Kendi dilimizi de iyiliğe ayarlasak mesela, nasıl olurdu? Konuşurken vaktimizi başkalarının iyilik ve güzelliklerini anlatmaya ayırsak, başkalarının kötülüğünden dem vurmasak. St. Augustine'in söylediği gibi, 'başkalarının günahları bizi aziz kılmaz'. Ne ki pek çok insan başkalarının hata ve günahlarını anlatmakla rahatlar, sanır ki kendisi o hatalardan münezzehtir.
Sesinde çekingen bir tını. Aman fazla yükselip de dünyaya rahatsızlık vermeyeyim. Fazla görünür olmayayım da bir bakış benden incinmesin. Böyle hep kenardan, böyle hep sessiz ve iddiasız yaşayayım da dünyanın gürültüsü biraz dinsin. Bir azize gibi, bir modern zaman evliyası gibi. Parmak uçlarında dolaşarak.
Ancak iyilikle ruh sonsuzluğa kulaç atar. Ancak iyilikle ruhun istirabı diner. İnsan ancak iyilikle Tanrı'yla arasındaki perdeleri kaldırır. İyilik dünyanın cennetidir.
Acıyı hayattan her ne pahasına olursa olsun kovmak demek, ötekinin gelişi' ihtimaline de izin vermemek demektir, elemin hayattan kovulması, anlamın da hayattan kovulması haline gelecektir. Elemin ve anlamın olmadığı bir dünyada hepimiz yaşayan ölüler olacağız. 'Mutluluk ve mutsuzluk beraber büyüyen ikizlerdir' demişti Nietzsche. Mutsuzluğa hazırlanmadan mutluluğa da sahip olamayız.