• 662 syf.
    ·11 günde·10/10
    Akçasazın Ağaları serisinin ikinci cildi de tıpkı ilk cildi olan Demirciler Çarşısı Cinayeti gibi "o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler olarak" başlar. Kitabın kahramanlarından Derviş bey'in değişen düzene serzeneşidir bu cümle. 1950'ler Türkiye'sinde yeni bir toplumsal düzen oluşmaya başlamıştır. Derviş bey, kendi dönemlerinin bittiğini, daha tam anlayamasa da kapitalizmin onları yenmek üzere olduğunu serzenişiyle, korkusuyla, kararsızlıkları, güven ile güvensizlik arasında yalpalayışı, geleneğe bağlı kalmak isterken yeni dünyaya da ayak uyduramayan halleriyle çıkar karşımıza bu kitapta. Artık ne Ankara'da, ne devletin kolluğunun üstünde gücü vardır. Güvendiği tek şey ortakçı olarak toprakları ektiği köylülüleridir. Birinci ciltte tanıdığımız Mustafa bey ise biraz daha erken anlamıi olmalı ki düzenin değiştiğini bambaşka bir yol seçmiştir kendine. Bir de Yusuf vardır; Derviş'in sadık dost dediği mahmud'un oğlu Yusuf. Yusuf'tan birini öldürmesini ister Derviş; yiğittir Yusuf ve bir o kadar da temiz. Ve Derviş bey'in; beyinin isteği üzerine adam öldürmenin ruhunda yarattığı tüm herşeyle karşı karşıya kalırız kitapta. Yaşar Kemal denildiğinde uzun betimlemlemelerle sayfalarca anlattığı doğadan kimi okurşar sıkılsa da Yaşar Kemal doğayı, Çukurova'yı sazlıkları, hayvanları, dağları ve akan suları birer özne haline getirir de sanki romanın bir başka kahmanıymış gibi anlatır bize. Derviş bey giden düzene ağıt dahi yakamaz belki de kendisi de bir başka gidenin; ermenilerin düzeninde, konaklarında yaşadığı içindir. Ve şimdi sıra bugünün zenginlerinin hikayesinin başlama zamanıdır. Kitap tadı damakta kalan bir roman olduğu kadar bir belgeselmişçesine de türkiye'yi, çukurova'yı anlatır okura.
  • HÜSEYİN NİHAL ATSIZ HAYATI
    12 Ocak 1905 - 11 Aralık 1975
    Hüseyin Nihal Atsız Bey'in babası, Gümüşhane ilinin Dorul ilçesinin Midi köyünden 'Çiftçioğulları' ailesine mensup (Deniz Makina Önyüzbaşısı) Hüseyin Ağa´nın oğlu (Deniz Güverte Binbaşı) Mehmet Nail Bey olup; annesi ise, Trabzon'un kadıoğulları ailesinden (Deniz Yarbayı) Osman Fevzi Bey´in kızı fatma Zehra Hanım'dır.

    Atsız'ın babası Mehmet Nail Bey (1877-1944) donanmaya girer ve Deniz Güverte Binbaşılığına kadar terfi eder. 1903 yılındaYüzbaşı iken ilk eşi Fatma Zehra Hanım'la evlenir. Bu evlilikten, 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal, 1 Mayıs 1910'da Ahmet Necdet (Sancar) ve Aralık 1912'de de Fatma Nezihe (Çiftiçioğlu) olmak üzere üç çocuğu olur.

    Atsız, ilkokula, altı yaşında, Kadıköy'deki Fransız okulunda başlar. Fakat çok geçmeden çıkan bir yangında okulun yanması sonucu aynı semtteki Alman Okulu'na verilir (1911) . Bir süre sonra, Kızıldeniz'de bulunan Malatya ganbotunun süvarisi olan babasının yanına gider. Bu arada Türk-İtalyan savaşı çıkar ve ganbotun İstanbul'un emri ile Süveyş'e sığınması üzerine Atsız'da bir kaç ay Fransız okuluna devam eder.

    İstanbul Sultanisi'nin onuncu sınıfında iken (1922) , imtihanla Askeri Tıbbiye'ye girer. Tıbbiyeden sonra Kabataş Lisesi'nde üç ay kadar yardımcı öğretmenlik yapar. Bilahere Deniz Yolları'nın 'Mahmut Şevket Paşa' adlı vapurunda katip olarak çalışır ve birkaç seferde katılır. Ancak bu işten tatmin olmaz ve 1926 yılında İstanbul Darülfünunu'nun (üniversitesinin) Edebiyat Fakültesinin yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolur.

    Atsız fakülteden mezun olduktan sonra, Hocası Köprülü, Maarif Vekaleti nezdinde Atsız için aracılık eder ve sekiz yıllık mecburi hizmetlerini affettirerek, kendi yanına asistan olarak alır (25 Ocak 1931) .

    15 Mayıs 1931'de 'Atsız Mecmua'yı çıkartmaya başlar. Yazı kadrosuna M. Fuat Köprülü, Zeki Velidi Toğan, Abdulkadir İnan gibi ilim adamlarının da dahil bulunduğu bu 'Türkçü ve Köycü' dergi, Ziya Gökalp'ten sonra Cumhuriyet döneminde Türkçülük çığrını açar. Dergi, 25 Eylül 1932 tarihine kadar 17 sayı çıkar. Atsız, Orhun dergisinin 1 Mart 1944 tarihli 15. sayısında, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun 1944 Şubat'ında Halkevinde verdiği konferansta komünistlerin küstah hareketleri ve sözleri nedeniyle, devrin başkanı Şükrü Saraçoğlu'na hitaben bir 'Açık Mektup' yayınlar. Bir yıl önceki Türkçe sözleri hatırlatılarak 'solculuğun müsamaha ve kayıtsızlıktan faydalanarak sinsi sinsi ilerlediğini' açıklar. Bunu ikinci mektup takip eder. Yurdun her yerinden ilgi gören açık mektuplar, kısa zamanda ülkenin gündemini meşgul etmeye başlar. Bu durumdan tedirgin olan zamanın Milli Eğitim Bakanı tarafından, Atsız'ın Boğaziçi Lisesi'ndeki Edebiyat öğretmenliği görevine 7 Nisan 1944 tarihinde son verir. Dergi kapatılır ve Atsız hakkında dava açılır.

    Atsız İstanbul'da oturduğu için, trenle Ankara'ya gider, garda binlerce genç tarafından karşılaşılır. Birçok genç tutuklanır. Mahkeme, Atsız'ı 4 ay hapis cezasına mahkum ederse de daha önce mahkumiyeti olmadığı ve iyi hali gözetilerek, cezalarının teciline karar verir.

    'Irkçılık-Turancılık' davası, 7 Eylül 1944'den itibaren haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eder, 29 Mart 1945 tarihli duruşmada, Atsız 6,5 yıla arkadaşları da muhtelif cezalara mahkum edilirler. Temyiz üzere Askeri Yargıtay kararı esastan bozar. Atsız, 1,5 yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir.

    1950-1951 öğrenim yılının başında Haydar Paşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da 3 Mayıs'ın kutlamaları için Ankara'da verdiği ilmi bir konferans bahane edilerek öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesindeki eski görevine iade edildi (1952) . Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1969'da emekliye ayrıldı.

    1950-1952 yıllarında yayınlanan haftalık Orhun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962'de kurulan Türkçüler Derneği'nin genel başkanlığını üstlendi. 1964'den vefatına kadar Ötüken dergisini yayınladı. Ötüken'de bölücülük hareketlerine karşı dikkatleri çeken yazıları sebebiyle kendisi 'bölücülük' iddiası ile suçlanarak yargılandı.

    Fikir hareketini yürütmek, Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemeyi, Allah'tan başka kimseden korkmamayı, dünya ile ilgili arzu ve ihtiyaçlara tenezzül etmemeyi gerektirir ki, her zaman saygı ve hayranlıkla andığımız Atsız; baş eğmeyen, diz çökmeyen ve bütün baskılara rağmen susmayan, susturulamayan bir dava adamı olarak, arkasından silinmez izler bırakarak tarihe geçmiştir.

    Nihal Atsız son derece mütevazı imkanlar içinde yaşamasına rağmen, Türk Edebiyatı'nın ve Türk fikir hayatının en değerli eserlerine dev boyutta eserler katmış ve tek başına Türk Milliyetçiliği'nin akademisi haline gelmiştir. 

    Eserleri

    Romanları 
    Dalkavuklar Gecesi, İstanbul 1941 
    Bozkurtların Ölümü, İstanbul 1946 
    Bozkurtlar Diriliyor, İstanbul 1949 
    Deli Kurt, İstanbul 1958 
    Z Vitamini, İstanbul 1959 
    Ruh Adam, İstanbul 1972 

    Öyküleri 
    'Dönüş', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , Orhun, sayı.10 (1943) 
    'Şehidlerin duası', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , Orhun, sayı.12 (1943) 
    'Erkek kız', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) 
    'İki Onbaşı, Galiçiya...1917...', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931) , Çınaraltı, sayı.67 (1942) , Ötüken, sayı.30 (1966) 
    'Her çağın masalı: Boz oğlanla Sarı yılan', Ötüken, sayı.28 (1966) 

    Şiirleri 
    Yolların Sonu, (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946 
    Afşın'a Ağıt 
    Aşkınla 
    Ay Yüzlü Güzel Konçuy 
    'Asker kardeşlerime', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.3 (1938) 
    'Ayrılık', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Bahtiyarlık', Kopuz, sayı.10 (1944) 
    'Bugünün gençlerine', Atsız Mecmua, sayı.1 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.1 (1938) 
    'Bugünün gençlerine' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.16 (1932) 
    Davetiye 
    Dosta Sesleniş 
    'Dünden sesler: Yarın türküsü', Orkun, sayı.53 (1951) 
    'Dünden sesler: Koşma', Orkun, sayı.58 (1951) 
    'Dün gece', Orhun, sayı.1 (1933) 
    Eski Bir Sonbahar 
    Gel Buyruğu 
    'Geri gelen mektup', Orkun, sayı.44 (1951) 
    'Harıralar', Çınaraltı, sayı.2 (1941) 
    Kader 
    Kağanlığa Doğru 
    Kahramanların Ölümü 
    Kahramanlık 
    Karanlık 
    Kardeş Kahraman Macarlar 
    Korku 
    'Koşma', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) 
    'Koşma' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.12 (1932) 
    'Kömen', Ötüken, sayı.2 (1964) , Ötüken, sayı.28 (1966) , Ötüken, sayı.95 (1971) 
    'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.79 (1970) 
    'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.82 (1970) 
    'Muallim arkadaşlarıma', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931) 
    Mutlak Seveceksin 
    'Nejdet Sançar'a ağıt', Ötüken, sayı.138 (1973) 
    'O gece', Orhun, sayı.2 (1933) 
    Özleyiş 
    Sarı Zeybek 
    Selam 
    Sona Doğru 
    'Şehit tayyareci Erkânıharp Yüzbaşı Kâmi'nin büyük hatırasına', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931) 
    'Şiir' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.8 (1931) 
    'Şiir' (başlıksız) , Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Topal Asker', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) , Kopuz, sayı.4 (1943) 
    'Toprak-Mazi', Atsız Mecmua, sayı.14 (1932) , Kopuz, sayı.3 (1943) 
    Türk Gençliğine 
    'Türk kızı', Tanrıdağ, sayı.4 (1942) 
    'Türkçülük bayrağı', Ötüken, sayı.119-120 (1973) 
    Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü 
    'Türklerin türküsü', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.2 (1938) 
    Unutma 
    'Varsağı' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.9 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.10 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    Yakarış I 
    Yakarış II 
    Yalnızlık 
    'Yarının türküsü', Çınaraltı, sayı.10 (1941) 
    Yaşayan Türkçülere Ağıt 
    'Yolların sonu', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 

    Diğerleri 
    Divan-ı Türk-i Basit, Gramer ve Lugati, Mezuniyet Tezi, Türkiyat Enstitüsü, no. 82, 111 s. (İstanbul, 1930) 
    'Sart Başı'na Cevap, İstanbul, 1933. 
    Çanakkale'ye Yürüyüş, İstanbul, 1933. 
    XVIıncı asır şairlerinden Edirneli Nazmî'nin eseri ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti, İstanbul, 1934. 
    Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa, İstanbul, 1935. 
    Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm, İstanbul, 1935. 
    XVinci asır tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, İstanbul, 1939. 
    Müneccimbaşı, Şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri', İstanbul, 1940. 
    900. Yıl Dönümü (1040-1940) , İstanbul, 1940. 
    İçimizdeki Şeytanlar (Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan eserini eliştirmek için yazılmıştı) , İstanbul, 1940. 
    Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1940. 
    En Sinsi Tehlike (Faris Erman'in 'En Büyük Tehlike'ye karşılık vermek için yazılmıştı) , İstanbul, 1943. 
    Hesap Böyle Verilir (Reha Oğuz Türkkan'a hitaben yazılmıştı) , İstanbul, 1943. 
    Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir (İ.Süruri Ermete: Üçüncü dereceden harb malûlü piyade subayı imzasıyla yayımlanmılştı) , İstanbul, 1943. 
    'Ahmedî, Dâstân ve tevârîh-i mülûk-i Âl-i Osman', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
    'Şükrüllah, Behcetü't tevârîh', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949. 
    'Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, Tevârîh-i Âl-i Osman', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.
    Türk Ülküsü, İstanbul 1956. 
    Osman (Bayburtlu) , Tevârîh-i Cedîd-i Mir'ât-i Cihân, İstanbul, 1961. 
    Osmanlı Tarihine Ait Takvimler I, İstanbul, 1961. 
    Ordinaryüs'ün Fahiş Yanlışları (Ali Fuat Başgil'e cevap) , İstanbul 1961. 
    Türk Tarihinde Meseleler, Ankara, 1966. 
    Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası, İstanbul, 1966. 
    İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebüssuud Bibliyografyası, İstanbul 1967. 
    Âlî Bibliyografyası, İstanbul, 1968. 
    Âşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul, 1970. 
    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler I, İstanbul 1971. 
    Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler II, İstanbul 1972. 
    Oruç Beğ Tarihi, İstanbul, 1973. 

    Makaleleri 
    (Ahmed Naci ile birlikte) 'Anadolu'da Türklere ait yer isimleri', Türkiyat Mecmuası, sayı.2 (1928) 
    'Türkler hangi ırktandır? ', Atsız Mecumua, sayı.1 (1931) 
    ''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) 
    ''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931) 
    'Hindenburgun sözleri', Atsız Mecmua, sayı.8 (1931) 
    'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.11 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.12 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Millî Seciye' buhranı, Atsız Mecmua, sayı.14 (1932) 
    'Türk vatanını peşkiş çekenlere', Atsız Mecmua, sayı.15 (1932) 
    'Sadri Etem Bey'e cevap', Atsız Mecmua, sayı.16 (1932) 
    'Bugünün meseleleri: Askerlik aleyhtarlığı', Astız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi, Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    'Vâlâ Nurettin Beyden bir sual', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932) 
    ('Çiftçi-Oğlu H. Nihâl' imzasıyla) 'Dede Korkut Kitabı hakkında', Azerbaycan Yurt Bilgisi, c.1 (1932) 
    'Kuş bakışı: Orhun', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar I. Türkeli, II. İlk Türkler', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'En eski Türk müverrihi: Bilge Tonyukuk', Orhun, sayı.1 (1933) 
    'Kuş bakışı: Türk Dili', Orhun, sayı.2 (1933) 
    'Türk tarihi Üzerine Toplamalar III. Yabancıların Türkeline saldırışı, IV.Milâttan önceki 5-4üncü asırlarda Türkelinde doğudan Çinlilerin, Batıdan Yunanlıların saldırışı', Orhun, sayı.2 (1933) 
    'X meselesi', Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Haddini bil! ', Orhun, sayı.3 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: V. Milâttan önce 3-2nci asırlarda Türkler arasında dahilî savaşlar', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Ahmet Muhip Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Şarkî Türkistan', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: VI. Kun devletinin dahilî teşkilâtı, VII. Kun (Oğuz) sülâlesi devrinde Türk birliği', Orhun, sayı.4 (1934) 
    'Komünist, Yahudi ve Dalkavuk', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'İkinci Türk Müverrihi: Yulıg Tigin', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Alaylı Âlimler', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref ve Hakimiyeti Milliye muharriri A. Muhip Beylere Açık mektup', Orhun, sayı.5 (1934) 
    'Alaylı âlimlerden Sadri Maksudi Beye bir ders', Orhun sayı.6 (1934) 
    'Cihan Tarihinin en büyük kahramanı: Kür Şad', Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar' Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Edirne Mebusu Şeref Beye İkinci Mektup', Orhun, sayı.6 (1934) 
    'Gaza topraklarının gazi ve şehit çocukları', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyetinin değerli bir işi', sayı.7 (1934) 
    'Baş makarnacının sırtı kaşınıyor' (Benito Mussolini'ye hitaben yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934) 
    'İnkilâp Enstitüsü Dersleri', Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Musa'nın Necip (!) evlâtları bilsinler ki:' (Yahudilere kasten yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934) 
    'Tavzih', Orhun, sayı.7 (1934) 
    Yirminci asırda Türk meselesi I. Türk Birliği', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Kanun Ahmet Muhip Efendiyi çarptı', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Moyunçur kağan âbidesi, Orhun, sayı.8 (1934) 
    'İstanbulun Fethi yılına ait bir mezar taşı', Orhun, sayı.8 (1934) 
    'Yirminci asırda Türk meselesi II. Türk Irkı = Türk milleti', Orhun, sayı.9 (1934) 
    'Türk Tarihi Üzerine Toplamalar', Orhun, sayı.9 (1934) 
    '16ncı asır şâirlarinden Edirneli Nazmî ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti', Orhun, sayı.9 (1934) 
    (Nâmık Kemâl hakkındaki fikirleri) , 'Namik Kemal', Millî Türk Talebe Birliği, sayı.3 (1936) 
    On beşinci asıra ait bir türkü, Halk Bilgisi Haberleri, yıl.7, sayı.84 (1938) 
    'Dede Korkut', Yücel, c.VIII, sayı.84 (1939) 
    'Cihan tarihinin en büyük kahramanı: Kürşad', Kopuz, sayı.3 (1939) 
    ('Çiftçi-oğlu' imzasıyla) 'Atalarımızdan kalan eserleri yıkmak vatana ihanettir', Kopuz, sayı.5 (1939) 
    'Türk tarihine bakışımız nasıl olmalıdır? ', Çınaraltı, sayı.1 (1941) 
    'Koca Ragıp Paşa, Haşmet ve Fıtnat hanım arasında şakalar', Çınaraltı, sayı.3 (1941) 
    'Dilimizi Türkçeleştirmek için amelî yollar', Çınaraltı, sayı.5 (1941) 
    'Türk ahlâkı', Çınaraltı, sayı.7 (1941) 
    '10 İlkteşrin 1444 Varna meydan savaşı', Çınaraltı, sayı.15 (1941) 
    'Büyük günler', Çınaraltı, sayı.16 (1941) 
    'İki mühim eser', Çınaraltı, sayı.17 (1941) 
    'En eski zamana ait Türk destanı. Alp Er Tunga Destanı', Çınaraltı, sayı.19 (1941) 
    'Namık Kemal', Çınaraltı, sayı.22 (1942) 
    'Mühim bir dergi', Çınaraltı, sayı.27 (1942) 
    'Millî şuur uyanıklığı', Çınaraltı, sayı.33 (1942) 
    'Türk gençliği nasıl yetişmeli? ', Çınaraltı, sayı.35 (1942) 
    'İran Türkleri', Çınaraltı, sayı.36 (1942) 
    'Dil meselesi', Çınaraltı, sayı.38 (1942) 
    'Rıza Nur', Çınaraltı, sayı.42 (1942) 
    'Yeni bir Selçukname', Çınaraltı, sayı.52 (1942) 
    'Günümüzün baş müverrihi ve büyük bir eseri', Çınaraltı, sayı.58 (1942) 
    'Osmanlı Padişahları', Tanrıdağ, c.1, sayı.10 (1942) 
    'Osmanlı Padişahları II', Tanrıdağ, c.1, sayı.11 (1942) 
    'Yeni eserler: 'Adana fethinin destanı'', Çınaraltı, sayı.82 (1942) 
    'Türk milletinin şeref şehrahı', Kopuz, sayı.1 (1942) 
    'Fatih Sultan Mehmet', Çınaraltı, sayı.88 (1942) 
    'Azizim Tevetoğlu', Kopuz, sayı.7 (1942) 
    'Türk Sazı', Türk Sazı, sayı.1 (1942) 
    'Türkiyenin Millî Futbol Maçları', Türk Sazı, sayı.1 (1942) 
    'Türkçülük', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Türkçülere birinci teklif', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'İki büyük yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942) 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 1', Orhun, sayı.10 (1942) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiye'nin Millî Futbol Maçları', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Büyük bir yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942) 
    'Türkçülere ikinci teklif', Orhun, sayı.11 (1942) 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 2. 1915 Çanakkale savaşlarının bilançosu', Orhun, sayı.11 (1942) 
    'Türkiyenin Millî Atletizm Maçları', Orhun, sayı.11 (1942) 
    'Savaş aleyhtarlığı', Orhun, sayı.12 (1942) 
    'İki şanlı yıl dönümü', Orhun, sayı.12 (1942)
    'Türkçülere üçüncü teklif', Orhun 
    (İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 3', Orhun, sayı.12 (1942) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) , 'Türkiyenin Millî Kılıç Maçları', Orhun, sayı.12 (1942) 
    'Şanlı bir yıl dönümü', Orhun, sayı.13 (1944) 
    ('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiyenin Balkanlararası Millî Güreş Maçları', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türk kızları nasıl yetiştirilmeli', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 4', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türkçülere dördüncü teklif', Orhun, sayı.13 (1944) 
    'Türkçülere beçinci teklif', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Yabancı bayraklar altında ölenlere ağıt' (Stalingrad muharebesinde şehit düşen Türk asıllı Kızıl Ordu askerleri için yazılmıştı) , Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Ülküler taarruzîdir', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Varsağı', Orhun, sayı.14 (1944) 
    'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye Açık Mektup (20 Şubat 1944 Pazar) ', Orhun, sayı.15 (1944) 
    'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye İkinci Açık Mektup (21 Mart 1944, Maltepe) ', Orhun, sayı.16 (1944) 
    Saracoğlu, 5 Ağustos 1942'de Başvekil seçildiğinde Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir diye konuştuğu için 'Türkçü Başvekil' olarak tanınıyordu.
  • Yaşar Kemal'in dört ciltten oluşan İnce Memed serisi eleştirmenler tarafından Türk edebiyatının en kıymetli eseri olarak kabul edilmiş. Hatta kitap ilk 1957'de Bulgarcaya çevrilmiş.1959'da Rusçaya. İngiltere, ABD, Fransa derken çeviriler birbirini izliyerek "İnce Memed", 40'ı aşkın dile çevrilmiş.

    Kitap, cumhuriyetin ilk yıllarında Çukurova'da geçiyor. Köyün ağaları köylüden zorbalık yaparak aldığı tarlaları sahiplenip toprakları diledikleri gibi yönetmekte. Çünkü hükümet yeni kurulduğundan, henüz yurt genelinde kontrolu sağlayamamış. Dünyaya gözlerini yeni açmış çocuklar, hayatın ne olduğunu anlayamadan bu acımasız çarkın içinde buluyorlar kendilerini. Bunlardan biri de İnce Memed. Aç sefil bir hayat yaşıyor tüm köylü. Birçoğu gittikleri yerden ve yaptıkları işten nefret etseler de karınlarını tok tutmak, yaşamlarını idame etmek için köydeki ağalara boyun eğmek zorunda. Buna dur diyecek bir yiğit çıkıyor karşılarına. İnce Memed...
    .
    Köydeki insanların birbirlerini desteklemesi, günlük yaşamları, jandarmaya yakalanmaktansa dağda eşkiya olmayı göze almış çaresiz insanlar, köylünün misafirperverliği. Okurken o sefaletin, o acının kalbinizi parçalamaması içten bile değil. O dikenler benim de ayağıma battı. Ben de aç kaldım. Üşüdüm, isyan ettim, Seyran Kız gibi ağıt yaktım, dağa çıktım eşkiya oldum, Hatçe oldum, kahpeçe oğlu öldürülen Iras oldum...
    .
    Betimlemer, yazarın seçtiği ifadeler, toplumun eşkiyalara karşı tutumu ve anlatım şeklinin sadeliği kişiyi adete kitaba bağımlı hale getiriyor. Okurken Çukurova'nın dağları, toprakları, yağmuru, kar dolu tepeleri gözümüzde canlanıyor, büyülüyor bizi. İçilen çorbanın kokusundan tutunda, yağan yağmurun ve toprağın kokusuna kadar her şey gerçekçi.

    2142 sayfalık kitap, sadece serinin birinci kitabını çok sevdim. Diğerleri bol miktarda tasvirlerle dolu. Ayrıca benim yaptığım hataya düşüp tüm seriyi aynı anda okumayın. Kitabı okumam bayağı uzun sürdü ve bir yerden sonra çok yordu beni. Hani çok sevdiğiniz bir yemeği her gün yer sonunda bıkarsınız ya, işte ben de o ruh haline büründüm.
  • 43 syf.
    Merhabalar kısa olabilecek incelememe hoş geldiniz.

    Arkada keman sesiyle hoş olabilir. Gerçi sadece keman yok sanırım.
    https://youtu.be/vBWCphAu8ik

    İlk önce şu Duino da nerdeymiş, Google Haritalar'ı bilgi amaçlı kullanayım dedim. Ne de göreyim minik tatlı bir kasabaymış, uydudan görünümü de çok hoş yaşamak istediğim bir yer olurdu, arkadaşıma da Duino'ya gidelim diye direttim ama sonra aklıma okulun açıldığı geldi. (Ağlama sesleri gelmiyor tabiki abartmayın.)

    Okuduğum ikinci çeviri şiir kitabı olma özelliğine sahip oldu bu kitap ve nedendir bilmem Rilke'yi kendime yakın hissettim. Ama belirteyim okumadan önce öyleydi. Çeviri şiirleri bilen bilir ana dilindeki anlam pek verilemez, ben okuyamıyorum falan der hatta birkaç arkadaşım. Ama ben tek tük çeviri şiir okumayı seviyordum yine, ilk okuduğum çeviri şiir kitabı da Illuminations kitabıydı. Pek bir şey hatırlamıyorum kitaptan ama birkaç dizesinin beynimden vurulma etkisi yaptığını hatırlıyorum.

    Neyse bu kitaba geçelim, Rilke bu kitaba 1912’de Adriyatik kıyısındaki Duino Şatosu’nda başlayıp, 1922’de Muzot’da (İsviçre) tamamlamıştır. Şato falan da deyince acaba Rilke denize bakarken de yazdı mı ya da sahil yürüyüşlerinde mi yazdı bu dizeleri diye geldi aklıma. Ama 10 yılda yazmak gerçekten üstünde düşündüğünü belirtiyor.

    10 tane ağıttan oluşuyor, birinci ağıt en iyisiydi bence. Nedeni ise:

    "Kim, bağırsam, duyardı çığlığımı melek saflarından?"

    diye başlaması sanırım. Şato'da yazdığı hissiyatı tahmin etmeye falan uğraştım hatta 10 yılda yazmış sonuçta!

    Duino sokaklarına daldım dizelerini okurken ve bir günde bitti ağıtlar, zaten bitebilecek bir kitap. İlk okuduğum Illuminations'dan farklı olarak daha yakın buldum dizeleri kendime ama yine de çeviri olmasından kaynaklı sanırım, eksik olan bir şeyler vardı ya da bir daha okumam gerekiyor bu kitabı. İleriki zamanlarda kimbilir belki tekrar okurum.

    Ağıtlar bitti, Rilke de odadan çıkıp gitti. Ve ilk sayfada yazan cümlenin aslında son sayfada yazması gerektiğini anladım. Ya da sihirli görünmez kalemle yazıyordu kimbilir!

    "HER ŞEY SONUNDA BİR KİTABA VARMAK İÇİNDİR." S. Mallarmé

    10 yılda yaşanan şeylerin hisleri vardı dizelerde ve bu 10 yılını dizelere aktarabilmişti Şair! Ne güzel!

    Incelememi okuduysanız teşekkür ederim, kendimce incelemeye çalıştım eğer bir hatam olduysa mâzur görün.

    İyi okumalar, kitapla kalın sevgili okurlar...
  • 208 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Rainer Maria Rilkeseçilmiş şiirler&duino ağıtları


    Rilke “ Üç kuşak vardır daima; birincisi, Tanrı’yı bulur; ikincisi tanrının üstüne daracık tapınaklar kurar ve onu zincire vurur; yoksul düşen üçüncüyse kendi zavallı kulübe ciklerini kurmak için Taşlar taşır, Tanrı’nın evinden der.Ve kendini Tanrı’yı bulan kuşaktan sayar.Bir çeşit dualar olan Saatler Kitabı bu arayıştan çıkar.



    Sanatını din haline getirmiş,peygamberce sözler söylemiş,derdi din kurucusu veya peygamber olmak değil tabi burdaki arayış.Ozan olmak,şiiri bütünüyle kavramak ve nitekim başarmış bunu.

    4 Ekim 1875 yılında Prag’da doğmuş.İlk şiiri 1891’de Viyana gazetesinde yayınlanmış.Hayatı boyunca çeşitli yolculuklar yapmış ve dünya edebiyatının önde gelen isimleriyle tanışmış.En önemli tanışma Lou Andreas Salome.Saatler Kitabının yazılmasında en büyük etken Salome.”Dünya bulutlu görüntüsünden sıyrıldı o zavallı ilk şiirlerimde ki birlikte akış ve çözülüşten kurtuldum,nesneler doğdular yavaş yavaş ve güçlükle öğrendim herşeyin ne denli yalın olduğunu,olgunlaştım,kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesindeyken seninle karşılaştım “ diyor.

    Paris müzelerinde Cezanne ve Rodin’nin eserleri derinden etkiliyor Rilke’yi.Sözlerde şiirler resmetmeyi,şiirler yontmayı öğreniyor.Bu şiirlerine Yeni Şiirler diyor.
    Varoluş koşulu olan yalnızlığına Militan yalnızlığım adını veriyor,yalnızlık onun vazgeçilmesi,yaşama biçimi halini alıyor.

    Birinci Dünya Savaşında askere alınıyor,dostları yardımıyla görevden bağışlanıyor.Fransa Hükümeti kitaplarına el koyuyor daha sonra bunları da kurtarıyor.Savaş boyunca Fransa’da şiirleri elden ele geziyor Rilke’nin.
    Uzun bir seslilikten sonra 1912 yılında,Triste’ye yakın Duino Şatosunda yazmaya başlamış ve tam on yılda Duino Ağıtlarını bitiyor.On beş gün sonrada Orpheus’a Soneler’i yazıyor.

    Duino Ağıtları’nın simgesi melek,kahramanlar,sevgilerine karşılık görememiş kadınlar,büyük sevenler,analar,genç yaşta ölenler,hayvanlar.


    Hayranı Mısırlı bir kadın evinde kaldığı şatoya ziyarete geliyor Rilke’yi ona Gül toplarken eline batan dikenle kan kanseri olduğu anlaşılıyor.İki ay sonrada ölüyor.Mezartaşına kendi hazırladığı şu dizeler yazılıyor.


    “Gül,ey saf çelişki,nice göz kapağının altında hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci.”

    Çeviri için Turan Oflazoğlu ,”Ozan bu şiirlerde kolay kavranamayan,yer yer soyut deyimlerle yüklü bir dil kullanır.Bu dilin güçlüğünden Almanlar bile yakınırlar” der.Gerçektende ilk okumada yarım bırakmıştım tekrar elime aldığımda başa dönüp yeniden okudum.Kitabın sonunda açıklamalar var,fakat kaçırdığım yerler illa ki vardır.

    SEKİZİNCİ AĞIT

    Bizse:hep seyirci,her yerde,
    herşeye dönük ve bağlı!
    Dolduruluruz.Düzenleriz.Çöker.
    Yeniden düzenleriz ve kendimiz çökeriz bu kez.

    Bizi kim böyle çevirmiş ki,n’etsek
    Neylesek,her durumda
    ayrılıp giden gibiyiz?Bütün vadisini kendine bir daha gösteren o son tepenin üstündeki nasıl döner ve durur,oyalanırsa,
    Öyle yaşarız biz de,hep veda ederek.
  • Rainer Maria Rilkeseçilmiş şiirler&duino ağıtları


    Rilke “ Üç kuşak vardır daima; birincisi, Tanrı’yı bulur; ikincisi tanrının üstüne daracık tapınaklar kurar ve onu zincire vurur; yoksul düşen üçüncüyse kendi zavallı kulübe ciklerini kurmak için Taşlar taşır, Tanrı’nın evinden der.Ve kendini Tanrı’yı bulan kuşaktan sayar.Bir çeşit dualar olan Saatler Kitabı bu arayıştan çıkar.



    Sanatını din haline getirmiş,peygamberce sözler söylemiş,derdi din kurucusu veya peygamber olmak değil tabi burdaki arayış.Ozan olmak,şiiri bütünüyle kavramak ve nitekim başarmış bunu.

    4 Ekim 1875 yılında Prag’da doğmuş.İlk şiiri 1891’de Viyana gazetesinde yayınlanmış.Hayatı boyunca çeşitli yolculuklar yapmış ve dünya edebiyatının önde gelen isimleriyle tanışmış.En önemli tanışma Lou Andreas Salome.Saatler Kitabının yazılmasında en büyük etken Salome.”Dünya bulutlu görüntüsünden sıyrıldı o zavallı ilk şiirlerimde ki birlikte akış ve çözülüşten kurtuldum,nesneler doğdular yavaş yavaş ve güçlükle öğrendim herşeyin ne denli yalın olduğunu,olgunlaştım,kendimi şekilsizlik içinde yitirme tehlikesindeyken seninle karşılaştım “ diyor.

    Paris müzelerinde Cezanne ve Rodin’nin eserleri derinden etkiliyor Rilke’yi.Sözlerde şiirler resmetmeyi,şiirler yontmayı öğreniyor.Bu şiirlerine Yeni Şiirler diyor.
    Varoluş koşulu olan yalnızlığına Militan yalnızlığım adını veriyor,yalnızlık onun vazgeçilmesi,yaşama biçimi halini alıyor.

    Birinci Dünya Savaşında askere alınıyor,dostları yardımıyla görevden bağışlanıyor.Fransa Hükümeti kitaplarına el koyuyor daha sonra bunları da kurtarıyor.Savaş boyunca Fransa’da şiirleri elden ele geziyor Rilke’nin.
    Uzun bir seslilikten sonra 1912 yılında,Triste’ye yakın Duino Şatosunda yazmaya başlamış ve tam on yılda Duino Ağıtlarını bitiyor.On beş gün sonrada Orpheus’a Soneler’i yazıyor.

    Duino Ağıtları’nın simgesi melek,kahramanlar,sevgilerine karşılık görememiş kadınlar,büyük sevenler,analar,genç yaşta ölenler,hayvanlar.


    Hayranı Mısırlı bir kadın evinde kaldığı şatoya ziyarete geliyor Rilke’yi ona Gül toplarken eline batan dikenle kan kanseri olduğu anlaşılıyor.İki ay sonrada ölüyor.Mezartaşına kendi hazırladığı şu dizeler yazılıyor.


    “Gül,ey saf çelişki,nice göz kapağının altında hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci.”

    Çeviri için Turan Oflazoğlu ,”Ozan bu şiirlerde kolay kavranamayan,yer yer soyut deyimlerle yüklü bir dil kullanır.Bu dilin güçlüğünden Almanlar bile yakınırlar” der.Gerçektende ilk okumada yarım bırakmıştım tekrar elime aldığımda başa dönüp yeniden okudum.Kitabın sonunda açıklamalar var,fakat kaçırdığım yerler illa ki vardır.

    SEKİZİNCİ AĞIT

    Bizse:hep seyirci,her yerde,
    herşeye dönük ve bağlı!
    Dolduruluruz.Düzenleriz.Çöker.
    Yeniden düzenleriz ve kendimiz çökeriz bu kez.

    Bizi kim böyle çevirmiş ki,n’etsek
    Neylesek,her durumda
    ayrılıp giden gibiyiz?Bütün vadisini kendine bir daha gösteren o son tepenin üstündeki nasıl döner ve durur,oyalanırsa,
    Öyle yaşarız biz de,hep veda ederek.