilan eder, sonra da bunu halka mal ederek, halkın savaş ilanı olarak göstermeye çalışır.
    Mustafa Sabri Efendi
    Mevkıf el-Akl ve'l-İIm - Mustafa Sabri
  • Bir zamanlar (beni bırakıp gittikten sonra bile) Anny’yi düşünmüştüm. Şimdi kimseyi düşünmüyorum, sözcükleri bulmak için bile çabalamıyorum. Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde: Dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin. Sözcüklere bağlanmadığım için düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. Belirsiz ve hoş şekiller halinde ortaya çıkıyor, sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları.
    Jean-Paul Sartre
    Sayfa 23 - Can
  • Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı adetlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da şuurlu dalgınlıktı. Sonra o zaman kadar "siz" diye hitap ettikleri dostlarına birdenbire ahbapça "sen" diyecek kadar alçakgönüllü ve babacan oluvermek, karşısındakinin sözünü yarıda kesip rastgele manasız bir şey sormak ve bunu gayet tabii olarak, hatta çok kere şefkat ve merhamet dolu bir tebessümle birlikte yapmak...
  • Kendime gelemedim hâlâ dün geceden beridir
    Uçtum ardından ama düşsem yeridir
    İçimde bir his var ki tanıyamadım inan ki
    Sanırım yenidir, ah ölsem yeridir
    Gelemem ben, sana gelemem ben
    Öperim seni, sana doyamam ben
    Uzandım, kaçtın, tuttum sandım
    Şimdi "Gel" desen de
    Gelemem ben, sana gelemem ben
    Öperim seni, sana doyamam ben
    İkilemi çözemedim hâlâ, ama yok ki sorasım
    Ne zaman burdaydın ki şimdi kaybolasın?
    Bi' gün bi' kuşluk vakti uyanamadım inan ki
    Saatim geridir, ah ölsem yeridir
    Gelemem ben, sana gelemem ben
    Öperim seni, sana doyamam ben
    Uzandım, kaçtın, tuttum sandım
    Şimdi "Gel" desen de
    Gelemem ben, sana gelemem ben
    Öperim seni, sana doyamam ben

    https://youtu.be/UXlRydNkByU