• Eğer ebeveyn çocuklarına bir farzı terk etmeyi emrediyorsa, çocuk onlara itaat edemez; çünkü farzları terk etmek de masiyet/günah kapsamına girer.
    Ebu Muhammed el-Makdisî ve beraberindeki âlimlerin oluşturduğu fetva kurulunun vermiş olduğu bir fetvayı burada aktarmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Bir genç tevhidî ve cihadî düşüncelerinden dolayı babası tarafından şiddetli baskılara maruz kalır. Öyle ki babası, kendisini birkaç defa hastanelik edecek şekilde döver ve ilim tahsil ettiği sohbet halkalarına gitmeyi yasaklar. Çocukta babasına itaat etmek için sohbetlere katılmayı terk eder ve fetva kuruluna ―Benim bu nedenle sohbetleri terk etmemin hükmü nedir‖ şeklinde bir soru yöneltir. Soruya kurulun verdiği fetva şu şekildedir:
    “Farz-ı ayn olan ilimleri tahsil etmek senin üzerine farzdır. Aynı şekilde mescitte cemaatle namaz kılmanda böyledir. Baban seni bunlardan men ettiği zaman, ona itaat edemezsin. Bu görevleri yerine getirebilmek için babana açıkça muhalefet ettiğini göstermeksizin kurnazca davranmalı ve bu görevleri yerine getirmelisin...”
  • Merhaba A. Nasılsın? Bak sanal ortamdayım. Yani normal bir insan olma yolunda ilerliyorum. Ne yapmam lazım şimdi? Okuduğum kitapları mı ekleyeceğim buraya? Ya da buradan kitap mı okuyacağım? Belki yazdığım birkaç şiiri de eklerim ne dersin? Görüyor musun peki şimdi? Bütün bunları yapınca istediğin gibi mi olacağım? Çok mu soru sordum... Özür dilerim. Normalim artık. Çok seviniyorum şu an. Belki akşam arkadaşların yanına gidip iki siyasi muhabbet bile yaparım. Hani şu Neruda'yı okumamış ama Şili hakkında her şeyi bilen ya da Nazım'ın herhangi bir şiirini okuyup da anlamamış insanlarla... Aşık değilim artık sana. Çok değişiksin dedin ya bana. İnternetten bihaber bir insansın. Hiç arkadaşlarınla konuşmuyorsun. Sinemaya falan gittiğimiz de yok. İçimden dedim ama sana hatırla. Sinemalarda gidilecek film yok diye. Hangi sinema Kurosowa ya da Bergman filmi veriyor? Hangi arkadaşım dünya edebiyatına hakim? Bak hesap da açtım, insanları da ekledim. Konuşuruz bile belki. Konuşacak o kadar çok şey var ki... Hem burası bir kitap sitesi. Belki edebiyattan da konuşuruz. Birisi Svevo'yu sorar, diğeri Cortazar'ı... Belki Proust soran bile olur. Uzun uzadıya Bergson hakkında konuşuruz. Ama hiç zannetmiyorum A.. Sanallığın, nesnelliğin önüne geçtiği bir çağ değil henüz. Daha uzun yıllar var buna. En azından kendi zaman kavramım açısından böyle. Sanırım daha fazla yazamam. Beni sev diye bu kadar uğraşamam. Sevmek kelimesine çakılı kalmış zihnin, nöronlarımın arasındaki boşluğu bile doldurmuyor artık. Hoşçakal A..
  • Kitabı alırken bu gerçeğin neresindeyim,farkındamıyım,ne biliyorum,neleri bilmem/yapmam ge rekli,bunları yaşayanlara nasıl faydam olur vs.gibi düşüncelerle aldım..Kitapta okurken çok uzüntü duyduğum yaşanmış olaylar dışında,farkli kişilere sorulmus (avukat,cezaevi muduru...vs..) aynı tip soru ve cevaplarin birbirini tekrar ettigini ve çoğu gündemde uzun süre yer almis ve hepimizin bildigi vakalarin tekrar kaleme alındığını gordüm..Bunun yerine magdur ve istismarcilarin psikolojik ve sosyal son durumlarini bilmekte isterdim.Ayrica bana göre kitabın tavsiye edilen satış fiyati bazi sitelerde birkac tl daha az olsa bile hakettiginden cok fazla..Bu konuyla alakali bir sosyal sorumluluk projesinde kullanilsa gelirininin bir kismi o zaman ticari kazanc dusunulmeksizin bu hassas ve vurucu konunun kaleme alinmis oldugunu dusunebilirdim...
  • SPOİLER (SÜRPRİZBOZAN) İÇEREN BİR İNCELEMEDİR!

    Kitabın arka kapağında Brown'ın yazmış olduğu en güzel roman olduğu iddia ediliyor. Kitabı henüz bitirdim ve bazı kitaplarını okumamış olmama rağmen bu iddiayı doğru kabul ediyorum. Her zamanki gibi bir matematikle ilerliyor Brown'ın bu romanı. Alışagelmiş şekilde Profesör Langdon ve o gece tanışmış oduğu bir kadının başlarına bir gecede/günde gelen olayları okuyoruz. Genelde yazarın diğer romanlarında serim iki ayrı hikâyenin başlangıcının anlatımıyla başlardı ve düğüme geçilirken yavaş yavaş o hikâyeler birleşirdi. Ancak bu kez 3 hikâye ile başlayan romanda konu ilerledikçe mevcut hikâyeler dallanıp budaklandı ve sürükleyici bir polisiye roman havasına dönüştü. Hiç alışık olmadığım bir hevesle hikâyenin devamını tahmin etme uğraşına girdim. Bir yere kadar tahmin ettiklerimin gerçekleşmesi kitabı küçümsememe sebep olsa da bir yerden sonra yazarın özlediğim ve hayran olduğum o ters köşelerine yoğun şekilde maruz kalınca inanılmaz keyif aldım.

    Bu romanda klasik sanatın yanı sıra modern sanatın da anlatımı kuvvetlendirmesi ve klasik bir sanatseverin modern sanata tepkisini görmemiz önceki romanlar ile bu romanın arasındaki hoş bir farktı.

    Kitaptaki düğüm çözüm ve kriz anlarının büyük ustalıkla işlendiğini düşünüyorum. Ancak kitabın sonundaki çözümler biraz zayıf kalmış. Gizlerin beklenmedik sonuçlarla birer birer ve hızlıca çözülmesi okuyucuyu şaşırtsa da Edmond'un sunumunun yayınlanması biraz daha geciktirilebilirdi. Labaratuvarın içine girdikten sonrasında Ambra ve Langdon çok rahattı. Engellerle karşılaşmaları hedefi daha fazla merak etmemizi sağlayabilirdi. Kitabın sonu konusundaki beklentilerim düşüktü. Çünkü Cehennem ve Kayıp Sembol'de beklentimi yükseltmiş ve hayal kırıklığına uğramıştım. Bu kez bunun olmasından korkarak beklentimi düşürmüştüm. Ancak sonu beklediğimin üstünde bir etki yarattı. Kafamdaki bazı soru işaretlerinin son birkaç bölüm içerisinde yanıtlanması canımı sıktı. Bazı sorular cevapsız kalsa ve okuyucuyu düşünmeye teşvik etse daha güzel olabilirdi. Kirsch karakterine gelince; din konusundaki radikal muhalif tavrı, fütürist bakış açısı ve modern sanata olan ilgisi sebebiyle kendime benzettiğim için en sevdiğim Brown karakteri oldu.

    Okumuş olmaktan mutlu olduğum bir romandı. Ve bu da en uzun kitap incelemem oldu. Telefonumun hızı daha fazla görüş belirtmeme müsade etmiyor. Zaten daha fazla da söze gerek yok. Dogmatik bir insan değilseniz bakış açınızı değiştirecek bir roman.
  • İncelemeye başlamadan önce başlıkta da belirttiğim gibi; konu seçimi yaparken Psikoloji kelimesi yoktu. Kitap da günümüzün nesli, koca bir nesilden bahsetmektedir. Bu yüzden okuyup paylaşmanızı istiyorum. Maksat konu seçimine Sosyoloji-Psikoloji alanı da eklensin. Neden eklenmediği hâlâ zihnimde bir muamma. Felsefe var da neden Sosyoloji ve Psikoloji yok... Bu tepki yazısından sonra incelememize başlayalım haydi bismillah...

    Ben Nesli kitabını ilk keşfim, başka bir kitabı okurken muhtevasında kitapla ilgili alıntı yapmasıyla oldu. Sonra dedim ki, ben bu kitabı kesin okumalıyım. Hakikaten günümüzün gençleriyle ilgili olan Ben Nesli dediğidir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, bu nesli a'dan z'ye kadar yaşayışını ele almıştır. Sadece Psikolojik alanda değil, bunu yaparken de Sosyolojik alanla mündemiç etmiştir.

    Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi, birçok gazete ve köşe yazarlarının ilgi odağı olmuştur: Akşam, Hürriyet, Gerçek Hayat, Taraf...

    "Düşünce yapımız, ideolojimiz veya inancımız ne olursa olsun, geleceği tehlikede olan söz konusu "varlıklar", canımız, cananımız, bizim çocuklarımız...
    (Psikiyatr Dr. N. Mustafa Merter [Türkiye Benötesi Psikoloji Derneği Başkanı
    Üsküdar, Ocak 2009] ) sayfa dokuzdaki bu alıntıyı olur okumaz bir kez daha iyi bir kitabı keşfettiğimin haklı gururumu yaşıyordum. Aynı zamanda tüylerim diken diken oluyordu. Ne oluyoruz... Nereye gidiyoruz veya gidiyolar...

    Kitap her ne kadar Amerika toplumunu anlatmışsa da bize çok yakın özellikleri barındıran yaşamlarına satır aralarında tanıklık ediyoruz. Bu yüzden önyargılı okumayın. Özellikle de ebeveyn ve ebeveyn olmaya yakın insanlar okumalı. Koca bir nesil geliyor ardımızdan, bizle beraber. Kitapta üç nesilden bahsediliyor aslında 2. Dünya Savaşı'nın olan nesil, 1960 nesli ve günümüz Ben Nesli...

    Çeşitli istatistik verileri ortaya koyarken bu üç nesli karşılaştırarak geçmişten günümüze insan yaşayışlarının ve tavırlarının panaromasını gözler önüne serer. Eskiden insanlar birbirleri için yaşarken çağımızın vebası olan Ben'i düşünerek narsizm gibi bir tehlikeye gark oluyorlar. Artık kimse kimseyi düşünmüyor. Bir soru sorulunca cevabında o kişinin hesabına nasıl geliyorsa öyle veriliyor. Eskiden bir grup veya cemaat diyelim; onlardan birine bir soru sorulduğunda cevabı cemaatin uygun görmesi, diye cevaplandırılırdı. Şimdilerde ise kendi duygu ve düşüncelerini temel alarak veriliyor cevaplar.

    İşte kitap bu cevapları veren bireyleri kimler yetişirdi... işte tam da bunun peşindedir. Medya... filmler... şarkılar... kitaplar... bunların tek tek analizini yaparak açıklamıştır. Hakikaten de öyle oluyor bu işler. Nesil yetişirken sağdan-soldan duyduklarını yapmazsa nereden gelir bu düşünceleri... uzaydan mı... (Uzaydan geldi diyenler devam etsin)
    Hep kendini düşünme vardır bu nesilde. Benim kariyerim... benim param... benim hayatım... Bu şekilde yoz yaşam sürüyoruz malesef. Bu şekilde toplumumuzu yıkıyoruz. Oysa ki insan çoğu zaman tek başına yemek dahi yiyemez. Nice cimri insanlar topladıkları paraları yemeden ölüp gittiler. Hakikaten de bu durumla bu neslin durumunun birbirinden hiçbir farkı yok. Yalnız hiçbir şey hiçbir zaman olmaz.

    'Bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığı da vardır bu nesilde. Ve boş düşüncelere dalma da vardır. Siyasetle ilgilenmez. 'Ben tek başına neyi değiştirebilirim ki' demekle yol tutar hayatında. İşte asıl mesele de bu: sen tek başına değiştiremezsin. Hele bir grup bilinci kazan, hele bir kendini değil de insanlığı düşün. İşte o zaman farkı görürsün. Sosyoloji Nedir (Joseph Fichter) kitabında da yazar: "İnsanların içinde gizil güçler vardır. Bu gizil güçler birkaç kişiyle,(toplumla) yaşamaya iter." Hakikaten de öyle bizler toplumla yaşamaya mecburuz. Münzevi hayat insan fıtratına aykırıdır. Aile yapısını bu şekilde yok ediyorlar veya ediyoruz; diyeyim.

    Ben Nesli'nin karşı cinsleriyle ilişkilerini de ele almıştır bu kitap. Artık kürtajlar yasallaşmış. Çocuk yapmak karara bağlanmıştır. Evlenmeden birliktelikler çoğalmış... son dediğime dikkat edin! Evlenmeden birliktelikler... birliktelikler... birlikte... Bunun tehlikeli olduğu farkına varmamışsanız biraz yardımcı olalım. Eğer bu birlikteliklere çekidüzen verilmezse aile kavramı yok olur. Nasıl mı... Bunlar aynı evde yaşayacaklar ve çocukları da olacak evlenmeden(ki olan da var bayağı). En basitinden erkek olan evi terk ederse... Alın size babasız bir çocuk. Babasız büyüyecek. Ki ben Amerika'da öyle olan çok insan tanırım. Shaquille O'Neal(emekli olan ünlü basketçi) da onlardan biri. Nafaka hakkı yok. Çocuğa miras yok. Baba şefkati yok. Aile yok... toplum yo...

    Tekrar edecek olursak... Yeni bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bizim toplumumuza yansıması an meselesi. Bizler bunlara izin vermemeliyiz. Çocuklarımızı ahlakî değerlerini öğretip toplumla yaşamaya adapte olan bireyler halinde yetiştirmeliyiz. Kitabın son bölümünde kendince çözüm önerileri sunmuştur yazar. Bazıları benim de kafama yattı. Kendisine çok teşekkür ederim yazarın. Hakikaten beni aydınlattı. Bilmediğim konular da vardı. Artıl bildiğim konular oldu. Bayağı kütüphane gezmiş bu kitabı telif etmek için. Araştırma yapmak için çok kitap tozu yutmuş kendisi. Koca bir nesilden bahsediyor, kolay mı... Kitabı okuyun mutlaka. Canınız sıkılsa da...
  • ? Soru İşaretlerinden Biri
    Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş
    Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
    Dikilsen dağların ötesini tutar elin
    Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
    Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
    Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
    O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
    Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde
    Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
    Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
    Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
    Rızık korkusu can korkusu baş mesele
    Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
    O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
    Başını eğmiş zalimleri dinlersin
    Dersin 'lokmam ellerinde'
    Filistin bir sınav kağıdı
    Her mü'min kulun önünde
    De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
    De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine
    Cahit Zarifoğlu
  • İzin verin de size anlamsız birkaç soru sorayım: Ne vakitten beri ve niçin parasızsınız? Neden eskiden Viyana'da geniş bir dost çevreniz varmış da, şimdi kimselerle görüşmüyorsunuz?
    Dergilere yazdıklarınızı göndermek istemiyorsunuz bana, öyle mi? İnanmıyorsunuz bana öyleyse... Kafamda yarattığım kadını sarsar mı sandınız? Bakın işte, bu gücendirdi beni, küstüm size; daha iyi, yüreğimin kuytusunda birazcık küslük bulunsun size karşı, dengeyi sağlar.