Sisyphos, bir alıntı ekledi.
14 Nis 01:32 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

BİRİNCİ AĞIT
Evet, güzel dediğin yalnız başlangıcıdır
korkunç olanın...

Duino Ağıtları, Rainer Maria RilkeDuino Ağıtları, Rainer Maria Rilke

ŞUBAT 2018 KİTAP RAPORU
1 – Kibele Öygüleri 2 – Önder Kayhan
2 – Bir Nefes İstanbul – Aret Vartanyan
3 – Toza Sor – John Fante
4 – Kazanan Yalnızdır – Paulo Coelho
5 – Yaralı Temmuz - Abdülkadir Paksoy
Meslektaşım Prof. Dr. Önder Kayhan hocanın masal tadında anlatımıyla Anadolu’nun ilk yerleşimcilerinin, belki de gerçek atalarımızın öyküleriyle Şubat ayına başladım. Bu eserin birinci cildini piyasada bulamadım, bulunca onu da okuyacağım.
Kişisel gelişim uzmanı Aret Vartanyan ile bu kitabıyla tanıştım. Bu eser daha çok roman tadında yazılmış bir özyaşam öyküsü olması yanında satır aralarına serpiştirilmiş yaşama ve insana dair mesajlarıyla herkese önerebilecdeğim çok güzel bir eser. Diğer kitaplarını da zaman buldukça okumaya çalışacağım.
Yine tanışmak için çok geç kalmış olduğumu düşündüğüm John Fante’nin de diğer kitaplarını da edindikçe okuyacağım. Hatta bu kitabı zaman zaman herhangi bir sayfasını açarak da okuyabilirsiniz. Ben öyle yapıyorum.
Kitapları tüm dünyada yüz milyonun üzerinde satan Paulo Coelho’nun kütüphanemde bir yerlerde sıkışıp kalmış bu kitabı bizlerin hiç bir zaman ulaşamayacağımız yüksek sosyete ve ultra zengin insanların dünyasında ayakta kalmaya ve bir şekilde onların içine girmeye çalışan küçük insanları anlatıyor. Okunacak o kadar güzel eser varken para verip almaya değmez. Bir yerlerden elinize geçerse okuyun.
Yine kütüphane gözden kaçmış şiir kitabı Yaralı Temmuz, şairin Sivas Katliamı sonrasında yazdığı bir ağıt niteliğinde. Okuyup, kütüphanemin en güzel köşesine tekrar tekrar okunmak üzere yerleştirdim.
Ocak ayından Şubat’a sarkan Dostoyevski'nin "Budala" romanı yüzünden bu aya biraz geç başladım. Bu ay da Paul Auster’in 4321 adlı romanı Mart ayına sarktı. 1128 sayfalık romanın 650 sayfasını okuyabildim. Bu nedenle kitabın kısa yorumu Mart ayına kaldı ama kısaca şunu söyleyeyim; klasikleri bir tarafa koyarsak şimdiye kadar okuduğum en iyi on romandan biri diyebilirim.
Kısa Şubat ayı böyle geçti. Mart ayı ile hayatımızda yeni bir Bahar mevsimi başlıyor. Zaman buldukça demiyorum; zamanı yaratarak mutlaka okuyunuz, okutunuz, paylaşınız…

Esther. Sema, bir alıntı ekledi.
 13 Şub 15:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

BİRİNCİ AĞIT
Sevdiğimizden severek kopmak,
Onu titreyerek aşmak çağı değil mi

Duino Ağıtları, Rainer Maria RilkeDuino Ağıtları, Rainer Maria Rilke
DUA, Memleketimden İnsan Manzaraları'ı inceledi.
 23 Oca 22:13 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Hayal meyal hatırlarım. Tünellerden geçip kuytu bir yerlere amcamın bir ahbabını ziyarete gitmişiz. Taş duvarlarla kaplı kasvetli boğuk bir odadaydık. Odada dikkatimi çeken tek şey duvarda asılı bir fotoğraftı. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Ben nasıl dikkatli bakmışsam artık "o adam benim babamdır tanıyor musun?" dedi birisi. Korkup cevap vermemişim.

Korkup cevap vermediğim adamın Cem Karaca ve o bakıp durduğum fotoğraftaki adamın Nazım Hikmet olduğunu yıllar sonra söylemişti amcam. Ve sonradan ezberlemiştim baba oğulun ortak olan ben bir ceviz ağacının şarkısını.

Yine hayata bir yerlerden geç kalmışım. Karşıma Cem Karaca çıkıyor ve ben umursamadığım gibi hiç utanmadan korkmuşum. Bir daha öyle bir fırsatım hiç olmadı. Bundan sonrada olmayacak elbette.

Babam demeyip Nazım Hikmet deseydi tanırdım aslında. İsmini o kadar çok duymuştum ki. Devamlı bahsedilirdi, ismi geçerdi. Ah garip Nazımımın bedeni gurbet ellerde kaldı derdi dedem. Kendisine karşı derin bir sevgim vardı hep. Çocuk aileden ne görüyorsa öyle oluyordu.

Kitaba gelecek olursak; Memleketimden İnsan Manzaraları 5 kitaptan oluşuyor. Şiir demek olmaz sanki ağıt gibi hikaye gibiydi.

Birinci Kitabımızın baş rolü 1941 yılında haydarpaşa garında bir posta treni ve bu trenin yolcuları olan işçiler, köylüler, emekçiler, tutuklular ve daha nice insanı tıpkı bir roman anlatır gibi aktarıyor bizlere şiirlerle.

İkinci Kitabımızda yine bir trenimiz var ancak tren bu kez yataklı. Haliyle bu trendeki insanlar bir kademe daha yüksekte. Zenginler, siyasetçiler, kentliler ve tanınmış kişiler. Sadece ölünce eşitlik olacak tüm insanlarda.

Üçüncü Kitabımızda Hilmi isimli bir adamın hapishanede yaşadıkları üzerinden çeşitli insan manzaraları anlatılıyor. Hapislik zormuş be azizim.

Dördüncü Kitabımızın konusu yine klasik Nazım Hikmet konusu yurt severlik ve baş kaldırış. İnsan manzarasında ağalar ve ezilen köylü halk var. Rahmetli Yaşar Kemal geldi yine aklıma.

Beşinci Kitabımız ise gurbetteki Halil'in karısı Ayşe'ye olan özlemi var. Zavallı Halil ve Ayşe. Memleketimin acılı insan manzaraları o günden bu güne hiç bitmedi ki zaten.

Tabi ki 10 puan

Sadık Cemre Kocak, Kongo'ya Ağıt'ı inceledi.
16 Eki 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Mutlak Spoiler !! :)
Bu kitaba başlarken biraz daha heyecanlı olduğumu söyleyerek başlayabilirim. Çok kısa olmasa da uzun da olmayan bir süre zarfında yazarın 12. Ve son kitabına geldim. Bu yazının bir farkı da bir kısmını okumadan önce bir kısmını da okuduktan sonra yazdıklarım diye iki farklı gruba ayırdım.
Soluksuz okuduğum Lontano ve devamında Kongo'ya Ağıt kitapları totalde de 1264 Sayfa tutuyor. Böyle bir kitabın tekini 23 saatlik zaman zarfında bitirmiştim bakalım bu kitabı ne zaman bitireceğim.
Bir yazar düşünelim ki bir müzede Kongo sanatıyla karşılaşsın, eskiden gazeteci olmasının verdiği merakla ülke için araştırmasını da yapsın ve gördükleri ve karşılaştıklarını kurgulayarak Dünya çapında bir yazıya döksün. Bunlar bir yazarda -gerçek yazarda- olması gereken özellikler bence, ya sizce ?
Maceramız Lubumbaşi Havalimanı, Kongo-Kinşasa'da devam ediyor. Bu kitapta şunu söylemeden de geçmemem lazım; çok fazla Afrika Kökenli kelime duyup anlamlarını da öğreneceğiz. Yazar, bunları araya eklemeyi ihmal etmemiş.
Diğer yandan Ervan’ın Lontano’ya gitme çabaları yanında babası Morwan’ın kısa bir Afrika savaşları geçmesine şahit oluyor ve gene ufaktan bir Afrika dersi alıyorduk.
Saint-François-de-Sales Koleji, Ervan’ın araştırmaları için tek ipucu ve buraya gideceğini söylüyor. Ancak gidince bir de bakıyor ki yangın var ve yanan yeri tahmin etmeniz de zor değil. Soruşturma başlamadan bitecek miydi yoksa heyecan daha yeni mi başlıyordu ?
Yazarın dolu dolu Afrika araştırmasını -hatta bilmemekle beraber- bizzat Afrika'da sırf kitabı yazabilmek için zaman geçirdiğini düşünmeye başladım. ÖYle ki benzetmeler, tasvirler ve hatta insanları ve yaşama koşullarını yaptığı betimlemeleriyle öyle güzel yansıtmış ki şaşırmamak elde değil.

Montefiori yani Condottiere veya bilinen şekliyle Sofia’nın babası öldürülüyor. Yani Luic’in eşinin. Luic kimdi ? Ervan’ın kardeşi ve Morwan’ın oğlu. Sırada Morwan mı vardı ? Her zaman ki gibi sıkıcı başlangıç bölümlerini aştıktan sonra kitabımıza heyecan geliyordu.
Psikolog bir karşı hamle yiyor, bu sefer de Gaelle yeni tanıştığı kadın polis –Audrey- ile onun yerini arıyorlar ve önceki iki cinayetle ilgili belgelere rastlıyorlardı. Ancak katil psikolog diye düşünmeyin. Grange okuyanlar bunu iyi bilirler, sonra ters köşe olmayın derim.
Psikolog, çantada ne arıyordu ? Morwan oğlundan neyi saklıyordu, hem de iki kitaptır. Afrika’da harekete geçen şey neydi ? Cevabı olmayan sorularla devam eden bir macera yaşadık. Bölüm sonlarına girerken de heyecan artıyor, Ervan gemiye yetişemiyor ve rıhtımda kalıyordu. Ardından da 2. Bölüm ‘Kleiner Bastard’ başlıyordu.
Kleiner Bastard ismi, Almanca "Küçük Pislik" olarak değerlendirilebilir. Tabi asıl anlamı başka ama buraya yazmamın da pek mantığa yakın yanı yok. Bunun dışında bu isim aynı zaman da Morwan'a yani Ervan'ın babasına ait diyebiliriz. Diğer bir yandan da Ervan çok aradığı sonuca ulaşmıştı. Babasının dosyasını ele geçirmiş ve kim olduğunu öğrenebilecek konuma gelmişti tabi az önce açıkladığımız şekliyle de.
Heyecanlı Afrika kovalamacası -macerası- bana nereden nereye geldiğimi unuttururken Padre (Morwan) geri döndü ve ateş çemberinden oğlunu kurtardı. Şimdi en büyük sorun babaya gerçekte kim olduğunu sormak ve cevapları birinci ağızdan almaktı.
Diğer yandan Morwan ailesinin kızı da kendi psikoloğunu araştırmaya devam ediyordu ve ona bir karşı tuzak da kendisi hazırlamıştı. Ve hekimin son sözleri kitabın kalan yarısına çok büyük heyecan katacak cinstendi. "Çivi adam ölmedi !"
Şimdi daha büyük bir merak söz konusuydu. Geçen senenin katili Philippe Krisler yani Kripo mu yoksa 1969'dan beri cinayetleri işleyen ve Lontano Hayaleti denilen Thierry Pharabot mu ? Yalnız Kripo zaten bizzat kendisi (Gaelle) tarafından öldürülmüştü. Pharabot ise 2009 da beyin kanaması nedeniyle bir akıl hastanesinde ölmüştü. Bunlar yalan mıydı yoksa gerçek katil başka birisi miydi ? Çünkü hastanede psikoloğun gerçekte kim olduğunu siz de okuduğunuz zaman oldukça şaşıracaksınız.
Büyük ölüm sonrası –ölenin kim olduğunu söylersek fitil kopar- Gaelle, Mumbanza’nın peşine düşünüyor. Mumbanza’nın parayı kaçırıp gizleme çalışmaları ve yanına bir Eskort araması da Gaelle için büyük ödül oluyor diyebiliriz.
Loic, yine yazarın kendini bağdaştırdığı kişiyi önemseme çalışmaları neticesinde kendine hayran bıraktıran bir karaktere dönüşüyordu. Misalen buna silah talimine gitmesi, ilk kez silah kullanması vb eklenebilir ve sonuçta da hedefleri tam isabet ettirmesini söyleyebiliriz. Atış eğitimcisine hiçbir şey bilmediğini ve silahı ilk kez eline aldığını söyleyince –her ne kadar doğru olsa da- ne kadar inandırıcı olmuştur sizce ? Ervan sonrası Loic de aileyi taşıyacak gibi görünüyordu. Ervan da bu arada üç silahşörlerin sonuncusu Yarbay Verny ile buluşuyordu.
Gaelle hanım ne yapıyorsunuz ? O nasıl bir cinsel fetiş, o nasıl bir öldürme biçimidir. Okurken net olarak hissettiğim duygu böyle bir kadın gerçekte varsa uzak durmak ne kelime şehir hatta kıta değiştireceksin. Acayip gerildiğim bir cinayet sahnesini okudum, midemi kaldıracak hatta hoplatacak kadar.
Çok sevdiğimiz bir polisin ölümüyle –neden sevdiğimiz derseniz, kendisi de evsizlikten gelmiş ve Morwan ailesinin katkılarıyla polis olmuş ve yanlış hatırlamıyorsam her Çarşamba günü de evsizlere yemek veren bir polis olan Audrey- sarsıldık. Morwan ailesi 3 farklı koldan 3 farklı hücuma geçmiş, 3 farklı soruşturmayla, 3 farklı çözüm ile aynı kişiye ulaşmaya çalışıyordu. Katile, Çivi Adam’a ! 3. Bölüm ‘Pharmakon’ a girerken bu bölümün sonunda heyecanın ne denli arttığını söylemenin de oldukça gerekli olduğunu düşünüyorum.
Şimdi de Loic Bey ne yapıyorsunuz, diyeceğim. Evin küçük faresi abisinin hayatını kurtarıyordu. Hem de oldukça zor bir zaman ve durumda. Bir “Perklon” gölünün tam ortasından gelen hayat öpücüğü. Kovalamacalar artık hem hırsızın hem de polisin köşeye sıkıştığı bir oyuna dönüyordu.
Morwan ailesi cenaze işleri için adaya geldiğinde bir gece saldırısı oluyor. Kız kardeşi ve abisi oldukça zarar gören Loic bu işin peşini bırakmamaya karar verdiği sırada -bu arada gene silahını kullanarak büyük bir iş başarmıştı- bir de abisine gelen bir belgeyi okuyor ve işlerin tam olarak bitmediğini öğreniyordu.
Final ise bu sefer beklediğim gibi aceleye getirilmemiş ve 50-60 sayfalık bir kısmı konu edinerek -gerçek bir final- yapılmıştı. Sonunda yazar en iyi kitaplarından birinde en iyi finalini yapmayı başarmıştı. Bir eroin deneyi ve br hastane koridorlarında beklenen ve beklenenin ötesinde de güzel bir final olmuştu. Yazarın -olursa- gelecek kitabını da şimdiden beklemedeyim..

Rigor mortis, bir alıntı ekledi.
07 Eki 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

BİRİNCİ AĞIT
Ah ve gece, uzay dolu rüzgar
yüzümüzü kemirirken -kime kalmaz ki,o özlenen,
hayal kırıklığına uğratan usulca, her bir yüreği bekleyen zorlu gece. Daha mı kolaydır sevenlere?
Ah,onlar ki birbirini örter sadece kaderleriyle.
Biliyor musun hâlâ? Fırlat at kollarından boşluğu soluduğumuz mekânlara; belki kuşlar
genişleyen havayı hisseder daha derin uçuşlarla.
Evet, ilkbaharın ihtiyacı vardı sana.

Duino Ağıtları, Rainer Maria Rilke (Sayfa 3 - İş Bankası)Duino Ağıtları, Rainer Maria Rilke (Sayfa 3 - İş Bankası)
Atsız, Türk Tarihinde Meseleler'i inceledi.
24 Tem 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

- Hayat savaştır. Ölümden korkanlar yaşamasın. Bayraklar, nasıl kanlandıkça bayrak oluyorsa, toprak nasıl kanla sulandıkça vatan haline geliyorsa toplumlarda ölmesini bildikleri nispette millettirler. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. Ölümlerin en güzeli ise yurt ve şeref uğrunda ölümdür. İçimizi sızlatan şehitlerimi aynı zamanda övüncümüz ve sevincimizdir de…


- Türkler, Türk tarihinin birinci sınıf insanlarından bazılarını tenkit etmek, beğenmemek, sevmemek hakkına sahiptirler. Fakat hanedanlar arasındaki rekabetler sebebiyle bunlardan birini tutarak onun hasmını düşman diye ilan edemezler. Irk davalarında coğrafyanın hiçbir değeri yoktur.


- Türk tarihinin hamasi ve lirik bir yankısı olan milli destanlarımız bize, Milattan önce VII. Yüzyılın kırıntılarını bile getirmektedir. Fakat ne yazık ki bu büyük destanın mahiyetini ve onun başkahramanı olan Alp Er Tunga’yı ancak İran kaynaklarındaki şeklinden öğrenebiliyoruz. Bu destanın Türkçesinden yalnız bir ağıt kalmıştır ki, o da Milattan sonraki XI. Yüzyılda kağıda geçirilmiş ve orijinalliğini kaybetmiştir.

Rainer Maria Rilke
"Ah kimden, kimden bize hayır var?
Ne melekten, ne insandan, ne de bilmiş hayvanların gözünden kaçıyor
bizim pek güvenilir olmadığımız imlenen dünyada.
Belki de bize kalan yamaçta bir ağaçtır,
hergün onu yeniden görelim diye,
dünkü sokaktır belki,
ya da kötü büyütülmüş bağlılığıdır bir alışkanlığın,
hoşlanmıştır yanımızdan, gitmemiştir, kalmıştır."


| Birinci Ağıt

NeverMore, bir alıntı ekledi.
16 Mar 2017 · Kitabı okudu · 7/10 puan

BİRİNCİ AĞIT
“Bırakılmışları söyle, o nerdeyse kıskandığın,

doymuşların çok daha ötesinde sevenleri. Başla,

hep yeniden başla hiç erişilmez övgüye;

düşün: Yiğit kendini saklar, yokoluş bile

varlık yoludur ona, en sonuncu doğuştur.”

Duino Ağıtları, Rainer Maria Rilke (İş Bankası)Duino Ağıtları, Rainer Maria Rilke (İş Bankası)