• Kalan umutlarımdan
    Birini seçip hepsini, hepsini hep kaybettim
    Şimdi kendimden geri
    Ne kaldı, ne kaldı kimseler duymadı, sadece duvarlar ağladı
  • 180 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Bazı kitaplar yalnızca bir moladır hayatınızda. Ne büyük hisler uyandırır, ne öğüt verir, ne de hayatınızı değiştirir. Yalnızca bir bahar rüzgarı gibi teninizi gıdıklayarak geçer ömrünüzün o birkaç saatinden. Yalnızca okursunuz üzerinde fazlaca oyalanmadan, yorulmadan. Yine de içinizi ısıtır, kalbinizi yumuşatır. Bu kitapta öyle bir kitap. Çok basit bir anlatımı var ve ilk sayfadan itibaren konuşmalar karakterleri canlandırıyor gözlerde. Söylenen her söz yerinde geliyor. Başlangıçta daha ayrıntılı ve yoğun bir şey okuyacağım sanırken aslında ufak bir hikaye dinliyorsunuz. Kitap düşünülüş şekli ile büyük bir roman olabilir, fazlaca okur elde edebilirmiş bence. Mesela bir Livaneli bunu geliştirmek konusunda çok daha iyi. Kıyaslamaktan ziyade bir eleştiri getirerek bu kurgunun üzerine daha çok düşülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Bayan Rosella o kadar naif, o kadar ince ruhlu bir kadın ki herkes sussun ve o hikayesini anlatsın istiyor insan ancak bunun için çok kısa bir zaman verilmiş ona.

    Bayan Rosella II. Dünya Savaşı yıllarında Istanbul'a sığınmış. Burada Türkçe öğrenmiş ve yıllar sonra, tekrar kendi topraklarına döndükten altmış yıl sonra o Türkçe anıları tazelemek adına gazeteye bir ilan vermiş. Türkçe bilen birini aradığını yazdırmış. Amacı gelecek kişi ile yalnızca Türkçe konuşmak. Çünkü Türkçeyi unutursa anılarını da kaybedeğini söylüyor. Bu ilana cevap veren kırgın ve hırçın bir genç kız olan Pelin ve Bayan Rosella'nın hikayesini okuyoruz. Ben çok daha ayrıntılı bir hikaye beklerdim ama fazla uzatılmadan bitmiş, insanda hoş duygular uyandıran bir kitap. Belli kavramlar üzerinde durulan sıcak bir hikâyeydi. Akıcı dili ve sürükleyiciliği ile birkaç saatte bitecek bir kitap. Kısa bir mola vermek isteyen herkese okumasını tavsiye edebilirim.

    İyi okumalar!
  • 40’lı yaşlar insana bir olgunluk, sakinlik, derinlik getirir. Birini 40’ından sonra daha iyi sevebilirsiniz, hatta daha iyi bir âşık olursunuz.
  • Kimse duymadan ölmeliyim
    Ağzımın kenarında
    Bir parça kan bulunmalı.
    Beni tanımayanlar
    "Mutlak birini seviyordu" demeliler.
    Tanıyanlarsa, "Zavallı, demeli,
    Çok sefalet çekti.."
    Fakat hakiki sebep
    Bunlardan hiçbirisi olmamalı.
    Orhan Veli Kanık
    Sayfa 185 - Adam Yayınları
  • zamanı yıllarla tartanlar 
    yanılırlar 
    hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle 
    hatta çoğu zaman kendiyle bile 
    yaşanır, içini tohuma bırakır 
    geçer gider 
    geçmez sandıkların bile 

    hiçbir geçen tartılmaz kalanla 
    neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan 
    kimse kimse kimse 
    sahi kimse 
    ya da hiç kimse 
    söylediklerimden çok 
    sustuklarım 
    seçtiklerimden çok 
    reddedilmek için 
    ne kadar varsam 
    o kadar kimseyim kendime 

    güç kötü bir şey 
    kaderken de 
    kaldıramazken de 
    güç kötü bir şey 
    güçlüyken de 
    güçsüzken de 
    kaldığın yerden devam etmenin karanlığı 
    benzemiyor hiçbir çaresizliğe 
    kimin kaldığı yer var ki dünyada 
    kaldım sandığın yer 
    bizden geçendir çoğunlukla 
    içimizi parçalaya çoğalta 
    hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla 
    bütün iş birinin dediği gibi, 
    yavaşça acele etmek aslında 

    ölene kadar yavaşla işte 
    ölene kadar yavaşla 
    ne başkalaştırırsan o kadarsın 
    başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma 

    çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez 
    bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca 
    bir bakıma hiçbir yerdeyiz 
    bir bakıma yalnızca buradayız 
    var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız 
    ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız 
    reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları 
    sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda 
    oysa biz buradayız 
    halsiz, kanıtsız 
    yılların neyi tarttığını bile bilmeden 
    kendi gücümüzün altında azala azala 

    kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil 
    hiçbir adanın almadığı yalnızlarız, 
    tamamlanmamış haritasında 
    define ve varlık 
    geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar 
    bir gün birbirini bulmanın umuduyla 

    gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek 
    kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman 
    hayat yanlışlarla kısalır 
    başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan 
    bir diğeri olarak çıkarız 
    gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız 
    içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile 
    bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir 
    bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir 
    hep öyle oldu bende 
    hep saklı kaldı içimdeki anahtar 
    ve hep aynı kilitte kırıldı 

    fikirler de zamanla değişir 
    kırıldıkları yerde 
    kırıldıkları yer her şeyi değiştirir 

    zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile 
    sonra başka bir başlangıcın kapısında 
    aynı korkularla kalakalırız 
    daha önce de söylemiştim: 
    kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine 
    her şiirin gizi başka bir şiirle 
    açıklar kendini 
    demiştim ya, hep öyle oldu bende 
    böyle katlandım kimsesizliğe 
    o birini ararken bile biliyordum 
    hiç kimse hiç kimse hiç kimse
  • Nietzche, sokaktan geçerken devrilip çukura düşmüş bir araba gördü; arabacı atın durumuna ve sakat kalması ihtimaline hiç aldırmadan her ne pahasına olursa olsun, atı kaldırmaya ve yola çıkarmaya çalışıyor ve bunun için de atı acımasızca kamçılıyordu; kamçı darbelerini yedikçe doğrulmaya çalışan at, ağır yükün baskısıyla tekrar çukura düşüyordu. Ayağı kırılmıştı. Durumu gören Nietzche çok sinirlenmiş ve arabacıdan böyle davranmamasını rica etmişti. Önce yükü indirip sonra atı kaldırmak gerekiyordu. Arabacı aldırış etmedi. Çabuk sinirlenen Nietzche, arabacının yakasına sarıldı ve ata kamçı vurarak eziyet etmesine izin vermeyeceğini söyledi. Arabacı bunun üzerine: ''Eğer bırakmazsan sana vuracağım.'' dedi ve biçare şair ve filozof Nietzche'ye vurdu. Attığı bir tekme, başına mı neresine isabet ettiği belli olmadan filozofun eve dönmesinden bir süre sonra, ölümüne yol açtı... Bu olayı dinleyen herkes, şimdi bizim hissettiğimiz gibi, kendi içinde bir çelişkiye düşer ve çelişik duygulara kapılır. Sizin her birinizin ''ben''inde iki kişi vardır: Biri, Nietzche'nin bu olaydaki ruh güzelliği ile ahlak, ruh ve duygu azameti, kendisini bir hayvana yardım etmek için feda ettiği bu hassasiyetin yüceliği; bir cinayete, bir faciaya tahammül edemediği için yaptığı bu iş karşısında heyecan duyar. Diğeri ise, bu mantıksız ahmakça olaya, yani büyük bir dahinin bir beygir uğruna ölmesine güler. Fakat burada ahmakça bir şey yoktur. çünkü bu mantıklı ya da mantıksız bir davranış değil, mantık dışıdır; mantığın, mantıklı yorum yapmanın ötesinde bir iştir. İşte ahlak ve aşk da böyledir. ihtiyaçlarımızdan birini karşılamak için bir seçim yapar, bizi sevmesi için birine sever veya ihtiyaçlarımızdan birini giderir ya da onun sevgisi bize bazı imkanlar sağlar diye birine sevgi beslersek, yaptığımız şey, gerçekte olsa olsa bir alışveriştir. Aşk ise her şeyi bir amaç uğruna elden çıkarmak ve karşılığında hiçbir sey, hiçbir ödül istememektir. bu büyük bir seçimdir. Ne seçimi? Başka biri yaşasın, bir ideali gerçekleştirsin diye kendine ölümü seçmesi.